(The Turkish Post) – SERHAT AKINCI
Cumhuriyet dönemi resmi tarihimiz 19 Mayıs 1919 ile başlar. Hepimizin okuduğu üzere Nutuk “1919 senesi Mayıs’ının 19. Günü Samsun’a çıktım…” diye başlar. Bir metindeki cümleyi bile ihtar edip seçerken cümlenin siyak ve sibakına bakarız. Yani öncesine ve sonrasına, yoksa cımbızladığımız o cümle ile konu bütünlüğünü anlayamazsınız. Bu bağlamda Ata’ma gönül koyuyorum, Ata’m keşke kurtuluş mücadelesinin siyak ve sibakını bütün tafsilatıyla ariz ve amik olarak bize Nutuk’unda anlatsaydı da biz de hakikatleri kendi orijininden, bütün çıplaklığıyla bilseydik ve 100 yıldır değişik spekülasyonlara, manipülasyonlara, tezviratlara, teşvişlere mahal vermeseydik.
Öncelikle Kudüs cepheleri Yıldırım orduları komutanlarından biri olan Ata’m sükutu hayal ile Kudüs’ten Adana’ya kadar (Antep, Urfa, Maraş dahil verilmiş) 550 kilometreye yakın mesafe geri çekilmiş yaklaşık 75.000 esir verilmiş bir ordunun komutanlarından biriydi. Nihayetinde mecbur Mondros mütarekesi imzalanmış, İstanbul’a geri dönmüştür. Yaklaşık 9 ay vazifesi olmamış, Şişlideki ikametinde ilk önce annesi ve Makbule Hanım ile sonra Fikriye Hanım ile ayrı bir eve çıkarak (bu mevzuya bu konudan bağımsız bilahare değineceğim) kızağa çekilmiştir.
Bu arada İstanbul’un işgalinin elim durumu Kazım Karabekir Paşa ve diğer paşaları ciddi şekilde üzmektedir. “Anadolu’da bir direniş yapılması gereklidir” fikrinin mimarı Kazım Karabekir Paşa, Ata’m ile Şişli’deki ikametlerinde bunu görüşür, Doğu cephesinde Erzurum’da kendisini çok sevdiklerini, emrine bağlı aşiret birlikleri dahil 15 bine yakın silahlı birlik oluşturabileceğini söyler. Atam ilk başlarda bu fikre çok sıcak bakmaz. Kazım Karabekir Paşa kararlıdır bu fikrinde ve Padişahın huzuruna çıkar bu fikrini anlatır, tayinini de Edirne kolordu komutanlığından Erzurum’a ister. Mustafa Kemal Samsun’a 19 Mayıs’a çıkmadan 2,5 ay önce 2 Mart 1919 tarihinde Erzurum 15. Kolordu komutanlığına muvazzaf komutan olarak doğu cephelerine gider, halktan bu noktada direnişe destek olmaları ve hazır olmalarını talep eder.
Resmi tarihimiz bu konuları hiç anlatmazken, kurtuluş hareketini, onun mimarını sadece ve sadece Mustafa Kemal’e, onun içtihat ve tasarruflarına bağlarlar.
KOCA BİR YALAN…! HEM DE KUYRUKLUSUNDAN…
Resmi tarihimizin anlatmadığı ve belki bugüne kadar hiç duyurmadığı bir bilgi daha vereyim. Kazım Karabekir Paşanın bu fikri Osmanlı askeri heyetinde kabul gördükten sonra Mustafa Kemal; 16 Mayıs 1919 İstanbul’dan bandırma vapuruyla Anadolu’daki bu direnişi sağlamak için Samsun’dan Doğu Anadolu’ya çıkarken, aynı tarihte yine aynın planın diğer parçası olarak RAUF ORBAY Paşa da İzmir’den başlayarak BATI Anadolu’ya, Ege bölgesinden bu direnişi sağlamak için hareket eder. Rauf Orbay Paşa da Kazım Karabekir Paşa gibi halk nezdinden çok sevilen itibar gören bir isimdi.
