Cumartesi, Ağustos 8, 2026
Turkish Post
Sonuç bulunamadı
Tüm sonuçları göster
  • Son Haberler
  • Gündem
  • Türkiye
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Spor
  • Yaşam
  • Kültür-Sanat
  • Bilim-Teknoloji
  • Language
    • English
    • العربية
  • Son Haberler
  • Gündem
  • Türkiye
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Spor
  • Yaşam
  • Kültür-Sanat
  • Bilim-Teknoloji
  • Language
    • English
    • العربية
Sonuç bulunamadı
Tüm sonuçları göster
Turkish Post
Sonuç bulunamadı
Tüm sonuçları göster
Anasayfa Özel Röportaj

Nesrin Nas: AK Parti, herkesi kucaklayacak hikâyeyi gerçekleştiremedi 

Güçlü akademik kariyerinin yanı sıra 2009 yılında kapanan Anavatan Partisi'nin (ANAP) 5. genel başkanı ve TBMM 21'inci dönem ANAP İstanbul milletvekili olarak siyasi bir kariyeri de sahip olan Nesrin Nas, Türkiye gündemine dair The Turkish Post'a çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

04/10/2025 13:10
Okuma süresi: 16 dk. okuma
A A
Nesrin Nas: AK Parti, herkesi kucaklayacak hikâyeyi gerçekleştiremedi 
Facebook'ta PaylaşX'de PaylaşBlueskyWhatsapp

(The Turkish Post) – EDA NUR SUNGUR / ÖZEL RÖPORTAJ

Türkiye’nin önde gelen kadın ekonomist, akademisyen ve eski siyasetçilerinden Nesrin Nas, The Turkish Post’a önemli değerlendirmelerde bulundu.

Güçlü akademik kariyerinin yanı sıra 2009 yılında kapanan Anavatan Partisi’nin (ANAP) 5. genel başkanı ve TBMM 21’inci dönem ANAP İstanbul milletvekili olarak siyasi bir kariyeri de sahip olan Nas, Türkiye gündemine dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

AK Parti iktidarını geldiği durumu “Nepotizmin yaygınlaşması merkez siyaseti tükenme noktasına getirdi” şeklinde değerlendiren Nas, gelinen noktada AK Parti’nin “herkesi kucaklayacak hikâyeyi gerçekleştiremediğini” düşünüyor.

AK Parti’nin “3Y ile mücadele” sloganıyla geldiğinizi ancak ülkeyi “4Y’ye teslim ettiğini” dile getiriyor.

Nesrin Nas, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısı ile başlayan yeni çözüm sürecine ilişkin de “Abdullah Öcalan’ın örgütü lağvetmesi tarihi bir adımdır” yorumunu getiriyor.

Nesrin Nas: AK Parti, herkesi kucaklayacak hikâyeyi gerçekleştiremedi 

The Turkish Post’tan Eda Nur Sungur’a konuşan Nesrin Nas’ın gündeme dair sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

Nesrin Hanım, siz hem bir ekonomist, hem akademisyen hem de eski bir siyasetçisiniz. Aynı zamanda da 2009 yılında ANAP’ın Genel Başkanlığı’nı yaptınız. Siyasi tecrübeniz ışığında, 2000’li yılların başında Türkiye siyasetinde yaşanan kırılmaların bugüne yönelik en önemli yansıması nedir?

Aslında bu sorunuzun cevabı olarak bir tez yazılabilir. Ben yine de olabildiğince özetlemeye çalışacağım.

2000’li yıllara nasıl geldiğimize ana hatlarıyla değinmeden, 2000’li yılların başında yaşanan kırılmaların bugüne etkisini anlatabilmek ne yazık ki mümkün değil. Türkiye’nin onlarca yıl sorunlarını çözmeyip halı altına süpürmesinin bedeli toplumda ağır bir güven erozyonuna yol açtı.

Özellikle askeri müdahaleler ile sınırları kalın çizgilerle çizilen siyasetin halkın sorunlarına popülist çözümler dışında kalıcı çözüm üretmemesi, siyaseti elitler arasında bir pazarlığa indirgemesi ve bugünkü kadar olmasa da kutuplaşmadan nemalanmaları ve meşruiyeti devlete yaslanarak sağlama kolaylığına kaçmaları bugüne zemin hazırladı.

Siyasetteki clientel ilişkilerin, nepotizmin yaygınlaşması merkez siyaseti tükenme noktasına getirdi. Merkez çökünce uçlara savrulma, kimlikler, inançlar siyasetçilerin elinde toplumu kamplara bölen ve devletle olan ilişkisini de negatif kontrata dayandıran bir toplumu yarattı.

Temel sorunları çözülmeyen, refaha ulaşamayan, enflasyonla boğuşan, geleceğe güvenle bakamayan ama inanç, kimlik, yaşam biçimi kavgaları ile tüm gerçek sorunları görünmez kılınan bir toplum yaratıldı. İç göçler, terör, kimliklere sıkışma, deprem gibi doğal afetlerin zaten çok kırılgan olan toplumu daha da kırılganlaştırmasıyla, toplum mevcut siyasi aktörler yerine yeni bir aktör arayışına girdi. Üst üste yaşanan ekonomik krizler de toplumda mevcut siyaset aktörleri tasfiye etmedikçe, geleceğin olmayacağı duygusunu pekiştirdi.

