(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Demokrasi Platformu çağrılarına yenisini ekledi. Meclis’in açıldığı gün ‘siyasete çağrı’ başlığıyla uzun bir metin yayınladı. Metnin altında imzası olan isimler dikkat çekici. AK Parti de siyaset yapmış Ertuğrul Günay, Hüseyin Çelik ve Ertuğrul Yalçınbayır’ın yanısıra, merkez sağ kökenli Bahattin Yücel, Nesrin Nas, Abdülbaki Erdoğmuş, DSP ve DEM kökenli bakanlar Hakan Tartan, Müslüm Doğan gibi isimler var. Siyasi açıdan renkli bir topluluk… Haşim Kılıç da imzacılar arasında…
Çağrı metni basit mesaj değil ‘reform hatta devrim niteliğinde’ çözüm önerileri içeriyor. Çağrının adresi sadece iktidar değil, muhalefeti de içine alan siyasetin bütünü… Yani öncelik Meclis… Milletvekilleri dahil… Meclis dışında kalan partiler de… Toplumu da adresini içinde görmek lazım. 5-6 sayfalık metne ‘can alıcı tespit’ ve ‘çözüm teklifleri’ sığdırılmış. Zamanlama iyi… 1 Ekim yalnızca yeni yasama döneminin başlangıcı değil, aynı zamanda yol haritalarının belirlendiği tarih…
Yakıcı bir soruyla başlıyor metin; “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında yazılı olduğu üzere demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti mi yoksa çevremizde ve dünyada çokça örneklerini gördüğümüz halktan kopuk, otoriter ve totaliter ‘sözde’ cumhuriyetlerden biri mi olacak?” Böyle bir risk mi söz konusu? İki yolun ağzında mı ülke? Biraz öyle galiba… Erdoğan’ın ABD seyahatinde ülkenin ‘otoriter eğilimine’ dikkat çekildi.
AK Parti 2002’de çok iyi başladı. AB ile müzakere sürecini hızlandırdı. Peş peşe ‘reform paketleri’ çıkardı. Demokrasinin standartları arttı. Tam üyelik için epey mesafe kat etti, Brüksel’e çok yaklaştı. Fakat sonra işler tersine döndü. AB gündem olmaktan çıktı. Türkiye AB ile tam üyelik müzakereleri yapan bir ülke… Süreçten uzaklaşmak demokratik sistemi geriletti. Altında bizzat AK Parti’nin imzası olan reformlar uygulanmaz hale geldi. Kuvvetler ayrılığının çizgileri kayboldu.
Türkiye bugün ‘sözde’ cumhuriyet ile ‘özde’ cumhuriyetin yol ayrımında tespitine ‘hayır’ demek zor. ‘Özde’ Yaşar Büyükanıt’ı çağrıştırsa da cumhuriyet demokrasi ile taçlanmadıktan sonra anlamsız. Bir zamanlar Rusya’nın güdümündeki doğu bloku ülkelerinin adında ‘cumhuriyet’ vardı. Libya tek cumhuriyet değil, cumhuriyetler diye isim almıştı. İçine doldurmadıktan sonra ‘cumhuriyet’ boş bir addan ibaret kalır. Farklı siyasi görüşleri bünyesinde toplayan Demokrasi Platformu’nun ‘demokrasi sorununa’ dikkat çekmesi manidar. Görmezden, duymazdan gelinemez.
AK Parti iktidarında iki farklı dönem de yaşandı. Dün “yıldız gibi parlayan bir ülke” bugün ise “sistemi tartışılan bir ülke statüsüne” geriledi. İçerideki sıkıntıların AK Parti’nin ayarlarını bozduğu gerçek. Kısa süreli demokrasiden uzaklaşmanın gerekçeleri olabilir. Fakat bunların kalıcı hale gelmesi ve sistem değişikliğine dönüşmesi kabul edilemez. Evet, 15 Temmuz bir travmaydı… Ama atlatıldı. Yönetimin de ‘normalleşmesi’ gerekir. Sürekli olağanüstü iklimde yaşanmaz.
‘Parlamenter sistem’ çağrı metnini önerilerinden biri; “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye’nin derdine deva olamamıştır. Eksiklikleri giderilmiş ve güçlendirilmiş bir parlamenter sisteme mutlaka geçilmelidir”. Eski sistemin de aksayan yönleri vardı. Koalisyonlar ülkeyi istikrarsızlaştırdı. Başkanlığı andıran yeni sisteme geçildi. Denendi, sınandı. Bu da olmadı. Tekrar 1940’lı yıllara dönüldü. Çok eleştirilen tek parti dönemine… Valilerin il başkanı gibi görev yaptığı CHP devrine… Oysa o dönemi en çok eleştiren siyasi kadro AK Parti’nin de içinde bulunduğu sağ siyasetti. Ama bugün CHP’ye benzedi.
‘Parlamenter sistem’ tartışması bir şekilde ülkenin gündemine girecek. Cumhurbaşkanlığı sisteminde Meclis’in ağırlığı ve önemi azaldı. Denetleme mekanizmaları ortadan kalktı. Demokratik kriterin ilk ölçüsü olan ‘kuvvetler ayrılığı’ tartışmalı hale geldi. ‘Kuvvetler tek elde toplandı’ eleştirileri boş değil. Önümüzdeki seçimlerin propaganda malzemelerinden biri bu konu olacak. Muhalefetin potansiyel adaylarından Mansur Yavaş’ın en büyük vaadi bu; Parlamenter sistem… Ekrem İmamoğlu da taraftar…
Çağrı metni kapsamlı bir metin. Sadece parlamenter sistem yok. Başka ne mi var? İşte o bölüm;
“Bütün kişileri ve kurumları Anayasanın üstünlüğünü tanımaya, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymaya… Parti içi demokrasiyi ve seçmenin seçime etkili katılımını sağlayacak yeni Seçim ve Partiler Yasası yapmaya… Siyasetin finansmanını düzenleyen, para ilişkisini sınırlayan ve saydamlığa kavuşturan Siyasi Ahlak Yasası çıkarmaya… Ülkeyi yönetilemez hale getiren 2017 Anayasa değişikliklerini
kaldırmaya… TBMM’den başlayarak kamu kurum ve makamlarında israfa son verecek, verimliliği ve tasarrufu özendirecek düzenlemeler ile birlikte ekonomiyi sağlıklı işleyişine kavuşturacak yapısal reformları yapmaya… İktidarı ve muhalefetiyle bütün siyasi tarafları, her türlü ayrımcılıktan, kin ve nefret söyleminden uzak, temiz, birleştirici bir dille konuşmaya, topluma, özellikle de gençlere olumlu örnek
olmaya çağırıyoruz”.
Tespitler de doğru, çözüm önerileri de… Bugün ya da yarın siyaset bu çağrıya kulak vermek zorunda kalacak. Türkiye sık sık risk ve tehlikenin sınırlarında dolaşsa da sonunda rayına oturmasını becerebilen bir ülke…
Anadolu’da bütün yollar demokrasiye çıkar. Metne imza atanların bir politik beklentisi olduğunu sanmıyorum. Yoksa her biri istese bugün aktif siyaset yapabilir. Ülke sorunlarına ilgisiz kalamamanın bir neticesi olmalı.





















