(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Şahin Alpay hatıralarının ilk cildini “Bir Hikâyem Var” ismiyle yayımladı (Lejand yayınları, Kasım 2024, İstanbul, 564 sayfa). İkinci cilt kendi ifadesine göre hazır ve 2025’le birlikte elimizde olacak.
“Bir Hikâyem Var” sıcak bir otobiyografi. Tarih, mekanik robotların duygusuz eylemleri olmaktan biyografiler sayesinde kurtuluyor, sizi içine alıp capcanlı olaylar zincirini ve tarihi yapan kişileri önünüze seriyor. Şahin Alpay’ın hikâyesi, 1960’lı yıllardan sonra hızlanan sancılı yakın tarihimizin, insanı içine alıp o alt üst oluşu yeniden yaşatan hikâyesi olarak okunmalı. Romanlardan, profesyonellerin elinden çıkma dönem dizilerinden daha sürükleyici. İnanılmaz detaylar, çok sağlam bir kronoloji ve “aksi mümkün olamaz” dedirterek ikna eden bir çerçeve ve arka plan. Bu kadar detaylı bilgi nasıl bu kitaba girmiş sorusunun cevabı da Şahin Alpay’ın titizliğinde ve yaşadıkları karşısındaki ciddiyetinde aranmalı. Demek zamanında notlar tutulmuş ve muhafaza edilmiş.
İKİ MÜLKİYELİ…
Şahin Alpay’ın kitabını okuduktan sonra, Nişantaşı’nın kalabalık bir caddesindeki evinde uzun uzun sohbet ettik. Aramızda tam on yaş var, ama ikimiz de Mülkiyeliyiz. Mülkiyelilik benim zamanımda halâ siyasî görüş farklarını hatta düşmanlıkları aşan bir akrabalık bağı gibi görülürdü. Teneffüs ettiğimiz ortak havadan olsa gerek daha önce hiç karşılaşmadığınız bir Mülkiyeli ile bile kitabın tam ortasından söze başlamak gibi bir avantajınız olur. Nitekim yine öyle oldu, kavram karmaşasını, tarihin labirentlerini kolayca aştık. İçindeki çocuğu yaşatan ve kahkahalarıyla dışa vuran, üstelik dünyanın tecrübesini ve zengin hatıralarını yüklenmiş biriyle sohbetin keyfini size anlatamam. Hatıralar faslı için kitaba bakacaksınız ve bitirdikten sonra yakın tarih hakkında kanaatiniz değişmiş olacak.
Kitap, 68 kuşağının hikâyesi. Okurken, romanları roman kahramanının gözüyle okumak gibi, tarihe malolmuş olayları Şahin Alpay’ın yapıp-ettikleriyle tam da merkezinden takip ediyorsunuz. O kuşağı temsil kabiliyeti en yüksek kişilerden birinin kaleminden üstelik. Hepsi sahi, gerçeğe saygı dışında bir hesaplaşma veya birileri ile polemiğe girme, bir şeyleri aklama çabası hiç yok. Daha önce sadece Gün Zileli’nin hatıralarından etkilenmiştim, bu kitaptaki kadar.
Ben 78 Kuşağı’na mensubum. Gençlik yıllarında birkaç yaş bizim aramızda, bugünün kuşak çatışmasına benzer bir kişilik ve mizaç farkına yol açardı. Her şey hızla değişiyordu ve bizler de bir şeyleri değiştirmeye kararlıydık. 68 bize fersah fersah uzak bir geçmişti. Doğrusu biz o kuşağın mensuplarına, saygıyla ve biraz da hayranlıkla “ağabey” diye bakardık. Onların nezdinde bizler hiçbir zaman büyümedik veya biz öyle zannettik. Onlar kadar ağır abi havalarında dolaşamadık. Bize biraz da 68 kuşağının çakması olarak bakabilirsiniz. Ancak onlar bir dalga ile yere serildiler, bizim üzerimizden iş makineleri geçti. Onlar bir efsanenin arkasında, saygı bekleyerek yaşamaya devam ettiler, bizler ise birçok şeyimizi gençliğimizde bırakarak yaşadığımız hayatı yaralarımızı sarmakla geçirdik.

68 VE 78 KUŞAKLARI ARASINDAKİ FARK…
68 Kuşağının militan devrimcileri 80’li 90’lı yılların entellektüelleri, kanaat önderleri, sanatçıları-gazetecileri oldular. Kimi iş dünyasında, kimi üniversitelerde kök saldılar. Gençliklerinde yaşadıkları tecrübeler olmasaydı, sonraki hayatlarında yaptıklarını başarabilirler miydi? Bilemiyorum. Ama bizim gibi ezilmediler, bizden daha ilerde ve daha az yaralı hayata başladılar.
Şahin Alpay’ın kendi hikâyesinin yanında ete kemiğe büründürdüğü portrelerin birçoğu hala hayatta. Geçmişi bilmeden bugünü anlamak, o çok yakından bildiğiniz isimleri tanımak mümkün değilmiş gerçekten.
Şahin Alpay’ın hatıralarının ikinci cildini Silivri’de birlikte yaşadığımız yılları da barındırdığı için merakla bekliyorum. O cilt için, sanıyorum birinci ciltten oldukça farklı bir yorum kaleme alacağım.






















