(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Yeni Suriye veya Devrim Suriyesi henüz yolun başında.
Ahmet el Şara’nın, Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan’la görüşürken giydiği takım elbise ve kravat, göstergelerle düşünenler için önemli ipuçları vermiş olmalı. Kısalmış sakallar, özgüvenli, yumuşak ve medenî bir ifade elbette diğerini tamamlıyor. Siyah takım elbise, beyaz gömlek ve yeşil kravat, Suriye bayrağındaki üç rengi temsil ediyor. Düştüğü yerden ayağa kalkmaya hazırlanan bir halk için ferahlık veren bir mesaj. Renginden önce, asıl önemlisi bir kravat takmış olması. Sadece o değil, ekrana yansıdığı kadarıyla, Suriye heyetinde yer alan diğer temsilcilerin de tamamı takım elbiseliydi. Bizimkilerin tavsiyesi ve telkini olmalı. Batı alemi için bunun ne kadar önemli olduğunu tahmin edemezsiniz.
Henüz Sovyetler dağılmadan önce, Ankara’da, Türk Demokrasi Vakfı’nda dünya çapında meşhur John Esposito adında Amerikalı bir uzmanın konuşmasını dinlemiştim. Sovyetler ile İran’ı mukayese etmiş ve “Biz elbette Sovyetleri tercih ederiz, çünkü onlar kravat takıyor” demişti. Semboller düşünceyi nakletmek, duyguyu yansıtmak için önemli; ama inanın politikanın her türü sembollerle yapılıyor. Ahmet el Şara’nın taktığı kravat tek başına yeni Suriye yönetimin Batı ile verimli bir ilişki kurmasını, “Acaba cihatçı mı?” endişesiyle oluşan güvensizlik duvarını aşmasını sağlayacak kadar önemli. Özellikle sığ ve basit düşünen Amerikalılar, kravat takan, takım elbise giyen birinin cihatçı olamayacağına yemin edebilirler.
Yeni Suriye’nin işi çok zor:
Suriye’de yeni bir devlet düzeni kurulacak. Yeni yönetimin azınlıkların kendini güvende hissetmelerini sağlaması, dünyaya karşı kazanacağı meşrû gücün en önemli unsuru olacak. Evlerdeki suyun akması, elektriğin kesintisiz verilmesi, ulaşımın, sağlık hizmetlerinin etkili bir şekilde sağlanması çok ama çok zor işler. Bütün bu kamu hizmetlerini yerine getirmenin vazgeçilmez ön şartı da güvenliğin sağlanması ve hakkını arayanlara cevap verecek bir otoritenin ve yargı sistemin duruma egemen olması.
UMUTLAR VE HAYALLER GERÇEKLERLE KARŞILAŞINCA…
Kat edilecek çok uzun bir mesafe var. Orta Doğu sabahtan akşama ittifakların, sorunların değiştiği bir coğrafya. Gündüz uyuyup gece ava çıkanlar var. Yolun başındaki Suriye’nin başına her türlü çorap örülebilir. Sevinçle sokaklara dökülen, meydanlarda kutlamalar yapan Suriye halkı eninde sonunda harabeye dönmüş ülkenin gerçekleri arasında yaşam savaşına geri dönecek. Silahlı grupların silahsızlandırılması, adlî sistemin işler hale gelmesi, uygulanacak hukuk kurallarının ve anayasal tercihlerin vücut bulması içerde de tartışmalara ve çekişmelere neden olacak. Alınan mesafe ilerledikçe gayrımemnunlar çoğalacak. Vaadedilen demokrasi inşa edilirse görüş ihtilafları etrafında siyasî gruplar şekillenecek, bunlar siyasî partilere dönüşecek ve iktidar için rekabet edecekler. Türkiye’ye yakın durmak veya mesafe koymak bir siyasî tutum olarak billurlaşacak. Mutlu heyecan azalacak ve şikayetler çoğalacak. Umutların ve hayallerin yerini gerçeklere bırakması her zaman sevimsiz aşamalardan geçer.
İşte bu yüzden hem Türkiye ile ilişkilerde hem de Suriye’de halkın yeni düzene intibakında sorunlarla yıpranacak bir gelecek önümüzde duruyor.
‘PKK, YOLUN SONUNA GELDİ’
Hazırlıklı olalım.
Bir de yolun sonundakiler var.
PKK, yolun sonuna geldi.
ABD, daha önce defalarca yaptığı gibi Kürtleri gözden çıkarmış durumda. Cezire’deki PYD/YPG’nin tekelindeki Kürt bölgesi hamisiz ve himayesiz kaldı. Mazlum Abdi’nin sürekli aşağıya çektiği çıtayı izlemek, durumu bütün gerçekliği ile kavramak için yeterli. SDG, federalizm istemediğini açıklıyor, silahlı grupların yani PKK militanların ülkeyi terketmesi için ateşkes talep ediyor. Amerika’ya yaptığı müracaatlara çok zayıf karşılıklar alıyor.
Trump’ın Erdoğan’a övgüleri, aslında ABD’nin Kürt politikasını özetliyor; Kürtleri değil Türkiye’yi tercih ettiğini ilan ediyor.
Cezire bölgesi, silahları merkezî otoriteye teslim edecek, silahlı güçlerini dağıtacak, üniter yapı içinde nüfusuyla orantılı bir temsil ve yer edinecek; yani demokrasiye teslim olacak. Onları merkezî otorite karşısında koruyacak Türkiye dışında hiçbir güç yok. Kazanamayacakları bir savaşa girmektense Türkiye ile anlaşmak ve alacakları güvencelerle Suriye’de yeni sisteme entegre olmak dışında hiçbir şansları yok.
Türk Ordusu, Suriye Millî Ordusu ve Şam yönetimi ile birlikte PYD/YPG yapılanmasına nihaî darbeyi vurmaya hazırlanırken, Türkiye’deki Kürtlerin desteğini almak üzere hamle üzerine hamle yapıyor. Eşzamanlı olarak ilan edilen Öcalan ile görüşme takvimi, Bahçeli’nin “Kürtler kardeşimiz” vurgusu dakik bir planlamanın usulüne uygun şekilde yürüdüğünü gösteriyor.
Silahlı örgüt köşeye sıkışmışken sivil Kürt siyasetinin önü açılıyor.
Tam 40 yıldır isyan halindeki PKK’ya yolun sonu göründü.
Önümüze gelen her sorunu ve verilen karşılıkları, “Erdoğan’a ne kazandırır?” ıskalasında ölçenlerin, sıkıştıkları dar köşeden çıkmaları lâzım. Zamanın, şartların ve gerçeklerin dışına savrulmamak için siyaset ve devlet meselesini ayırmaları gerekiyor. Önümüzdeki tablo ve gelişmeler bir siyasî rekabet konusu değil.
Yolun sonunda değil başında durmaları, politika üretmeye başlamaları gerekiyor.






















