(The Turkish Post) – SERHAT AKINCI
Dün ünlü oyuncu Cate Blanchett’in, Filistin bayrağını yasaklayan festivalin sansürünü kırmızı halıyı kullanarak delmesi; daha öncesinde Harvard ve Columbia gibi ABD’nin en seçkin üniversitelerinde başlayan savaş karşıtı eylemlerin George Washington Üniversitesi’nin kampüsünde devam etmesi; ve Müslüman öğrenciler ile Amerikalı Hristiyan öğrenci bir kızın namaz kurallarını bilmeden aynı safta namaz kılmaları ruh ve düşünce dünyamda büyük inşirahlar oluşturdu.

Bugüne kadar İsrail, Filistin’e yaptığı soykırıma varan zulümlerle alakalı dünyaya meşru müdafaa hakkını kullandığı görüntüsünü veriyordu. Yoğun propaganda ve medya gücüyle bunu çok güzel işliyordu. Bu bağlamda siyasi ve iktisadi anlamda birçok devletleri arkasına alarak onların da desteklerini alıyordu. Ama dünya kamuoyu ve maşeri vicdan, Yahudilerin kontrolünde olan bu kadar yoğun manipüle edici medya gücüne ve dünya devletlerinin İsrail’in meşru müdafaa hakkını destekliyoruz tezine rağmen Filistin’de yapılanları soykırım olarak nitelendiriyor ve Filistin halkının yanında duruyordu ve hâlâ duruyor.
Onca engellemelere ve polisin orantısız gucüne, Amerika’nın olmazsa olmazı ifade özgürlüğünü hiçe sayan bu kadar baskı ve şiddetine rağmen, Amerika’da üniversite öğrencilerinin protestolarına, Avrupa’da Amerika’da insanların sokak yürüyüşlerine, bir Afrika ülkesi olan Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) ‘İsrail soykırım suçu işliyor’ diye dava açtığına hepimiz şahit olduk. Evet; zahiren ve muvakkaten zalimler kazanıyordu belki ama kazanan mazlumdu, kazanan “HAK”tı. Zalim kazansa da mazlum haklıydı ve güçlüydü; çünkü kuvvet hakta değil, hak kuvvetteydi.

Türkiye’nin dar ve sığ perspektifinden daha mahruti (bütüncül) bir bakış açısıyla vuku bulan hadiselerin dilini metafizik anlamda okuyabilir ve tahlil edebilirseniz “BATI MEDENİYETİ”nin her geçen gün çöktüğünü “İSLAM MEDENİYETİ”nin Asr-ı Saadet’teki gibi her geçen gün tekrardan bütün şualarıyla güneş gibi doğduğunu görecek ve belki de Peygamber Efendimizin ahir zamanda Güneş batıdan doğacaktır hadisindeki esprinin ayne’l-yakîn, hakk’al-yakîn, ilme’l-yakîn bu olduğunu müşahede edeceğiz.
Ya da başka bir ifadeyle 100 yıllık deccaliyet fitnesi ve oyunu, mehdiliği temsil eden insanların eliyle Mesih ruhlu İsevilerin muavenetiyle birer birer çözülüyor ve akamete uğruyor diyebileceğiz. Oksijen çadırındaki dünya bir kere daha İslam’ın o baş döndürücü nefahatıyla hayat bulacağı günlere doğru gidiyor.
Dünyanın rahm-i madeninde İslam medeniyeti dölleniyor, Peygamber Efendimizin Hudeybiye Anlaşması’ndan sonra dünya liderlerine gönderdiği “ESLİM, TESLEM” mesajı bütün kurak gönüllere başka bir dil ile bir kez daha gidiyor ve makes buluyor. Bu noktada büyük bir “HAML” var ve belki de büyük sancıdan (3. Dünya Savaşı olabilir) sonra bu doğum gerçekleşecek. Dünya kıyametten önce bir kez daha insanlığın huzur ve sevgi solukladığı emniyet içerisinde yaşanıldığı bir yer olacak. Tabii ki HAML müddetine sabır ve tahammül fersah sancılarına dayanmak gerek.
Hâsılı, dünya yeni bir düzene tebeddül ve teğayyür ediyor…




