SİYASET, KADIN ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN HAKKINI ARAYAMADI

90’lı yıllarda yerel yönetimlerde ciddi bir varlık gösteren Refah Partisi ve yeni siyasi aktörlerin yerel yönetimlerde halkın yoksulluğuna ve inançlarına dokunan politikalar izlemeleri yeni politik aktörlerin önünü açtı.

Milli Güvenlik Kurulu’nun çizdiği kırmızı çizgilerin dışına çıkamayan mevcut siyasi kadrolar ise ekonomik sorunlara, iç barışa ilişkin herhangi bir siyaset üretemedikleri gibi, MGK’nın katı laikçi tutumu yüzünden başörtüsü yasaklarıyla dahi mücadele edemez oldu ve binlerce kadın üniversite öğrencisinin eğitim hakkını kaybetmesini sadece izledi.

FAZİLET PARTİSİ’NİN KAPATILMASI MEVCUT YAPININ TASFİYESİNE KAPI ARALADI 

Bu arada Fazilet Partisi’nin kapatılması, o dönem İBB Başkanı olan Erdoğan’ın hapse girmesi de mevcut siyasi yapının top yekün tasfiye edilmesi inancını pekiştirdi. 2001 krizi de zaten çok bunalmış olan toplumun en kırılgan kesimlerini ezdi geçti.

Onlarca yılın birikimi olan devasa kamu açıkları ve bankacılık sektörünün çöküşüyle girilen kriz, ancak IMF desteği ve katı bir istikrar programıyla aşılabildi, ancak maliyetin en kırılgan kesimlerin sırtına yüklenmesi dönemin koalisyon hükümetinin de sonunu getirdi. Sadece iktidar ortakları değil, muhalefette bulunan eski siyasi partiler ve kadroları ilk seçimde halk tarafından tasfiye edildi.

2001 KRİZİ ERDOĞAN VE ARKADAŞLARININ ÖNÜNÜ AÇTI

Tüm bu yaşananlar, o günlerde oldukça özgürlükçü ve halkçı bir görüntü arz eden ve halkın gerçek temsilcisi olarak kabul edilen Erdoğan ve arkadaşlarının önünü açtı. Erdoğan ve arkadaşları hemen her alana sirayet eden bu ekonomik, sosyal ve siyasal krizi oldukça iyi kullandılar ve mevcut sorunların sebeplerini tükenmiş bir devlet anlayışının tezahürü olarak sunarak ülkeyi yönetilmez kılan vesayetçilikten ve koalisyonlardan kurtaracakları vaadiyle toplumdan destek aldılar.

AK PARTİ, HERKESİ KUCAKLAYACAK HİKÂYEYİ GERÇEKLEŞTİREMEDİ 

Türkiye’nin önüne herkesi içine alan ve mutlu edecek bir hikâye koydular. Bu hikâyeyi gerçekleştiremediler ama merkez siyaseti yok ederek, popülist siyasetle Türkiye’yi 90’lı yıllardan daha fazla kutuplaştırdılar, istikrarsızlaştırdılar.

Demokratikleşme yolunda epey mesafe kat etmiş olan ülkeyi bu yoldan çevirdiler. AB tam üyelik yolunda önemli reformların yapılmış olmasına rağmen tüm bu reformları geri döndürdüler. Ülke hızlı bir demokratik gerileme yaşarken çok derin bir ekonomik ve hukuk krizine teslim oldu.

AK PARTİ 3Y İLE MÜCADELELE İÇİN GELDİ, BUGÜN 4Y’YE TESLİM ETTİLER 

Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla (3Y) mücadele sözüyle işbaşına geldiler ama bugün ülkeyi 4 Y’ye yani yoksulluk, yasaklar, yolsuzluk ve yozlaşmaya teslim ettiler. Bugün belki eski Türkiye’de siyasi zemini daraltan bir MGK yok. Ama tam anlamıyla bir güvenlik devleti ve ikili hukuk var ve bu kez halkın en temel hakları da elinden alınmış, siyasetin dizaynı tamamen yargıya bırakılmıştır.

Nesrin Nas: AK Parti, herkesi kucaklayacak hikâyeyi gerçekleştiremedi 

KEŞKE DEDİĞİM ÇOK ŞEY VAR…

1980’lerin başından 1990’lara kadar, devlet mekanizmasının içerisinde olan bir partinin mensubuydunuz. Bu dönemde “keşke yapmasaydık” ya da “Keşke yapsaydık” dediğiniz, bir uygulamanız var mı?

Olmaz olur mu? Türkiye hiçbir zaman tam demokratik bir hukuk devleti olmadı. Adalet bugünkü kadar sefil durumda olmasa da, asgari adalet ilkesinden bahsetmek pek mümkün değildi.

Bu kez siyasi iktidarın öncelikleri ve çıkarı adalet mekanizmasına yön verirken, eskiden de yine güvenlikçi bir yaklaşımla belirlenen devletin âli çıkarları yön veriyordu. Yine de AB yolunda devasa adımlar atılabilir, kurumlar daha güçlü kılınabilirdi.

