(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
“Dost ateşi”, savaşlarda aynı cephede yer alan birliklerin yanlışlık eseri birbirlerine telefat verdirmelerini ifade eden bir deyim. Kıbrıs harekâtında koskoca Kocatepe muhribimiz, Hava kuvvetlerimizin açtığı dost ateşi ile batırılmıştı.
Büyük kuvvetlerin koordinesi ve ortak bir hedefe yönlendirilmesi çok ciddi sevk ve idare problemleri doğurur. İktidarlar da hüküm sürerken benzer sıkıntılar yaşar. Her iktidar, zaman içinde geniş bir çıkar şebekesi ve statüko meydana getirir. İktidarın dayandığı unsurlar, bulundukları yerde, aldıkları yetki ile kendilerini orada tutan iktidarı bütün cephelerde savunmaya girişir. Doğal bir refleks şeklinde gelişen bu savunma hamleleri koordinesiz ve akılsızca yürütülünce dost ateşine dönüşür ve iktidarı çürütmeye başlar.
Son zamanlarda yargıdan muhalefete yönelik savunma hamlelerinin, iktidarı yıpratan ve eriten dost ateşine dönüşmesi gibi.
Muhalefetin bir şey yapmasına gerek yok. Yargı, iktidarı yıpratacak savaşı yoğun bir şekilde sürdürüyor.
Kaş yapayım derken göz çıkarma deyimi tam olarak bugün yargıdan muhalefete çekilen ayarlar için kullanılmalı.
Yargıçlar ve Polisler:
Devleti devlet yapan, iktidarların eline hükmetme araçlarını veren ve mutlaka kamu çıkarı gözetmesi gereken dört ana meslek grubu var. Yargı, polis, asker ve diplomatlar.
Askerler, bilhassa kurmaylar ve diplomatlar her zaman bütünü görmeye ve durumdan bu genel vaziyete göre vazife çıkarmaya çalışırlar. Bakış açılarını meslekî olarak geniş tutmak zorundadırlar. Yargıçlar ve polisler ise önlerine gelen dosyayla sınırlı muhakeme yürütmeye ve sonuçlar çıkartmaya mecburdur. Mesleklerindeki uzmanlıkları itibarıyla dar ve sınırlı bir akıl yürütmeye mahkûm olurlar. Ancak kullandıkları güç onları zirvelere taşıdığı için, her konuda hüküm vermeye başlarlar.
Çok zeki ve yetenekli, kendi alanlarında çok iyi yetişmiş yargıçların ve polislerin genel sorunlar hakkında ne kadar cahil olduklarına çok defa şahit oldum. Ancak genel süreçler hakkında hüküm verme ve müdahale etme hevesleri, cehaletleri nispetinde fazla oluyor. En kötüsü, elindeki gücü kullanarak her şeyi çözeceklerini sanıyorlar.
Yargıdan gelen ve muhalefeti yıpratmayı amaçlayan hamlelerin neredeyse tamamı bu yanılgıdan besleniyor.
Silkeleme:
Yargı muhalefeti silkeliyor.
Peki sonuç?
Siyasî rekabete dışardan yapılan müdahaleler, sürmekte olan tiyatroda sahnenin ön kısmına geçtiği zaman iktidarlar güç kaybetmeye başlar. Çünkü oyun halkın önünde oynanır ve haksızlık, adalet duygusunu zedeler.
Yargıdan muhalefete yönelik silkelemelerin tamamı, iktidar kanadına dost ateşi şeklinde ağır zararlar veriyor.
AK Parti belediyelerine veya iktidarın yönettiği eski dönemlere ait yolsuzluk iddialarının hiçbiri soruşturulamıyor. Böyle olunca CHP’li belediyelere yönelik tutuklamalar tiyatro sahnesinin önünde, iktidarı da içine alan yolsuzluk imajına destek vermekten başka işe yaramıyor.
İmamoğlu’nun diplomasını konu alan soruşturma, muhalefet sözcüleri marifetiyle soyut “diploma” tartışmasına dönüşerek iki tarafı keskin bir bıçak haline geliyor.
Habeas Corpus:
Ceza yargılamalarının birinci kuralı “Kanunsuz suç olmaz” prensibidir. Bir fiili suç olarak yargılayabilmeniz için o fiilin mutlaka ceza kanununuzda, bir madde başlığı altında suç olarak tanımlanması gerekir. Bu konuda usul hükümleri o kadar katıdır ki, yargıcın bir suç tanımını genişletecek şekilde yorum yapması bile yasaklanır. Hammurabi kanunlarından, Solon Yasalarından ve günümüz dünyasında Habeas Corpus Act’a referans gösterilerek sürdürülen basit bir prensip. Anayasamızda ve ceza kanunumuzda var. Şayet yargı düzeninizde bu prensibe aykırı tek bir karar bile çıkıyorsa, bir tek kişi bile bu prensibe aykırı şekilde ceza görüyorsa kimse size hukuk devletinden bahsedemez.
Halk TV Genel Yayın Müdürü Suat Toktaş, bu prensibe aykırı şekilde 34 gün cezaevinde tutuldu. Kanunda yer almayan “Etki ajanlığı” suçlamasıyla siyasî tutuklamalar yapıldı.
HSK, yargıç ve savcılara verdikleri kararlardan dolayı dışardan yapılacak müdahalelere engel olmak için vardır. Ayşe Barım davasında tahliye kararı veren hakimin görevden alınması, HSK’nın tam tersine bir işlevi üstlendiğini gösterir.
İstanbul savcılığından, İstanbul Üniversitesi rektörlüğüne giden, İmamoğlu’nun diplomasını iptal iması içeren ve sonra geri çekilen talimat herhalde çok hassas bir konuda işbilmezlik olarak görülmüş olmalı.
Durum istisnai olmaktan çıktı ve yargı yetkisi kullananların siyasî rekabetin tarafı olduğu genel bir tabloya dönüştü.
Peki sonuç?
İktidar belli ki farkında değil veya engel olamıyor. Siyaset sahnesinde muhalefete yargıdan gelen müdahalelerin tamamı dost ateşi olarak iktidara büyük zayiatlar verdiriyor. Tiyatro seyircileri, yani seçmenler sahnenin ön tarafında cereyan eden bu olayları takip ediyor ve kendi yaşadıkları ile karşılaştırıyor.
Yargı sayesinde müstakbel seçimde CHP, sandalyeyi aday gösterse kazanacağı halk desteğine ulaşıyor.





















