(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Umut dolu, iyimser bir başlangıçtayız. Hepsi o kadar.
“Barış” kelimesinin coşkusuna kapılmayın. “Biz taktik yaklaşmıyoruz, stratejik yaklaşıyoruz” diyen PKK yöneticisi, hesap-kitap peşinde olduklarını söylemiş oluyor. Türk Devleti’nin zirvesinden de “bin yıllık stratejik akıl” referans gösteriliyor. İşin özü: Stratejiler yani vazgeçilmez öncelikler belli, sadece taktik hamleler kotarılıyor.
Strateji ne?
Kürt siyaseti, PKK’dan DEM’e uzanan geniş yelpazede Suriye’de, Cezire bölgesinde otonom bir Kürt bölgesi peşinde. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise, Kandil’in o bölgede yerleşik ve meşrû üstelik kontrol dışı bir güce dönüşmesini engelleme derdinde.
Suriye’nin Kuzey Doğusunu bir satranç tahtası olarak tasavvur edin. Bir yığın oyuncu ve seyirci Türkiye’deki Barış Süreci’ni fırsat bulunca müdahale etmeye hazır vaziyette, dikkatle izliyor.
Şimdilik hikâyenin Türkiye’deki kısmı bu iki farklı hedefi uzlaştırma, bir ara yol bulma çabası şeklinde sürüyor. Kısır ve dar bir alanda fırtınalar kopuyor.
Barıştan çok daha ötede bir Türk-Kürt uyumunun, hatta ittifakının ortaya çıkacağını görebilenler ve bu ihtimale göre tutum alanlar çok az.
Silahın anlamı kalmadı:
Silahın ve terör araçlarının bir anlamı kalmadığı için Öcalan’dan gelecek silahları bırakma çağrısının pek fazla karşılığı yok. Sadece bir seremoni yerine getirilecek. Zira Öcalan bu çağrıyı daha önce de yaptı, hatta silahlı mücadelenin artık gereksiz olduğunu da ilan etti. Bu yüzden değişen faktörün bu çağrı olamayacağını kestirmek çok zor değil.
Terör, şiddetin incelmiş bir teknik olarak propaganda amaçlı kullanılmasıdır. PKK için propagandası yapılacak mesele kalmadı. 40 yılın sonunda “Terörsüz Türkiye” hedefinin muhatabı olması bile onlar için yeterli. Öbür taraftan terör iki tarafı keskin bıçağın sapını saldırı amaçlı kullanmaya benzer. İç savaşın başından itibaren Suriye gündemi PKK’yı ABD’nin kucağına oturttu. Süper gücün yedeğine girmeyi başarmış bir örgütün terör kapasitesi kendiliğinden iradesi dışına çıkar. PKK özenle, her an kapanacak gibi görünen bir çatlağa yerleşmeye çalışıyor. ABD’nin derdi İsrail. Türkiye ile kolaylıkla Suriye’deki Kürt varlığının yerine ikame edilecek bir alternatif üzerinde uzlaşabilir yani Kürtleri satabilir.
Türkiye ısrar eder ve gözünü karartırsa ABD’yi, dolayısıyla İsrail’i ikna edebilir. Elbette bunun bir bedeli olur.
Şimdi önümüze çıkan fırsat bu bedeli ödemeden büyük kazançlar sağlamaya kapı aralıyor. Durum Kürtler için de öyle. ABD’nin, hele hele Trump’ın kaprislerinin taktik oyuncağı olacak bir Kürt varlığı kendisi için bile tehlikeli. Halbuki bugünün kalıplaşmış paradigmasını ve yerleşik alışkanlıkları çok aşan bir Türk Kürt ittifakı pekâlâ mümkün. Tarihin, yani bölgenin dinamikleri oraya doğru akıyor.
Suriye üzerinden Orta Doğu’da yepyeni bir mimari inşa ediliyor. İşaretler yeteri kadar açık. Suriye, Suudi Arabistan’ın ve Körfez ülkelerinin arka bahçesi olacak. El Şara’nın Türkiye’den önce Suud’u ziyareti durumu aşikâr etti. Büyük Oyun’a göre Türkiye’ye sadece bekçilik görevi veriliyor. Bilinmeyenlerle dolu bir gelecek bizi bekliyor. Güllük gülistanlık bir Orta Doğu hayal eden iyimserler kısa zamanda gerçeklerle yüzleşecekler. Hizbullah ile Şam yönetimi arasında başlayan çatışmalar, daha başında işlerin beklendiği gibi yürümeyeceğini gösteriyor. İran daha devreye girmedi. Trump’ın gürültülü ve provokatif diplomasisi ipleri lüzumundan fazla gerecek. Orta Doğu hep bildiğimiz gibi yoluna devam edecek.
Siyasî Çözüm-Devlet Çözümü:
Kürt siyaseti ve PKK’nın politbürosu ellerini yeteri kadar açık ediyor. Son zamanlarda medyaya yansıyan beyanlar kafa karışıklıklarını ve beklentilerini yansıtıyor. Hepsi Cezire bölgesine odaklanmış durumda. Adını ne koyarsanız koyun başlayan süreçten memnun ve umutlular.
Kürtler buna benzer gündemlere hep iyimserlikle yaklaşıyor. Kürt sorununun gündeme gelmesi bile tek başına ruhlara iyi geliyor, ortamı yumuşatıyor. 40 yıl boyunca az çekmediler. Türkiye’nin batısı, terörü arada sırada hayatlarına giren bir bela olarak yaşarken Kürtler terör ve terörle mücadele kıskacında ömürlerini tükettiler. İçi çok doldurulmadan “onurlu bir çözüm” bu yüzden kulağa çok hoş geliyor.
Bir Kürt dostum, Bahçeli kalp sorunu yaşarken, onun sağlığı için dua edenlerin daha çok Kürtler olduğunu söyledi.
Türk devletine gelince…
Ne düşündüğüne ne yapacağına dair işaretler çok az. Başlangıç vuruşu olan Bahçeli’nin çıkışı ve sabit kadem duruşu ile İmralı kosterinin DEM temsilcilerini taşıması dışında elindekileri sımsıkı saklıyor. 2013-15 tecrübesi ile sütten ağzı yanmış vaziyette, önüne gelen yoğurda kaşık sallamakta acele etmiyor. “Devlet aheste gerek!” kuralı işliyor.
2013-15 tecrübesi siyasetin elindeki araçları seferber ederek kotardığı hassas bir süreçti. Masayı dağıtan iki tarafın siyasî hesapları oldu. Bu sefer devlet doğrudan ve baskın olarak devrede. Sonucu onun ısrarı ve ağırlığı belirleyecek. Siyaset devlete ne kadar direnecek? Devlet siyaseti ne ölçüde ikna edebilecek?
PKK ideolojik olarak çöktü, terörle iştigal eden bir örgütün değeri ve anlamı kalmadı. Bu yüzden silahları bırakma ve terörü sona erdirme aşaması kolayca aşılabilir. Türk devleti, bu coğrafyada edindiği tecrübe ile esnek ve derin bir bakışa sahip görünüyor.
Çözüm terörün sona erdirilmesi, silahların bırakılması değil, iki tarafın da ortak bir akla ve çıkarlara uygun hareket edeceği bir Türk Kürt ittifakı.
Engel çok, ama şartlar ve kader elimizin altında.
Alınacak çok yol var, daha işin başındayız.