28 Şubat sürecinde siz ANAP’ta aktif siyaset yapıyordunuz. Bugün dönüp baktığınızda partinizin o süreçte muhafazakâr, mütedeyyin çevrelerle başörtüsü sorununa karşı yeterli adımı attığını düşünüyor musunuz?

Evet, AB’ye tam üyelik yolunu açan Helsinki anlaşması sonrasında demokratikleşme yolunda çok önemli anayasal ve yasal değişiklikler yapıldı ama eksik kaldı. Demokratikleşmenin önündeki engellerin kaldırılması, insan hakları, özgürlüklerin alanının genişletilmesi…

Tüm bu alanlarda ciddi açılım yapıldı. Biz iktidarı bıraktığımızda ekonomi toparlanmış, büyüme başlamış, işkence sıfıra inmiş, terör yok denecek kadar gündem dışına çıkmıştı. O yıllarda toplumun AB sürecine desteği yüzde 70’lere yükselmişti. Bu tarihi bir fırsattı. Çok daha iyi kullanılabilir, adaletin siyasetten tamamen bağımsız olmasının önü açılabilirdi.

Seçim kanunu ve siyasetin finansmanı düzenlemeleri yapılabilir, eğitimde köklü adımlar atılabilir, sosyal devlet daha da güçlendirilebilirdi. Kadın ve çocukların gelişimi ve korunması yolunda çok daha radikal adımlar atılabilir, toplumu kutuplaştıran meseleler özgürlükler çerçevesinde çözülebilirdi. Gördüğünüz gibi keşke dediğim çok şey var.

ANAP OLARAK 28 ŞUBAT’TA ÇOK MÜCADELE ETTİK

ANAP olarak bu konuda çok çaba sarf ettik. Ben bir milletvekili olarak TBMM Genel Kurulu’nda bunu gündeme taşıdım. Ne yazık ki koalisyon ortaklarımızı bu konuda ikna edemedik ve daha çok münferit önlemlerle sorunu çözmeye çalıştık. Dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ün de bu konuda epey yardımı oldu.

En azından öğrencilerin sınavlara girmesi konusunda bazı üniversiteler ikna edilebildi ama bazı katı yöneticileri de aşmak mümkün olmadı. Keşke bu sorunu o zaman çözebilseydik. Bugün hala bir siyasi görüşün kadınların başının örtüsünün arkasına saklanarak yaşam hakkı, çalışma hakkı, mutluluğu kovalama hakkı gibi en temel haklarını yok saydığı bir ülke olmazdık.

YDH, KENDİ EFSANESİNİN PEŞİNDE KOŞTU!

Cem Boyner’in Yeni Demokrasi Hareketi’nden bir siyasetçisiniz. Yanılmıyorsam, Türkiye’de Kürt sorunundan ilk bahseden partide sizdiniz. Bugün PKK’nın silah bırakması ve Abdullah Öcalan’ın örgütü lağvetmesini nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Evet. Aslında siyasete ısınmam Yeni Demokrasi Hareketi ile oldu. Döneminin en cesur, en özgürlükçü hareketiydi. Konuşulmayanları konuşan, tabu olan konulara çekinmeden değinen, Kürt realitesini ülkenin batısına anlatan, eşit yurttaşlıktan, her konuda adaletten bahseden ilk siyasi hareketti.

Bu nedenle kısa sürede bir efsaneye dönüştü. Çok şey öğrendim YDH’da. Bana çok şey kattı. Ama kendi efsanesinin peşinde koşmaktan kalıcı siyasi bir harekete dönüşemedi. Bununla birlikte YDH’nın görüşleri birçok partide yaşamaya devam etti.

YDH belki kalıcı bir siyasi hareket olmadı ama özellikle ANAP gibi merkez siyasi partileri değiştirdi. Hiçbir siyasi parti YDH’dan önce olduğu gibi kalmaya cesaret edemedi.

ÖCALAN’IN ÖRGÜTÜ LAĞVETMESİ TARİHİ BİR ADIMDIR 

Bugün PKK’nın silah bırakması ve Öcalan’ın örgütün lağvedilmesi çağrısına olumlu cevap vermesi çok önemli ve tarihidir. Umarım bu kez Türkiye bu tarihi fırsatı heba etmez ve kalıcı bir barışı sağlamak için bugüne kadar çoktan atılmış olması gereken adımları bir an önce atar. Herkesin farklılıklarıyla bu ülkenin eşit yurttaşı olması ve bunun önündeki tüm engellerin kaldırılması Türkiye’yi hemen her alanda güçlendirecektir.

SİSTEMİN DEĞİŞTİRİLMESİ, SİSTEMDEN BESLENENLERE BIRAKILAMAZ 

Yine Cem Boyner’in o dönemde “sistemden beslenenler sistemi değiştiremez” şeklindeki sözünü dikkate aldığımızda, bugün siyasetin bir kısır döngüde devam etmesinin temel sebebi size göre de, “win\win” mi?

Sistemden beslenenler sistemi değiştiremez sözü doğru ve devrimci bir sözdür. Ama sistemin değiştirilmesi zaten sistemden beslenenlere bırakılamaz. Bu toplumsal bir talep olarak ortaya çıkmazsa tepeden inme olur ve kalıcı bir değişimden bahsedemeyiz.

