(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Stadyumlarda maç bütün heyecanıyla devam ederken herkes tek tek kendi kimliğinden-kişiliğinden vazgeçer. Şekilsiz kalabalığın şekilsiz bir parçası olur. Taraftarlık dediğimiz de zaten budur. Bireysel psikolojinin bütün dinamikleri devre dışıdır, kitle psikolojisi birey üzerinde egemenliğini kurmuştur. Selin içinde iradesiz ve kararsız sürüklenen bir kum tanesi gibi. Akıl, muhakeme ve normal şartlarda hemen kendini gösteren ahlâk ölçüleri devre dışıdır. En vahşi haliyle öfkenin ve sevincin arasında küfürlü tezahüratlara eşlik ederken kontrolsüz duygular egemendir. Aynı duyguyu paylaştığı benzerleri ile birlikte olmanın getirdiği güvenle, hiç yaklaşamayacağı sınırlarda dolaşır. İnsanın kendisi olmaktan vazgeçtiği kitlesel bir cinnet hali toplu bir ibadet gibi yaşanır.
Kitlenin tek parça halinde hareketi ve yönelişi ise, işi bilen kurnazların etkisine, tesadüflere ve içgüdüler alemine bağlıdır. Sonuçta trans haline geçmiş birey, özel hayatında biriktirdiği öfkeyi, ezikliği, mutsuzluğu, cerahati boşaltır gibi stadyuma döker ve terapi tamamlanmış olur.
Çözüm Süreci’ni sahalara taşıyan uyanıkların, takım taraftarlarını Leyla Zana’ya küfür etmeye sevk etmelerinin de uyuşturucu takibatında olan Sadettin Saran’ın arkasında kenetlenmelerinin de ülke gerçekleri ile yakından uzaktan alâkası yok. Ne yaptıklarını size mantık ölçüleri içinde anlatamazlar. Bu işi futbol dünyası içinde çözemezsiniz.
Karşınızdaki manzara, siyasetin futbola el atmasının değil, sıkışmasının eseri.
Gerçekler dünyasında sıkışıp kalan siyaset; içgüdülerin, öfkenin dolup taştığı kör duyguların dünyasından medet umuyor. İşe yarıyor mu? Sanmıyorum. Bu durum sadece çaresizliğin dışa vurumundan ibaret.
Madem bu kadar çaresiz, siyasetin yöneldiği istikameti görebilmek için başka yerlere bakmalıyız.
Saray siyaseti:
Çelik çekirdek içindeki iktidar rekabeti, Saray adı verilen siyaset merkezinin kapalı kapıları ve duvarları arasında cereyan ediyor.
Siyasete gözlerini iktidarda açan ve sadece tek kişinin etrafında toplanarak güç devşirenlerin siyaset tarzı dönüp dolaşıp entrikaya saplanır.
Son zamanlarda çok sık sözü edilen “halef kim olacak?” sorusu, o tek kişinin yanında ayakta kalmayı başarana göre cevabını bulacak. O tek kişi de otoritesini sürdürecek şekilde tavrını ortaya koyacak ve yeni bir yönetim hiyerarşisi oluşacak.
Tarihsel geleneği dikkate alarak şöyle hayal edin. Saray içi entrikalarla süren, kural tanımayan, ölümüne rekabetin sonunda eskinin mirasını devralmış yeni bir kral seçilecek. Sonra kapılar açılacak, saltanat arabasına binmiş yeni kral “çok yaşa” sesleri arasında halkını selamlayacak.
Mümkün mü?
Erdoğan, siyasetin en temel kaidesini çok iyi bilen bir politikacı: Gerçekçilik. Rekabet edenler ise sakız gibi çiğnedikleri gücü altın kaşıklarla almışlar, hep tutkuların-hayallerin dünyasında yaşamışlar. Kibir gözlerini kör etmiş. Bu yüzden, 23 yıllık iktidarın ana taşıyıcı sütununu, saray içi rekabette ağaç kurdu gibi kemirdiklerinin farkında değiller.
Ana çekirdekte patlama:
Detaylar tartışmalı ama, çelik çekirdekte yer alan iki güçten birinin öbürünü asfalttan kazımaya azmettiği ve elinden geleni yaptığı ortada. İmhaya gerek kalmadan Erdoğan’ın tek sözü ile silinebileceğine göre, hedefteki bu kanadın elinde kozlar olduğu ve henüz bu kozları masaya sürmediği anlaşılıyor.
Açlık sınırının altındaki asgari ücretin, durdurulamayan enflasyonun siyasi iklimi tek başına esir aldığı şartlarda saray entrikası itici ve sevimsiz karşılıklar bulur. Hele iktidarın ana çekirdeğinden taşan belden aşağı hikâyeler, uyuşturucu muhabbetleri iktidarla toplum arasındaki mesafeyi çoğaltır. Aklı başında muhafazakâr iktidar içerdeki rakibini yok etmek için, kendi bindiği dalı bu kadar hoyratça baltalamaz.
Üstelik, Belediye soruşturmaları için kullanılan yeni tekniklerle karşı taraf yıpratılıyor, enterne ediliyor. Bu iç rekabet, CHP’ye yönelik yargı operasyonlarının da zaten yerlerde sürünen inandırıcılığını bütünüyle ortadan kaldırıyor.
Kısaca, Saray’da çelik çekirdeğin içinde cereyan eden rekabet iktidarı çaptan düşürüyor.
Ayrıca henüz işin başındayız. Karşı taraf henüz silahları çekmiş değil.
Bir atom çekirdeğinin patlatılması şeklinde bir saatli bombanın tiktakları geliyor kulağımıza.
İşin sırrı Saray kültüründe. Kendine aşırı güvenen, gerçeklerden bihaber kibirli iktidar gücü siyasetin ana aksını AK Parti ile CHP arasından alıp, Sarayın içine monte etti.
Tüp macundan çıktı.
Bu işin sonu erken seçim.
Çok şaşıracağınız manzaralara hazır olun.





















