(The Turkish Post) – SERHAT AKINCI
Arapça “Karib” sözünden türeyen ve lügatte yaklaşmak, Allah’a yakınlaşmaya vesile olan şey anlamlarına gelen kurban; O’nun rızasını kazanmak için ibadet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı Allah için vermeyi ifade eder.
İnsanlık tarihi boyunca bütün ilahî dinlerde kurban kesme uygulaması mevcuttur. Kurbanın tarihçesini Hz. Âdem’in oğulları Kabil ve Habil’in kurban takdim etmelerine kadar götürmek mümkündür. Rabbimiz “Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine Allah’ın adını ansınlar diye biz her ümmete kurban kesmeyi bir ibadet biçimi kıldık. Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Öyle ise O’na teslim olun. (Ey Muhammed) Allah’a gönülden bağlananları müjdele!” (Hac/34) buyurmaktadır.
İlk insandan bu yana bütün ümmetlere oruç, namaz, zekât vb. ibadetler meşru kılındığı gibi, kurban kesmek de meşru kılınmıştır. İnsanlık tarihinin ilk dönemlerinden itibaren bu uygulama devam edegelmiştir. Kurban, bütün ilahî dinlerde var olan bir ibadettir. Yüce Rabbimiz kurban kesmeyi bir ibadet biçimi kılmıştır. İbadet de Allah’a saygı ile boyun eğmek ve emirlerine itaat etmek demektir. İbadet, saygı ve itaatin en yüksek derecesidir. Böyle bir saygı/ibadet, sadece varlığı yaratan ve her şeyimizi kendisine borçlu olduğumuz Allah’a yapılır. Kurban da Allah’ın emrine itaattir, ona saygının ve O’na teslim olmanın bir göstergesidir.
Tevhidî inançta kurban ibadeti, Allah için, O’nun razı olacağı şekilde ve belirlediği şartlar çerçevesinde yerine getirilir. Ancak tarih içerisinde önceki tevhidî dinlerin bozulması ve yozlaşmasıyla insanlar kurban ibadetinin aslından uzaklaşmışlardır. Nitekim kökeni semavî olan Yahudilik ve Hıristiyanlıkta da kurban telakkisi bir hayli değişikliğe uğramıştır. İslam Dini ortaya çıktığında, Arap coğrafyasında hâkim olan putperestlikte de kurban bilinmekteydi ve putlar adına kurban kesiliyordu. İslam her kötü âdeti yıkıp tevhidi ve doğru esasları koyduğundan, şirki reddederek şirk adına kesilen hayvanların yenmesini de haram kılmıştır. (Mâide Sûresi, 5/3; Bakara Sûresi, 2/173)
Kurban ibadeti, ümmet-i Muhammed’e hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır. İslam’da kurbanın dinî hükmüyle ilgili olarak Kur’ân ve Hz. Peygamber’in (sav) sünnetinde önemli açıklamalar yer almış ve fıkıh kitaplarında bu konu ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Allah’a kurbiyete(yakınlık) vesilen olan Kurban; bütün semavi dinlerin Peygamberi İbrahim peygamberin rüyasında oğlunu kurban ettiğini görmesi ile başlar. Rüyasında bir ömür boyu yıllarca bekleyip, Allah’tan istediği ve kendisine varis olacak biricik oğlu İsmail’in kurban edilmesi emrediliyordu. Öyle bir baba ki; çok merhametli, müşfik, yufka yürekli, yumuşak kalpli bir baba… Âyetin ifadesiyle “Cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah’a vermiş biri idi.” (Hud /75)
Hz. İbrahim, bir ömür boyu tevhidin bayraktarlığını yapmış, insanları hanif olan dine davet etmişti. Kendisine varis olacak biricik evladı için Hz. Hacer’le evlenmişti. Nihayet Rabbi ona bir ömür bekleyip durduğu, göz aydınlığı olacak salih evladı, İsmail’i vermişti. O, evlat konusunda ilk imtihanını İsmail daha bir bebek iken kuş uçmaz kervan geçmez dağlık bir yerde onu ve annesini bırakarak vermişti. İbrahim bu imtihanı geçmişti. Ama bu seferki imtihan, insanın dimağını zorlayan bir imtihandı. İsmail büyümüş, koşup oynadığı neşeli ve sevimli bir yaşa gelmişti.