Win-win durumu nereden baktığınıza bağlı olarak değişir. Tabii ki halktan alacakları meşruiyetle kendilerini bağlı görmeyen en tepedeki karar alıcılar, halka rağmen hep kazanan olacakları kararları almak isterler. Bu kararları alabildikleri rejimler zaten demokratik olmayan otokratik rejimlerdir.

Bu tür rejimlerde iktidar oyunu her zaman kazanacağı şekilde kurmak ve elindeki tüm araçları da bunun için kullanmak ister. Buna win-win denir mi, emin değilim. Taraflar yok çünkü. Tek taraflı çalışan bir mekanizma bu.

Nesrin Nas: AK Parti, herkesi kucaklayacak hikâyeyi gerçekleştiremedi 

DEMOKRATİK REJİMLERDE KAZANAN HALKTIR 

Hep kazanacakları kararları alamadıkları şeffaf ve hesap verme sorumluluğu olan rejimler ise demokratik rejimlerdir ve demokratik rejimlerde ise kazanan halktır. Eğer Türkiye’deki siyasetten bahsediyorsanız içinde bulunduğumuz duruma kısır döngü diyemeyiz.

Bugün otokratik bir rejim inşasının içindeyiz. Hali hazırda amorf halde olsa da bu rejimin demokrasiyle hatta demokrasinin prosedürel yanıyla bağları neredeyse tamamen kopmuştur. Bu rejimde iktidar ve diğerleri vardır. Bu tür otokratik bir rejimde iş, gelir ve gelecek güvencesi olmadığını bilerek, sadece güçlü gördüğü için ya da korkuyla bu rejimi destekleyenlerin durumunu belki kısır döngü ile açıklayabiliriz. Bu, sürekli kaybettiren bir kısır döngüdür.

Korktuğunuz için susar, sustuğunuz için bu gibi rejimleri daha da güçlendirir, rejim güçlendikçe siz daha çok korkarsınız. Ben buna kısır döngü derim.

AK PARTİ-MHP İTTİFAKI REJİMİ GÜÇLÜ ŞEKİLDE AYAKTA TUTUYOR 

AKP-MHP iktidarının toplumsal desteğinin büyük oranda aşınmasına ve rejim bileşenleri arasındaki gerilimlere rağmen, Erdoğan- Bahçeli ittifakının devlete olan hakimiyeti ve söz konusu retorik stratejiler, rejimin kendisini güçlü bir şekilde ayakta tutmasını sağlıyor.

KÜRT SORUNU İÇİN UZUN VADELİ BAKIŞLARA İHTİYAÇ VAR

Size göre, Öcalan’ın çağrısı, ardından da örgütün silah bırakma adımlarına karşı, siyasi iktidarın “infaz ya da af” adımlarını atmak yerine, süreci komisyonla yürütmesini nasıl okumak gerekiyor?

Kürt sorunu çok yönlü, çok düğümlü karmaşık bir sorun. Bir de geçmişten gelen bir güvensizlik var. Sorunun çözümü için önce güven verici söylemlere, sonra da her düğümün teker teker ele alınarak çözülmesine ihtiyaç var. Bu da zaman, sabır ve soruna dar siyasal hesapların ötesinde, kalıcı bir barışı hedefleyen uzun vadeli bakış gerektiriyor.

KÜRTLER HER ŞEYDEN ÖNCE KÜRT OLMAK İSTİYOR

Kürt sorununun görüşülebilmesi için her şeyden önce Türkiye’de Kürt adı verilen, ayrı bir etnik kökenden gelen, ayrı bir kültüre sahip olan, ayrı bir dil konuşan, çoğunluktan farklı bir kimliği bulunan büyük bir insan topluluğunun varlığını kabul etmek gerekiyor. “Bu Kürtler de ne istiyor? Onları Türklerden ayırmıyoruz. General de oluyorlar, milletvekili, hatta Cumhurbaşkanı bile olabiliyorlar” edebiyatından vazgeçmeli.

Kürtler her şeyden önce Kürt olmak istiyorlar. Türkiye’de Kürt kimliğiyle eşit yurttaş olarak yaşamak istiyorlar. Türk kimliğiyle kendi kimlikleri arasında hiyerarşik bir ilişkinin bulunmasını istemiyorlar. Kürt kimliğinin Türkler tarafından tanınmasını istiyorlar. Böyle bir tanıma Türkiye’nin bütünlüğüne zarar vermeyecek, tersine Türkiye’ye aidiyeti sağlayarak Türkiye’nin bütünlüğünü güçlendirecektir.

ERDOĞAN HENÜZ HAZIR DEĞİL

Erdoğan henüz bu çerçeveye hazır değil. Bu nedenle meseleyi Komisyon’a havale ederek, kendi siyasi geleceği açısından nasıl kullanabilir sorusuna cevap ararken, sürekli bir kardeşlik vurgusuyla muhatabının kendisiyle eşit olmadığını hatırlatıyor.

