(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Bu söz Saint Juste’ın Fransız İhtilalinin Konvansiyon Meclisi’nde, devrik kralın yargılanmasının tartışıldığı oturumda söylediği bir söz. “Kral ya yönetmeli ya da ölmeli” diye devam ederek siyasî hukukun güce bağlı olan çelişkili dengesini vurgular ve keskin bir hükümle konuşmasını tamamlar: “Biz kralı yargılamıyoruz, kral ile savaşıyoruz.”
Siyasî rekabette “güçlü olan haklıdır” prensibini somut bir mantığa bağlayan pervasız bir muhakemedir bu. Tarihî tecrübenin özeti bu sözle uyumludur: Gücünüz varsa iktidar koltuğu sizindir, yoksa hissenize idam sehpası düşer.
“Ya devlet başa ya kuzgun leşe”.
Neyin doğru neyin yanlış, neyin iyi neyin kötü, neyin ahlâka aykırı, neyin mertçe olduğunu tayin eden ölçü güçtür, hukuk değil. Kazanan her şeyi alır, kaybeden her şeyini verir. Ortası yoktur.
Siyasetin üzerine inşa edildiği yegâne gerçek güç savaşıdır. Siyaset oyunu bazen zekâ ve incelikle, bazen zor kullanarak oynanır. Güçlü gücünü bir hak, halkın kendisine itaatini de vazife haline getirdiği zaman, yani meşruiyetini sağladığı zaman kalıcı hale gelir.
Ya demokrasi?
Demokrasi bu güç oyununu, tarafların üzerinde mutabık kalacağı kurallara bağladı. Kazanan her şeyi kazanamayacak, kaybeden her şeyinden olmayacaktı. Araya insan hakları ve özgürlükleri denen vazgeçilmez prensipler yerleştirildi, anayasalarla hem bu hakların korunması hem de devlet iktidarının çıplak güçten uzaklaşarak ortak hukuk kurallarına bağlı olması sağlandı. En önemlisi de iktidarın el değiştirmesi çok sağlam ölçülere raptedildi.
Demokrasi sayılar rejimidir. Al alta yazıp topladığınız zaman kimin yekûnu fazlaysa iktidar onun hakkıdır. Kim toplamda azınlığa düştüyse iktidarı rakibine devretmek zorundadır. Seçimler olur, sayılar yeniden toplanır ve denge değişmişse iktidar koltuğu karşıdakinin eline geçer. Kimse darılmaz ve küsmez. Devreye demokratik kuralların ağırlığı ve olgunluğu girer; bütün ilişkileri medenî bir şekilde düzene sokar.
Sadece demokrasilerin değil, bütün yönetim sistemlerinin en büyük zaafı iktidar değişimini sarsıntıya, kayba uğramadan geçirebilme sorunudur. Dışarda bırakılanlar her daim pusuya yatar ve değişim anında fırsatı yakalar. Bu değişim anında başgösteren kanlı iktidar savaşları, insanlık tarihi boyunca çok canlara mal olmuştur.
Günümüz demokrasilerinin en temel yıpratıcı sorunu, sandıkla gelenlerin sandıkla gitmeyi reddetmeleri ve koltuğa yapışmak için ellerindeki bütün araçları seferber etmeleridir.
Geldiği gibi gitmeyi reddediyorsa ne yapacaksınız? Demokrasinin bu en temel problemini nasıl çözeceksiniz?
Direnme hakkı:
Modern demokrasilerin temellerini oluşturan insan hakları belgelerinin tamamı (İngiliz Haklar Bildirgesi’nden, Virginia Bildirisine ve Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi’ne kadar) bu konuda temel insan haklarının da temelinde yer alan bir hakkı önümüze koyar: Direnme hakkı.
Zorba bir yönetime, sandığı yani halkın onayını iptal eden bir iktidara karşı halkın elinde direnmekten başka çare yoktur. Zorbalığa karşı gerekirse zora başvurarak iktidar alaşağı edilir. Direnme hakkı, modern demokrasilerin sigortasıdır. Hukuk dışında çıkmaya yeltenen yönetimler bu hakkın tahkim ettiği duvara toslarlar.