Bir insan için çok zor bir durum, ama İbrahimler için pek zor değil. Tam böyle zamanda, bir gün İbrahim “Oğulcuğum! Şu vadiye gidelim.” dedi. Rabbinin kendisine emrettiğinden hiç bahsetmedi. Baba, oğul vadiye yöneldiklerinde şeytan bir adam suretine girip, Allah’ın emrini yerine getirmekten vazgeçirmek için İbrahim’in yolunu kesti.
Şeytan:
“Sen herhâlde İsmail’i boğazlamak istiyorsun.” dedi.
İbrahim :
“Sen hiçbir babanın çocuğunu boğazladığını gördün mü?” diye sordu.
Şeytan:
“Evet, o baba sensin.” dedi.
İbrahim:
“Ben çocuğumu ne için boğazlayacakmışım?” diye sordu.
Şeytan:
“Sen bunu Allah’ın sana emrettiğini sanıyor ve söylüyorsun.” dedi.
İbrahim :
“Eğer Allah bunu yapmamı emretti ise Allah’a boyun eğip onun emrini yerine getirmeyi uygun bulurum.” dedi. Şeytan, İbrahim’den ümidini kesince, İsmail’in önünü kesti.
Şeytan:
“Ey çocuk! Baban seni nereye götürüyor biliyor musun? Vallahi baban seni boğazlamak istiyor, boğazlamaya götürüyor.” dedi.
İsmail:
“Babam beni ne için boğazlayacakmış?” diye sordu.
Şeytan:
“Rabbinin bunu kendisine emrettiğini sanıyor.” dedi.
İsmail :
“O, Rabbinin kendisine emrettiği şeyi yapsın. O’nun her nerede olsa Rabbine boyun eğmesi, emrini yerine getirmesi daha iyidir.” dedi. Şeytan, İsmail’in da kendisini dinlemekten kaçındığını görünce hemen annesine gitti. “Ey İsmail’in annesi! İbrahim’in İsmail’i nereye götürdüğünü biliyor musun? O İsmail’i boğazlamaya götürdü.” dedi. Hz. Hacer “Bir babanın çocuğunu boğazlayabileceğini nasıl düşünebiliyorsun? Hayır, öyle değil, o oğluna karşı çok şefkatlidir.” dedi.
Şeytan:
“O, bunu Allah’ın kendisine emrettiğini söylüyor ve öyle zannediyor.” dedi.
Hz. Hacer:
“Her nerede olsa onun Allah’a boyun eğmesi, Allah’ın buyruğunu yerine getirmesi daha iyidir.” dedi. Şeytan İbrahim’e, onun ev halkına bir şey yapamadan, kızgın bir hâlde geri döndü. Hepsi Allah’ın emrine boyun eğmede birleşmişlerdi.
Vadiye vardıklarında İbrahim (as) İsmail’e (as) : “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” diyerek kendisine emrolunanı haber verdi. İbrahim tereddüt etmiyordu. İsyan etmiyor, neden demiyor, o benim biricik evladım, başka evladım da yok demeden, tereddütsüz ateşe atılmaya razı olduğu gibi, burada da tereddüt etmeden Rabbinin emrine boyun eğiyor ve bir peygamberden beklenen teslimiyet ve tevekkülü gösteriyordu.
İsmail (as) :
“Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” (Saffat/102) dedi. Oğul da tevekkül ve teslimiyette babasından geri kalmıyordu. “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap!” diyordu. Babasını vazgeçirmeye çalışmak şöyle dursun, babasının Allah’ın emrini yerine getirmesi için babasına yardımcı oluyordu. Ta ki babası merhametinden, yufka yürekliliğinden bu işi terk etmesin diye… Her ikisi de Allah’ın emrine teslim olmuşlardı. Büyük bir imtihan, şahsın büyüklüğüne göre imtihan da o derece büyük oluyordu.