Aynı zamanda terörsüz Türkiye vurgusuyla, bu süreç böyle yürümez itirazlarını bir yandan “siz terörden yana mısınız” sözüyle yanıtlayarak sustururken, diğer yandan Kürt ve terörü sürekli birlikte kullanarak toplumsal algıyı istediği gibi yöneteceği bir kıvama getiriyor. Bu güvenlik eksenli siyaset anlayışını ve otoriterleşmeyi kurumsallaştırmasına hizmet ediyor.

CHP’NİN KOMİSYONDA OLMASI ERDOĞAN’I RAHATSIZ EDİYOR

Komisyon’da CHP’nin varlığı ve her şeye rağmen Komisyon’da kalmaya devam etmesi de Erdoğan’ı rahatsız ediyor. Tabii bir de Rojova meselesi var. Bu nedenle bu süreci kendi siyasi geleceğiyle birlikte ele alıyor.

Nesrin Nas: AK Parti, herkesi kucaklayacak hikâyeyi gerçekleştiremedi 

İNFAZ DÜZENMESİ İÇİN KOMİSYONA İHTİYAÇ YOK 

İnfaz düzenlemesi için komisyona ihtiyaç yok. TBMM’de AKP, MHP ve DEM oyları zaten yetiyor. Hasta tutukluların ve siyasi tutukluların serbest bırakılması için ise ayrı düzenlemelere gerek yok. Mevcut yasalar, AYM ve AİHM kararlarının uygulanması yeterli.

Kaldı ki bu adım güven artırıcı adımdır. Ancak buna bile direniliyor. Çünkü terör ve devletin güvenliği söylemi hem muhalefeti kriminalize etmenin hem siyasetin sınırlarını çizmenin ve halkın tüm taleplerini bastırmanın ideolojik bir aracı olarak kullanılıyor.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE HAKKINDA KARARI VERECEK ERDOĞAN’DIR 

Malumunuz 2015 yılında Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan barış görüşmeleri, bir anda devrildi. Bu dönemde süreci, MHP lideri Devlet Bahçeli ve “Devlet aklı”nın yürütmesi, Terörsüz Türkiye’nin başarılı bir sonuçlar vermesini sağlar mı?

2015 için geçerli olan her şey bugün için de geçerlidir. O gün Suriye çok belirleyici olmuştu bugün yine Suriye ve Rojova’daki gelişmeler belirleyici olacak gibi görünüyor.

O gün Kürt meselesi otoriterleşme ile paralel yürüdü, bugün de otoriterliğin kurumsallaşması için araçsallaştırılıyor. Bahçeli’nin varlığının güvence olduğu düşünülse de kararı verecek olan Erdoğan’dır.

Yine de sınırları bugün için dar çizilmiş bu süreç, şayet siyasetin demokratik alanını genişletmeyi başarabilirse, Türkiye’nin yeniden bir toplumsal uzlaşı hayalini tartışmasını mümkün kılabilir. Ancak, bu kez Erdoğan’ı en çok endişelendiren şey 2015’ten bu yana iktidarla Kürtler arasında açılan mesafe ise kolay kolay kapanmayacak bir mesafe olmasıdır.

Üstelik o günden bugüne CHP Kürt seçmeniyle temas kurmayı öğrendi. Son sekiz yıldır süren bu temas, yalnızca stratejik bir iş birliğine değil, aynı zamanda sınırlı da olsa siyasal ve duygusal bir yakınlığa zemin hazırladı.

İKTİDARIN EN İYİ YAPTIĞI ŞEY BEKLENTİ YARATMAK 

19 Mart sürecinde de bu tablo değişmiş değil, hatta daha da güçlenmiş durumda. DEM Parti iktidar ile müzakere yürüttüğünde bile tıpkı diğer siyasal partiler gibi, kendi tabanının talepleriyle bağlı.

Bu bağlılık, merkezi iktidarla kurulacak her türlü ilişkiyi sınırlı, koşullu ve dikkatle izlenen bir zemine çekiyor. Yine de bu iktidarın en iyi yaptığı şeyin beklenti yaratmak ve algıyı yönetmek olduğu unutulmamalı. Üstelik tüm araçlar da elinde.

AK PARTİ’YE TOPLUMSAL DESTEK GERİLEDİ

Son olarak Yektan Türkyılmaz ve Ali Yaycıoğlu’nun 2024 yılında ortak yazdıkları makalede vurguladıkları hususa dikkat çekmek isterim.

Türkyılmaz ve Yaycıoğlu; “ …özellikle Erdoğan iktidarları boyunca Kürt meselesinde “çözüm” teşebbüslerinin siyasal sistemdeki depremlerin öncü sarsıntıları olduğunu hatırlatmak gerekiyor. 2013-2015 çözüm sürecindeki gelişmeler ve sonrasında yaşananlar, bu iktidarın Kürt meselesini “çözme” girişimlerinin şiddetli bir geriye gidişi tetiklediğini net bir şekilde ortaya koyuyor.

Buna, Suriye’deki “yeni fırsatlar kapısı” eklendiğinde, günlük krizlerle baş etme kapasitesini yitirmiş, toplumsal desteği 2002’den beri en düşük seviyesine gerilemiş ve bir yönüyle azınlık iktidarına dönüşmüş bir otoriter ittifakın giderek hem daha köktenci hem de daha acilci bir hale geldiğine tanık oluyoruz.