Aslında “direnme hakkı”, siyasetteki güç oyununun bütün kuralları ve kurumları ile devam ettiğini gösterir. İktidarın kullandığı haksız gücü yine halkın devreye sokacağı direnç dengeleyecektir. İktidarın elinde örgütlü şiddet ve baskı araçları varsa, halk bu güce direnerek bir denge oluşturamıyorsa ne olacaktır?
Kaçacağınız bir yer yok: Güçlü olan galip olacaktır.
Suç işleyerek muhalefet edilir mi?
Suç işleyerek devlet yönetilirse, hukuk dışına çıkarak muhalefet de yapılır. Burada temel prensip hukuk değil, güç ilişkisidir. Hukuku zaten iktidar ortadan kaldırdıysa, muhalefet neden kendini ortadan kalkmış olan hukukla sınırlandırsın? Direnme hakkı zaten bu sınırın kalkması yüzündendir.
Eğer iktidar-muhalefet ilişkisinde hukuku muhafaza etmek istiyorsanız demokrasinin evrensel prensiplerine müracaat edecek, iktidar değişiminin kurallarına uyacaksınız.
En temel kural: Müstakbel iktidarı, güç henüz elinizde iken yok etmeye kalkışmayacaksınız.
Mehmet Uçum’un hafta sonunda yayımladığı makalesinin başlığı “Suç işleyerek demokratik muhalefet yapılmaz” idi. Yazıda uzun uzun muhalefetin “Kabadayı repertuarı” tabir ettiği söyleminin hukuka ve demokrasiye aykırı olduğunu öne sürüyor. Her biri sorunlu kavramlar kullanarak muhalefete kendince ayar veriyor. Ancak bu eleştiriler bile tek başına iktidar operasyonlarının yol açtığı hukuk ve demokrasi açığını gündeme getirmeye yetiyor. “Suç işleyerek devlet yönetilmez.”
Sandıktan umudunu kaybeden iktidar rakibini, elindeki zor araçlarını kullanarak tasfiye etmeye çalışıyor. Bir hukuk davası değil, güç oyunu sahneleniyor. Muhalefetin bu oyuna dahil olup direniş hattına çekilmesinin sebebi iktidarın sahneye koyduğu senaryo yüzünden. Güç savaşı bu mecrada ilerlerse, hukuku giderek daha az hatırlayacağız.
Temel problem şurada: Güç oyununda baskın çıkan taraf muhalefet. Terazideki asıl ağırlık ise halkın çoğunluğunun giderek daha fazla görünür hale gelen muhalefete desteği. İktidarın halk desteği için ekonomiyi düzelterek seçim kazanma umudu hiç yok. Elde kalan gücünü, hukukun sınırlarını zorlayarak muhalefeti minderden dışarıya atmaya harcıyor. Ancak kendi bindiği dalı kesiyor.
Oluşan algıyı tekrarlayalım: Saray, birkaç danışman ve birkaç yargı mensubu marifetiyle boyunu fersah fersah aşan bir işe kalkıştı. Partisi, bürokrasisi, Meclis Grubu, işadamları, medyası, hatta çelik çekirdeği bu savaşta yer almıyor. Çiğnediği hukuk aynı zamanda üzerine bastığı ve kendisini ayakta tutan zemin. Kendi hukukunu yaralıyor. Bu zemini kaybettiği takdirde iktidarı kaos içinde teslim etmeye mecbur kalacak.
Hukuk ise kısa ve uzun vadede çıkarlarını koruyacak bir kalkan olarak hemen yanıbaşında duruyor. Demokrasinin nefes alıp vermesi için hukuka ihtiyacı var. Tutuksuz yargılama, hâkim teminatı, doğal hâkim prensibi gibi yargının bağımsız iş görmesini sağlayacak ve mahkeme kararlarına uyacak bir iktidar tutumu siyasi iklimi güç savaşından demokratik rekabet alanına taşıyabilir. İktidar kanadının en makul ricat yolu burası.
Evrensel siyasî tecrübenin bizim önümüze koyduğu özet şöyle: İktidarlar suç işlemeden yönetemezlerse, muhalefet de dengeyi kuracak araçları mutlaka bulurlar. Memleket adına gönül ister ki bu sapa yollara girmektense oyun adil, eşit ve açık bir şekilde oynansın.





















