(The Turkish Post) – SAFA KAR
Maçın son anları… Düdük hakemin dudağında… Çaldı çalacak… Fenerbahçe ‘son bir umut’ topu ceza sahasına doldurdu… İki takımın oyuncuları arasında müthiş bir karambol yaşandı. Ve top Nene’nin önüne düştü… Karşısında büyük kale… İki metre var yok uzaklık… Dışarı atmak daha zor. Temdit penaltısı gibi vuracak ve maç bitecek… Nene topu direğe nişanladı… Meşin yuvarlak üst direkten geri döndü… Hakem de maçı bitirdi.
Bir ‘kader anıydı’ bu… Futbol bu… Her türlü sürprize açık. Fakat bu kadar şanssızlığın bir anlamı olmalı… Futbol şanssızlığı mı, yoksa bahtsızlık mı veya kaderin gülmemesi mi? Bir büyü mü söz konusu? İnsanın aklına her türlü ihtimal geliyor. Çünkü bu kadarı çok fazla… İki haftada uçup giden 4 puanı hanesine yazdırmak hiç zor değildi. Bugün Galatasaray’la puanları eşitleyecek, şampiyonluk yolunda büyük avantaj yakalayacaktı.
Hadi Kasımpaşa maçı bir futbol kazasıydı. Kaza hayatta da var. Futbolda niye olmasın… Rakibin de 2 puan kaybetmiş. Son dakikada kalende gördüğün golün sonucu olarak fırsatı değerlendirememişsin… Kasımpaşa kendi evinde Rize’ye 3-0 kaybetti. Sondan üçüncü… Peki Antalya maçına ne demeli? Puan kaybetme lüksün kalmamış… Bütün avansları tüketmişsin. Avrupa yorgunluğu falan mazeret olamaz. Kadro genişliği ve derinliği en iyi takımlardan birisin. Antalya’nın eski havası yok. Küme düşmemek için oynuyor.
Daha ilk dakikadan itibaren maçı domine etmen gerekirken dağınık, savruk bir oyun… Orta saha ile ileri uç arasında kopukluklar… Defans her an patlamaya hazır. Antalya bile karşısında böyle bölük pörçük zayıf bir takım beklemiyordu. Giderek açıldı. İlk yarının son anlarında defansın zincirleme hatası, kaleci Ederson’un ıskalaması golü getirdi. Hangi profesyonel takım böyle bir gol yer…? Defans değil, yol geçen hanı gibi… Fenerbahçe, Antalya’nın kanat oyuncusu Ballet’i durduramadı.
Gol Antalya’yı cesaretlendirdi. İkinci yarıya daha güvenle çıktı. Nitekim ilk dakikalarda 2. golü buldu. Streek kafayla topu filelere gönderdi. Ve bir anda 2 – 0 geriye düştü. Sonrasında biraz canlandı. Antalya geriye çekildi. Fazla yaslandı. Topu ve sahayı Fenerbahçe’ye bıraktı. Bunun büyük risk olduğunu farkedemedi. Sami Uğurlu gibi deneyimli bir hocanın bu yanlışı yapmaması lazımdı. 63. dakikada Fenerbahçe’nin tartışmalı oyuncusu Cherif farkı bire indirdi. Maçın havası Fenerbahçe döndü.
Antalya için kader anı… Kontra atakta defansı eksik yakaladı. Kaleciyle karşı karşıya kalan Antalyalı oyuncunun yakın mesafeden vuruşunu Ederson ayağıyla çeldi. Hem kader hem kırılma anı… Eğer bu pozisyon gol olsaydı, Fenerbahçe’nin umutları söner giderdi. Son bölümde sahanın hakimi konuk takım Fenerbahçe’ydi. Sağlı sollu ataklarla Antalya defansını bunalttı. Veysel’in kendi kalesine attığı golle beraberliği yakaladı. Geri dönüş için hem zaman hem de imkan vardı. Kenar yönetimi takımın dinamizmini arttırmak için bütün kozlarını oynadı, sahaya yeni oyuncular sürdü.
Ve fakat Fenerbahçe için şanssızlık, Antalya için şans dakikaları başladı. Çok tehlikeli ataklar gelişti. Büyük karamboller oluştu. Beklenen gol bir türlü gelmedi. Top kale direklerinin arasından geçmedi. Ağları bulmadı. Yandan, üstten dışarı çıktı. Hele o son dakika değil, son saniye pozisyonu inanılır gibi değildi. Nene zoru başardı, topu direğe nişanladı. Basit ve düz vursaydı gol işten bile değildi.
Kasımpaşa kazaydı belki ama Antalya maçı öyle değil… Zincirleme kaza denebilir mi? Bilmiyorum… Bir delikten iki kez ısırılmaz. Yok kaza falan değil. Hocadan oyunculara kadar sorumluluk herkesin… Gol yersen çıkaramazsın. Kaybedilen 2 puanın hiçbir mazereti ve bahanesi olamaz. Galatasaray’la fark bir anda 4 puana çıktı. Ağır bir yara bu… Umuda vurulan darbe… Kasımpaşa ve Antalya maçlarında puan yitiren bir takımın şampiyon olması çok zor. Matematik olarak her şey mümkün… Ama futbol ve psikoloji şampiyonluğun Arslan’ın midesine indiğini söylüyor.
Fenerbahçe yönetimi teknik, taktik değerlendirmelerini yapsın fakat bu futbol şanssızlığı veya takımın bahtsızlığı ya da kaderin gülmemesi üzerine de bir çalışma yapmalı… Bu kadarı gerçekten fazla… Acaba Fenerbahçe Kader’i küstürecek ne yaptı?
