Acil ve kökten “çözümler”i gündeme almaya başlayan Erdoğan(-Bahçeli) rejiminin, “haritaya girdiği” fırtınalı Orta Doğu denkleminde ise Türkiye’nin Suriye’de hakimiyet kurma ihtimalinden daha çok, Türkiye’nin farklı şekillerde Suriyeleşmesi riskinin tartışılmasında yarar görüyoruz.” diyorlar.

ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN BEDELİ KÜRTLERE YIKILIYOR 

Bu teze katılıyorum. Her çözüm süreci girişimi, otoriterleşme dalgasında yeni bir safhaya işaret ediyor. Demokratikleşme beklerken, barış masasını deviren iktidar olsa da, çözümsüzlüğün bedeli Kürtlere yıkılarak rejimin daha fazla güvenlik ve baskı araçlarını devreye soktuğu, demokratik alanı iyice daralttığı yeni bir otoriter safhaya geçiliyor.

Buna Türkyılmaz, sıçramalı otoriterlik diyor. Her sıçramada otoriterlik kümülatif olarak artıyor ve rejim ele geçirdiği alanları bir daha terk ermiyor ve siyasetin alanı iyice daraltılıyor. Bugün de bunu farklı biçimde yaşıyoruz. Bazı muhalefet partileri rejimin muhalefeti haline getirilirken, rejime muhalefet eden CHP, kriminalize edilerek kapatılmaya kadar gidilen bir sürece sokuluyor.

ŞİMDİ DAHA ÖZGÜRÜM…

Bir mülakatınızda, “Siyaseti bırakmak beni özgürleştirdi” diyorsunuz. Buradaki temel yaklaşımınız nedir? Siyaseti bıraktıktan sonra farklı kesimlere, aynı pencereden bakma özgürlüğüne mi kavuştunuz?

Bir siyasi partinin mensubuysanız partinin tüzüğü, politikaları sizi bağlar. Özgürlüğünüz o sınırlar içindedir. Ancak ANAP’ta siyaset yaparken bugün ne söylüyorsam o gün de aynı şeyleri söylüyor ve savunuyordum.

Ben özgürlüklerin asıl sınırlamaların istisna olduğunu o gün de savundum. Bugün de savunuyorum. Avrupa Birliği çerçevesinde demokratikleşme yolunda çok önemli reformlara imza attık. O günler gerçekten ANAP’ta olmaktan gurur duyduğum yıllardı. Şimdi daha özgür olduğum doğru. Çünkü zamanım tamamen bana ait.

SOSYAL MEDYA HÂLÂ ÖNEMLİ BİR İLETİŞİM ARACI

İnsanların sosyal medyadan çekindiği, acaba “Başıma bir şey mi gelir” düşüncesi taşıdığı bir atmosferde siz sosyal medyayı çok aktif kullanıyorsunuz. Acaba X ya da diğer mecralar, sizin çığlıklarınızı ya da tecrübelerinizi duyurabildiğiniz bir mecra olduğu için mi tercih ediyorsunuz?

Evet. Ama ben hala X demeye alışamadım. Benim için hala twitter. İnsanlarla etkileşim içinde olmak, dayanışmak sizi direngen kılıyor. Ayrıca dinlemeyi bilirseniz çok şey öğreniyorsunuz. Medya’nın yüzde 95’inin iktidarın elinde olduğu bir ülkede sosyal medya önemli bir iletişim aracı.

BU KARANLIK DÖNGÜDEN HUKUKLA ÇIKARIZ 

Yazılı ve görsel medyada verdiğiniz pek çok mesajınızda, “Türkiye’nin yeni bir hikâyeye, yeni bir yol haritasına” ihtiyacı olduğunu ifade ediyorsunuz. Size göre, yeni bir hikâye ve yol haritası hukuk ve demokrasiden mi geçiyor?

Bu soruya cevabım kısa olacak. Kesinlikle evet. Kendini hukukla bağlı hissetmeyen bir organizasyona devlet denmez. Bu karanlık döngüden ancak demokrasi ve hukukun üstünlüğünü olmazsa olmaz kabul eden bir yapılanmayla çıkarız. X’te sabitlediğim tweet şöyle: “Bizler sahip çıkmazsak ne anayasamız vardır ne de haklarımız. Asgari adalet ilkesi ve tarafsız ve bağımsız bir yargı bir yurttaş için aştır, iştir, soluduğu havadır, çocuğunun güvenli geleceğidir. Bir imza, sadece bir imza ile sesimize sesinizi katın.”

TOPLUM KRİZ YORGUNU 

Toplum kriz yorgunu. Hatta ben buna toplum Erdoğan yorgunu diyorum. Buradan soyut kavramlarla değil, somut hikayelerle çıkabiliriz…

“Yeni Türkiye” ya da “ileri demokrasi, Türkiye Yüzyılı ” gibi başlıklar, eğer toplumun yaşadığı belirsizliğin şiddetini azaltmıyorsa toplumda karşılık bulmuyor. Bugün Türkiye’de siyaset ya hamasetle ya da felaket senaryolarıyla yapılıyor.