Ardından İsmail babasına:
“Sen bunu anneme bildirdin mi?” diye sordu. İbrahim (as) :
“Hayır bildirmedim.” dedi.
İsmail (as) :
“Bildirmemekle iyi ettin.” dedi.
Nihayet her ikisi de Allah’ın emrine boyun eğip, İbrahim onu boğazlamak için yüzüstü yere yatırdığında Yüce Allah tarafından; “Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. İşte sana oğlunun yerine boğazlayacağın kurbanlık!” (Bkz. Saffat Sûresi, 37/105) denildi.
İbrahim bir de ne görsün. Cebrail’in yanında boynuzlu bir koç duruyor. “Kalk yavrum sana fidye geldi.” dedi. O koçu 《İbn-i Abbas’tan nakledilen bir rivayette (mevkuf olarak) bu koçun Habil’in Allah’a takdim ettiği koç olup, Cennet’e konulup uzun seneler orada kaldığı ve İbrahim’e İsmail’e bedel kesmek için verildiği anlatılmaktadır. Orada yani Mina’da kurban etti.
Yaratan hiçbir zaman İsmail’in kanını murat etmedi. Onun kurbana asla ihtiyacı da olmadı. Hz. Âdem’den son Peygamber’e kadar hiçbir peygamber, hiçbir kitap insan kanının akıtılmasını emretmemiştir. Aksine bunlar, kanın akmasına engel olmaya çalışmış ve insanlığa hayat vermişlerdir. Maksat Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’i imtihan etmekti. Tevekkül, ihlâs ve teslimiyetlerini ölçmek idi. İbrahim’in yolunu takip edenlerden de et ve kanı değil, niyetlerinde ihlâs ve takvayı istedi. İbrahimî bir duruşu, İbrahim ve İsmail’in teslimiyetini.
Şimdi ey sen İbrahim’in torunu, onun takipçisi değerli kardeşim… Bugün de sen kurban emrine muhatapsın. Kurban Allah’ın Hz. İbrahim’i imtihan etmesinin bir devamıdır. O çocuğunu kurban etmekle imtihan oldu. Bizler de paraya, makama, bedenin gayri meşru taleplerine gem vurmak ve Allah’ın sana meccanen verdiklerini onun yolunda harcamakla, kurban kesmekle imtihan oluyoruz.
Hacılar her sene Mina vadisinde Hz. İbrahim’in iman ve teslimiyetine şahitlik ederler. Hacılar Hz. İbrahim gibi teslim olduklarını ve iman ettiklerini göstermek için kurban keserler. Mina’da bulunmayan Müslümanlar da buna iştirak ederler.
Aslında Hz. İbrahim’in kıssası bitmemiştir, bizim için de geçerlidir. Bizler de en değerli olan İsmail’imizi feda edebilecek miyiz? Hiçbir şeye değiştiremediğimiz, uğruna ölmeyi göze aldığımız, bizim her şeyimiz olan İsmail’imizi O’nun uğrunda feda edebilecek miyiz? Yoksa parayı, malı-mülkü, makamı, kariyeri, güzelliği veya her şeyde kendimizi Dünyanın Greenwich’i gibi gören egosantrizme, granitleşmiş gururumuza, Everest dağının şahikalarında kibrimize mi tercih edeceğiz? Yoksa kendi içimizde kendimizi fethederek, Hz. İbrahim ve Hz. İsmaillerin yolunda teslim tevekkül ile nefsimizi sıfırlayarak, Allahın huzurundan kovulan şeytana ait evsaf olan gururumuzu, kibrimizi kıracak, Lut gölü seviyesine mi çekeceğiz?
