(The Turkish Post) – SAFA KAR
‘Lig bitti’ diyebiliriz. Fenerbahçe kendi saha ve seyircisi önünde Beşiktaş’a boyun eğdi. Derbi kazanamama hastalığı Beşiktaş maçında da sürdü.
Ligde aradığını bulamayan Beşiktaş ise ‘derbilerin kartalı’ oldu. Fenerbahçe’ye mutlak üstünlük sağladı. Galatasaray’ı kendi sahasında mağlup etti. Derbi maçlarının ‘puan mücadelesinin’ öte anlamı olduğunu acaba Fenerbahçe yönetimi Mourinho’ya anlatmadı mı?
Fenerbahçe hem şampiyonluk yarışında havlu attı, hem de ezeli rakibine yenildi. Oysa taraftar tribünleri doldurmuştu. Son maça kadar takibini sürdürmek istiyordu. Fakat olmadı. Beşiktaş ‘büyük maçların takımı’ olduğunu gösterdi. Eksiği ve sakatı çoktu. Buna rağmen diri bir takım sahadaydı. Fenerbahçe’nin oturmuş bir 11’i yok. Her maçta Mourinho sürprizlere imza attı ve yeni bir takım kurdu.
Beşiktaş haddini bilerek başladı oynamaya… Galatasaray maçındaki oyun ve taktiğini tekrarladı. Sağlam defans kurgusu ve kalabalık orta saha ve mücadele ruhu yüksek, temas oyunundan çekinmeyen bir 11… Maçın adı büyüktü ama oyun kalitesi orta düzeyi geçemedi. Fakat sahada kora kor mücadele vardı. Beşiktaş kovaladığı ve beklediği geçiş pozisyonları yakaladı. Kornerde top Talisca’nın eline çarpınca hakem penaltı noktasını gösterdi. Gözler İmmobile’yi aradı ama o kenardaydı.
Topun başına Gedson Fernandes geçti. Kalecinin sağına vurduğu topu İrfan Can harika bir refleksle çıkardı. Fenerbahçe topla daha çok oynasa da tehlikeli pozisyon üretmekte zorlandı. Tealisca’nın kafa vuruşu akılda kalan pozisyondu. Mert günündeydi, Talisca’ya gol şansı tanımadı. İlk yarının son bölümünde Fernandes Fenerbahçe defansının hatasını affetmedi. Ve takımını öne geçirdi. Gol seyirciyi de susturdu. Çok geçmeden ‘yönetim istifa’ sloganları yükseldi.
Fenerbahçe umutları ikinci yarıya taşıdı. Trabzon maçındaki ‘geri dönüşü’ tekrarlayabilecek miydi? O maçta da içeri yenik girmiş ikinci devre peş peşe bulduğu gollerle sahadan galip ayrılmıştı. Beşiktaş’ın başında Fatih Tekke gibi acemi değil Solskjaer gibi kurt hoca vardı. Mourinho’nun oyuna müdahalesi bu kez sonuç verecek miydi? Fenerbahçe baskılı başladı ikinci yarıya… Sağlı sollu ataklarla Beşiktaş kalesini bunalttı. Uzun ve şişirilen toplarda defans dikkatli ve başarıydı.
Gol umudu Talisca’nın ceza sahası dışından vurduğu toplar kalecinin ellerinde eridi. Talisca Trabzon maçındaki gibi boş kalmadıysa da topa vuracak pozisyonlar ve serbest vuruşlar buldu. Onlardan birini Mert köşeden güçlükle kornere çelebildi. Gol gelmeyince Fenerbahçe’de moraller bozuldu. Tribünlerde suratlar asıldı. Mourinho İrfan Can Kahveci gibi ‘çilingir’ özelliği olan ayakları da oyuna aldı fakat kilidi açamadı. Beşiktaş defansını ve Mert’i aşamadı.
ŞAMPİYONLUK UMUDU GİTTİ…
Hakemin bitiş düdüğüyle az olan şampiyonluk umutları uçup gitti. Tribündeki büyüklerin öfkesi yüzlerine yansırken küçük çocukların göz yaşları ekranlara yansıdı. Ve lig burada bitti. Bundan sonra maçlar Fenerbahçe için ‘işkence’ Galatasaray için ise ‘rutine’ dönüştü. Ali Koç dünya çapında hoca getirdi. Fakat Mourinho gibi bir marka bile Fenerbahçe’nin derdine derman olamadı. Derbi ve büyük maçları kazanamayan bir takımın şampiyon olması mümkün değildi. Fenerbahçe şampiyonluğu derbi maçlarında kaybetti.
Beşiktaş yenilgisi Mourinho’un kaderini de etkiler. Ali Koç ‘devam’ demişti. Fakat bu maçtan sonra işin rengi değişebilir. Bir fark ortaya koyamadı. Sahada zayıf kaldı, hakem ve saha dışı faktörlerle çok oynadı. Her puan kaybında suçu dışarıda aradı. Hem kendi kariyerine hem de Fenerbahçe’ye yazık etti. Tribündeki minik taraftarların göz yaşlarına acıdım…