Trablusgarp ve Balkan savaşlarında gösterdiği başarıdan ötürü Hamidiye Kahramanı olarak tanınan 1918 Ekim’inde Osmanlı Devleti’nin Bahriye Nazırı olarak görev yapan kişidir. Kendisi halka ümit vermek, kuvve-i maneviyeyi tazelemek için İstanbul’dan yola çıkar, Bandırma, Akhisar, Nazilli, Ödemiş, Sandıklı, Afyonkarahisar, Sivrihisar yolu ile Ankara’ya 20. Kolordu komutanı Ali Fuat Cebesoy ile görüştükten sonra Mustafa Kemal Paşaya destek olmak için yanına Amasya’ya giderler.
Hakikatin adesesiyle (mercek), vuku bulmuş hadiseleri, vakaları bu bakış açısıyla analiz ederseniz şayet Murat Bardakçının “BİR DEVLET OPERASYONU 19 MAYIS” kitabının başlığında olduğu gibi 19 Mayıs aslında vatanın kurtuluşu için Anadolu insanın kuvveyi manevisini artırmaya, işgale karşı direniş oluşturmaya matuf “DEVLET OPERASYONU” olduğunu aynel yakin, ilmel yakin, hakkal yakin müşahede edersiniz. Bu direniş ve kurtuluş hareketi sadece Mustafa Kemal Paşanın cüzi iradesiyle ve kendi tasarrufuyla başlattığı bir hareket değildir.

Atam’ın Samsun’a çıkışı bu devlet operasyonun sadece bir ayağıdır diyebiliriz. Hatta Erzurum’da Amasya’da halk Mustafa Kemal’e karşı rahatsız ve huzursuz olunca Kazım Karabekir Paşa, Mustafa Kemal’e destek olur ve halkını teskin eder. Rauf Orbay Amasya’ya geldiğinde Mustafa Kemal’den daha fazla teveccüh görür. Ama her iki paşa da bu harekette nifak ve fitne çıkarmamış Mustafa Kemal’e destek vermişlerdir.
Şimdi yine size Resmi Tarihimizde yer almayan Mustafa Kemâl Paşa’nın Samsun’a çıkmadan Vahdettin’in huzurunda ettiği yeminin orijinal metnini ve Avni Paşa Hatıratından yer alan nüshayı ve o an yaşananları paylaşacağım.
Yemin Merasimi;
Zat-ı şâhâne elbise-i askeriyelerini lâbis olduğu halde ayakta bulunuyorlar. Önlerinde masanın üzerinde dahi Kelâm-ı Kadîm duruyordu.
Sadrazam Paşa[1], Yaver Paşa[2] Padişah’ın iki tarafında birer adım gerisinde idiler. Mustafa Kemal Paşa tavr-ı askerîsine dinî bir edâ dahi vererek ilerledi. Ve sağ elini Kelâm-ı Kadîm’in üzerine koyarak şu yemini eyledi.
Yemin sureti;
“Hey’et-i Vükelâca tanzim olunup irâde-i seniyye-i hazret-i Padişahî’ye iktirân eden yirmi bir maddelik ta’limât-ı mahsûsada musarrah salâhiyet-i vâsi’a mucebince Anadolu vilâyât-ı şâhâneleri bil’umum me’murîn-i mülkiye ve askeriyesi üzerinde icrâsına me’mur buyurulduğum teftişât ve tedkikâtı rızâ-yı âli-i cenâb-ı Hilâfet-penâhî dâire-i necât-ı bâhiresinde medâr-ı fahr ve mübâhât-ı memlûkânem olan sadâkat-ı kâmile ile bezl-i makderet eyleyeceğime vallâhi billâhi.”

[1] O tarihte Sadrazam, Damat Ferid Paşa idi.
[2] Hatıratın sahibi Başyaver Ahmed Avni Paşa.
Not: Muhtemelen yemin metnini anlamadınız biraz zahmet edip Osmanlıca sözlükten manalarına bakarsanız, hem kelime hazineniz gelişir, hem düşünme kapasitesiniz, hem de 100 yıllık ezberlerinizi bozma adına ufak bir kadem atmış olursunuz vesselam.






