İmtihanın sırrı da burada…
Hz. İbrahim’in çok sevdiği oğlu Hz. İsmail’den Allah için vazgeçmesinin sembolik geleneğini sürdürüyoruz her kurbanda.. Allah için, O’nun dışındaki her şeyden vazgeçmektir kurban. Kurban ibadetinin kulluk bilinci, toplumsal düzen ve sağlık açısından birçok faydaları da bulunur. İnsan vücudunda sentezlenemeyen, dışardan alınması zorunlu olan esansiyel aminoasitlerin vücuda alınıp metabolize edilebilmesi için hayvansal ürünler tüketilmelidir.
Normal zamanlarda et yiyecek durumları olmayan insanlara, Kurban Bayramı’nda etler ulaştırılır. Zenginin çok daha zengin, fakirin daha da fakir olduğu, bir yerde modern çağın kölelik sistemi olan fakirden alıp zengine veren faiz sisteminde ve yıllık faiz oranlarının %60’a yaklaştığı, içtimai hayatta zengin ve fakir arasındaki farkı açan uygulamaların aksine; toplumsal adalet ve sosyal dengenin sağlanması için hayvanlar kesilir ve hep beraber yenilir. Hayvan tüketimi dünyada tartışmalı bir konu. Bir kesim hayvansal hiçbir ürünün yenmesini doğru bulmuyorken, buna karşı bir kesim bitkilerin de benzer argümanla yenilmeyebileceğini sunup bunun saçmalığını dile getiriyor.
Bir kesim her türlü canlıyı tüketebiliyorken, bir kesim sadece bazı hayvanların tüketilmesini doğru buluyor. Bu yüzden insanların neleri yiyip neleri yiyemeyeceği konusunda bir üst ahlak yasasına ihtiyacı var. Elbette bila şek ve la şüphe bu dünyanın yaratıcısı, insanları ve düzeni en iyi tanıyandır. Ahlak yasasını da o koymalıdır. Beslenme konusu İslam’da detaylarıyla belirtilmiştir. Bu yüzden helal olan hayvanların kesilmesi vahşet değil, evrensel düzenin bir parçasıdır. Tüm dünyanın alkışladığı, restoranlarına gitmek için can atıldığı, altın folyoda etler için birkaç bin dolar verildiği Nusret’in kestiği sayısız hayvanın vahşet olarak nitelendirilmemesi, yılbaşında kurulan hindili sofraların böyle tartışmalar açmaması ya da Kuran’ın ve sünnetin temel prensiplerle çerçevesini çizdiği yapın yada yapmayın dediği her şeyi tenkit, tahkik ve muhalefet ederken yılbaşı günü evimize neden Noel baba figürleri ve Noel ağacı koymayı sorgulamamayı bu konudaki itirazların samimiyetsizliğini ve yalnızca İslam’ın karalanması için ortaya atılan basit tartışmalar olduğunu gösteriyor.
Kurban kesmede hayvana eziyet etmemek, merhamet etmek esastır. Hadise şerife göre belirgin kör, belirgin hasta, belirgin topal ve çok zayıf hayvanlar kurban olmaz. Ayrıca yapılan araştırmalar sonucu helal kesim esnasında hayvanlarda salgılanan, morfinden 30 kat daha etkili beta endorfin hormonunun salgılanmasının arttığı görülmüştür. Yani helal kesimlerde hayvanların fazla acı çekmemesi de Allah’ın bir rahmetidir. Bunlar ve diğer birçok sebepleri bulunan kurban ibadetini zorunlu kılan İslam; bırakın hayvan vahşeti yapmayı, hayvan haklarını ve onlara merhametli olmayı son derece savunan bir dindir. 14 asır önce Peygamberimizin hayvanlara istihkaklarından fazla yüklenmemesini söylemesi, çölde susuz bir köpeğe su veren bir günahkar bir kadının bu amelinden dolayı affedildiği ve saliha bir kadın olduğu buna en en iyi örnektir.
Evet farkındayım çok uzattım daha fazla kaş, göz yarmadan burada keseyim, Kurban bayramınız en içten dileklerimle kutluyor, milletimize ve tüm inanlara hayırlar getirmesini temenni ediyorum…




