Ama toplum, artık ne büyük vaatlere ne de büyük tehditlere inanmıyor. Gerçekliği görmek istiyor. Sorunların açıkça konuşulmasını, karmaşıklığın kabul edilmesini, yoksulluğuna da, geleceğinin kendi elinde olmasına da çözümün birlikte aranmasını ve cevabın birlikte bulunmasını bekliyor. Yeniden çalışmayla, emekle, ahlakla var olunabileceğine yeniden inanmak ve geleceğe korkuyla değil umutla bakmak istiyor.

Meselemiz iktidar değişimi değildir. Bu ülkenin geleceğini, ortak yaşamını ve barışını nasıl inşa edeceğimizdir. Bu da hukuk ve demokrasi olmadan olmaz.

ÖZGÜRLÜĞÜN OLMADIĞI YERDE ZİHİNSEL GELİŞEMEYİZ

Yine bir mülakatınızda, “Müthiş bir sessizlik var, o sessizlik de beni hem üzüyor hem endişelendiriyor” diye bir eleştiriniz var. Size göre, toplumda sokağından siyasetçisine, basınında iş dünyasına kadar tepkisiz kalmasındaki “temel saikler” neden kaynaklanıyor olabilir? 

Buna da kısaca cevap vereceğim. Yurttaş olamamamız bunun birinci sebebidir. Devletin onlarca yıldır topluma “kendi haline bırakırsam ya davulcuya ya zurnacıya gider” misali cahil ergen muamelesi yapması ve düşünmeyi dahi yasaklamasıdır. Özgürlüğün olmadığı bir yerde zihnen gelişemezsiniz. Korkularınız sizi yönetir. Ayrıca İnsanların inançlarının, yoksulluğunun ve çaresizliğinin acımasızca siyasete alet edilmesi de mevcut durumu daha da vahim kılıyor.

Tabii iktidarın yasama ve yargıya hakim olması ve birbiri ardına toplumu sarsan soruşturmalar, el koymalar, tutuklamalarla korku salması ve dünyada en hızlı demokratik gerilemenin yaşandığı Türkiye’nin yalnızlığı insanları daha da güçsüzleştiriyor. Bugün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tutuklu. Bunun çoğunluğu korkutmaması düşünülemez. İktidar zaten yarattığı belirsizlik ve bu belirsizliğin şiddetini kullanarak gücünü konsolide ediyor.

MUHALEFET EŞİT YURTTAŞLIĞI ÖNCELEMELİ 

Siyasete ve özellikle muhalefete çok iş düşüyor. Muhalefet açık, ilkeli, tutarlı ve geleceğe dönük bir pozisyon geliştirmeli, bunu kamuoyuyla paylaşmalı, demokratikleşmeyi ve eşit yurttaşlığı önceleyen bir siyaseti örmeyi hedeflemeli.

Bu nedenle korkuyu büyüten değil, güveni inşa eden bir dil kurmalı. Halkla birlikte uzun soluklu bir demokratik yeniden inşa süreci başlatmalı ve topluma “hep birlikte yapacağız” güvenini vermelidir. Küllerinden Cumhuriyeti kuran bir toplumun kendine güvenmesini sağlamak, yaptık yine yaparız dedirtmek tüm muhalefetin ve kanaat önderlerinin görevidir.

Etiketler: Üst Manşet
Paylaş6Tweet4PaylaşGönderTara
The Turkish Post

The Turkish Post

Önerilen Haberler

Sağ kolunu makinaya kaptıran çocuk işçi hayatını kaybetti
Köşe Yazarı

Suna Yaman yazdı I Ambalaj yasakları çevreyi mi kurtaracak, ekonomiyi mi dönüştürecek?

Cemil Suat yazdı | Kasayı doldurana kupa vermiyorlar
Köşe Yazarı

Kamil Aslan yazdı I Muhammed Salah’ın transferi ve futbol aklının işleyişi

Bünyamin Ünal yazdı I Tatminsizliğin psikolojisi
Köşe Yazarı

Bünyamin Ünal yazdı I Tatminsizliğin psikolojisi

Deniz Yayman yazdı I Ufuk Üniversitesi Hastanesi’ndeki iddialar sonrası Sağlık Bakanlığı müfettiş görevlendirdi
Özel Haber

Deniz Yayman yazdı I Ufuk Üniversitesi Hastanesi’ndeki iddialar sonrası Sağlık Bakanlığı müfettiş görevlendirdi

Popüler Haberler

Ertuğrul Özkök: Aydın Doğan medyadayken Erdoğan hiçbir seçimi kaybetmedi

Ertuğrul Özkök biletini yaktı, Türkiye’ye dönmedi

Müfit Can Saçıntı’dan veda mesajı gibi paylaşım

Müfit Can Saçıntı’dan veda mesajı gibi paylaşım

Kızılcık Şerbeti kadrosundan çıkarılınca hayata küstü

Kızılcık Şerbeti kadrosundan çıkarılınca hayata küstü

FETÖ borsasının kilit ismi Serkan Kurtuluş Türkiye’ye getiriliyor

FETÖ borsasının kilit ismi Serkan Kurtuluş Türkiye’ye getiriliyor

Emniyet içerisinde köklü tasfiye iddiası

Burhaniye’de ‘kanunsuz emir’ iddiası: Polis savcılığa başvurdu

Yeraltı dizisine veda eden oyuncular belli oldu

Yeraltı dizisine veda eden oyuncular belli oldu

Öne Çıkan Haberler (Son 24 Saat)

