(The Turkish Post) – SAFA KAR
Dünya kupası başladı, milli takım ilk maçını oynadı. Safa Kar ortada yok. Gün onun, meydan onun… Hiçbir okur da ‘Nerede bu adamı?’ diye sormadı. Allah’tan editör ‘hadi artık al şu kalemi eline’ dedi. Ben kalemle yazmıyorum ki… Kalem kâğıt ömrünü tamamladı. Bilgisayar çağı bile kapanmak üzere… Ortalama büyüklükte bir akıllı telefon yeter. Editör sanki mücbir sebep olduğunu bilmiyor gibi bir de ‘Agah Kalender diye biri sahana girdi’ diye kırıldın mı yoksa diye soruvermesin mi?
Evet, o arkadaş her telden çalıyor. Yeri geliyor spor, yeri geliyor kitap, yeri geliyor siyaset… Niye kıskanayım ki… Onun yazdığı genel geçer değerlendirme ve hatırlatmalardan ibaret. Futbol alev alacak diye yazdı. Okudum. Arjantin 78’i ayrıntılarıyla yazması iyi oldu. Fakat Trump’la bir ilişki kuramadı. Trump yönetimi cuntadan çok mu farklı? Bak Somalili hakem Abdülkadir Artan’a vize vermedi. Böyle ev sahipliği mi olur? Bu nasıl bir anlayış? Hakeme vize vermemek de neyin nesi?
İran takımını da kötü davrandı. Kamp yeri olarak en uzağa gönderdi. Spora siyaset karıştırdı. Karışır karışır da böyle basit ve banal biçimde değil. Editörün Agah Efendi’yi bana rakip diye öne sürmesini anlamakta zorlandım. Hem olsun, futbol yazanların sayısı ne kadar artarsa o kadar iyi… Rekabet olur. Fena mı? Rekabetin olmadığı yerde keçi bile kendini Abdurrahman Çelebi görmez mi? Hayır, Agah Bey’e kırılmadım, kıskanmadım da… Tam aksine yararlandım. Ama şiir, kitap yazıları daha iyi… Biraz onlara kafa yorsun… ‘Haziran’da ölmek zor’ yazısını beğendim. Onun sayesinde Cahit Zarifoğlu’nu yakından tanıdım.
Evet, maçları izliyorum. Hepsi değil tabii… Henüz grup aşaması… Uykusuz gecelerde değecek maçlara daha var. Onların özetine bakıyorum. Milli maç için pazar günü sabah saatlerinde ekranın karşısında yerimi aldım elbette. Çok umutluydum. Beraberliği bile başarısızlık olarak görüyordum. Fena da oynamıyorduk. Top bizde, oyun üstünlüğü bizde… Sağlı sollu Avustralya kalesini yokluyorduk. Bir tek gol eksikti. Derken Merih adamın kaçırdı ve golü biz yedik. Bir anda geriye düştük.
Maçı çevirebilirdik. Zaman vardı. Fakat teknik güç karşısında geriliyordu. Uzun boylu fizikli oyunculardan kurulu Avustralya defansı geçit vermedi. Surda bir gedik açılsa arkası gelecekti. O gedik bir türlü açılamadı. Abdülkerim uzaklardan vurdu, top yan direkte patladı. Futbol şansı da yanımızda değil. Arda, Kenan, Hakan sık sakı kaleyi yokladı ama nafile… En ileri uçta oynayan Kerem devler ülkesinin cücesi gibi kaldı. Tüm fatura da ona kesildi. Ve Kerem’i oynatan Montella’ya… Messi ve Maradona çok mu uzun boyluydu? Teknik fiziği yenemez miydi? Olmadı. Ve sahadan boynu bükük ayrıldık. Rakip kolaydı, üç puan cepte gibiydi.
Umut ne kadar yüksek olursa hayal kırıklığı da o oranda ağır oluyor. Futbolcuların saçı, sakalı alay konusuna dönüştü. Yenilginin kaderi bu… Barış Alper’in Ümit Davala’yı andıran saç sitili komik ve anlamsız bulundu. İki gol atsaydı, ‘ne kadar da sevimli’ görünecekti. 2002’yi hatırlatacaktı. ‘20002’inin ruhu’ denecekti. Barış’ın oyunu saçı kadar başarılı değildi. Bu arada dünyanın da diline de düştük… Yorumcu Fofana’nın şu değerlendirmesi sosyal medyayı salladı; “Türk futbolcular kafa olarak maça çok iyi hazırlanmış… Kaşlar alınmış, saçlar boyanmış, belki bir tık daha gölge arttırılabilirdi…”
Enseyi karartmaya da gerek yok. Final niteliğinde iki maç daha var. Grup birinciliği zor… İki veya üçüncülük niye olmasın… Futbol otoriteleri Türkiye’nin yenilgisini ‘ilk büyük sürpriz’ diye verdi. Paraguay maçı var önümüzde… Onların da iştahı kabardı. Hocası G. Alfaro “Avustralya’nın yaptığını biz de yapabiliriz” demiş… Montella ve ekibi eğer yenilgiden gerekli dersleri çıkarmazsa yapabilirler tabii. Ama biz düştüğü yerden kalkmasını bilen bir toplumun insanlarıyız. Avustralya bir kazaydı. Geçti o. Paraguay karşısında bambaşka takım olacak. Yoksa kaza ‘zincirlemeye’ dönüşür ki… Hasarı fazla olur. Final grubunu hayal ederken eve bu kadar erken dönmek bedel ister. Ne enseyi karartalım ne de umutları söndürelim. Eleştiriler de kamçılamalı takımı…
Turnuva oldukça sönük başladı. Futbol kalitesi vasatı geçemedi. Heyecan dozu düşüktü. Giderek ritmini bulmaya başladı. Almanya zayıf rakibine 7 gol atmayı başardı. Deniz Undav da boş geçmedi. Fas, Brezilya’ya kafa tuttu. Katar, İsviçre’den 1 puan aldı. Tunus ise dağıldı. Hocası görevden alındı. Şu ana kadar izlediğim en keyifli maç Hollanda ile Japonya arasında oynandı. Hem heyecan, hem gol, hem de tempo vardı. Tek kötü olan TRT’nin spikeriydi. Sesini fazla yükseltti. Japonya kolay lokma olmayacağını gösterdi. Hollanda yıldızlar karması… Kaçtı ama yakalandı.
Amerika’dan ilgi çeken bir haber… Senegal’in kamp yaptığı yerde fırtına tehlikesi vardı. Oyuncular dışarı çıkmaması yönünde uyarıldı. Buna rağmen dışarı çıkanlar oldu. Gazeteci Pape Thiavv’a neden ikaza rağmen dışarı çıktıklarını sordu; “Cuma namazına gittik. Namazdan önemli bir şey var mı? Biz rüzgar ve fırtınadan değil, o rüzgarı yaratandan korkarız…” Bu cevapla gönülleri fethetti. Senegal’in maçlarına başka gözle bakacağım. Kalbim onlarla… Umarım final grubunu görürler. İyi oyuncuları var… Futbol şansları, yolları bahtları, açık olsun…!
Yazarınız Safa Kar sahalara döndü… Sık sık karşınızda olacak… Okuyucu orada olduktan sonra yazarınız iki eli kanda da olsa köşeyi yazısız bırakmaz. Editör de böyle bilsin… O tepe bayraksız kalmayacak…!





