Rasim Ozan-Cem Küçük-Tahir Sarıkaya ittifakının dördüncü ayağı Ersoy Dede iddiası

Rasim Ozan-Cem Küçük-Tahir Sarıkaya ittifakının dördüncü ayağı Ersoy Dede iddiası

MHP’li Feti Yıldız’dan ‘infaz kanunu’ çağrısı: Daha fazla ertelenemez

Komisyonda Öcalan’ın çağrı metnini MHP’li Feti Yıldız okudu

Gürlek’in tapu kayıtlarını sorgulayan 2 kişi tutuklandı

Akın Gürlek’ten Selvi’ye Demirtaş yalanlaması

Meteoroloji 19 il için sağanak yağış tahmini yaptı

Meteoroloji’den sağanak yağış beklentisi

Sağ kolunu makinaya kaptıran çocuk işçi hayatını kaybetti

Suna Yaman yazdı I Ambalaj yasakları çevreyi mi kurtaracak, ekonomiyi mi dönüştürecek?

Kemal Albayrak yazdı I Sorumlulara Çağrımdır

Metiner: Cezaevleri artık bu yükü kaldıramıyor, yeni düzenleme şart

Yeraltı dizisine veda eden oyuncular belli oldu

Yeraltı dizisine veda eden oyuncular belli oldu

Berk Atan Gönül Dağı dizisinden ayrılıyor mu?

Berk Atan Gönül Dağı dizisinden ayrılıyor mu?

‘Kredi Kartı Vergisi’ için yeni teklif: 1 milyon limiti olandan 10 bin TL kesilsin

Kredi kart limitini düşürten geri yükseltemiyor

Erdoğan’dan Bahçeli’ye Öcalan desteği

Erdoğan’dan Bahçeli’ye Öcalan desteği

Cinsel saldırıya uğradığını söyleyen üniversiteli genç kız ile ilgili şok gerçek

Cinsel saldırıya uğradığını söyleyen üniversiteli genç kız ile ilgili şok gerçek

Yeşilçam yıldızı Faruk Peker’in köy hayatı kabusa döndü

Yeşilçam yıldızı Faruk Peker’in köy hayatı kabusa döndü

Trabzonspor’un net borcu 5 milyar 27 milyon lira

Trabzonspor’a Salah şoku: Maaşına haciz geldi iddiası

Hakkında

Amacımız, haberlerde tarafsızlık, bağımsızlık ve doğruluk ilkelerine bağlı kalarak, okuyucularımıza en güvenilir ve en nitelikli haberi sunmaktır. Türkiye'de ve dünyada sağlık, ekonomi, siyaset, yaşam, spor, teknoloji, tarih ve gündeme ait gibi birçok alanda geniş bir haber yelpazesi sunarak, okuyucularımıza çeşitli konularda farklı bir bakış açısı kazandırmayı, Türkiye'de, dünyada neler oluyor, Dünyada da Türkiye'de neler oluyor diye merak eden insanların doğru habere zamanında, yazılı ve görsel olarak ulaşacağı büyük bir medya grubu olmayı hedefliyoruz.

false

Bizi takip edin

Kategoriler

  • Bilim-Teknoloji
  • Çalışma Hayatı
  • Çevre
  • Dünya
  • Edebiyat Deneme
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Foto Galeri
  • Gezi İzlenim
  • Gündem
  • Günün Yazarı
  • Güvenlik
  • Haber Analiz
  • Haber İzlenim
  • Haber Kulis
  • Haber Portre
  • Haber Yorum
  • Köşe Yazarı
  • Kültür-Sanat
  • Magazin
  • Medya
  • Özel Haber
  • Özel Röportaj
  • Politika
  • Portre
  • Sağlık
  • Son Haberler
  • Spor
  • Tarım-Hayvancılık
  • Türkiye
  • Yaşam
  • Yorum

Son Haberler

  • Rasim Ozan-Cem Küçük-Tahir Sarıkaya ittifakının dördüncü ayağı Ersoy Dede iddiası
  • Komisyonda Öcalan’ın çağrı metnini MHP’li Feti Yıldız okudu
  • Akın Gürlek’ten Selvi’ye Demirtaş yalanlaması
  • Meteoroloji’den sağanak yağış beklentisi

Gizlilik ve Güvenlik

  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Künye

 


 

İletişim
[email protected]
Whatsapp
+1 (224) 817-1794

Tekrar hoş geldiniz!

Aşağıdan hesabınıza giriş yapın

Parolanızı mı unuttunuz?

Parolanızı alın

Parolanızı sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş yap

Yeni çalma listesi ekle

Sonuç bulunamadı
Tüm sonuçları göster
  • Son Haberler
  • Gündem
  • Türkiye
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Spor
  • Yaşam
  • Kültür-Sanat
  • Bilim-Teknoloji
  • Language
    • English
    • العربية

© 2023 Turkish Post Haber - Tüm hakları saklıdır.

Sitemizde deneyimlerinizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Web sitemizde gezinmeye devam ederek bu çerezlerin kullanımına izin vermiş olursunuz. Gizlilik Politikası & Çerez Politikası.