(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Yeni bir karar. Bana da yeni ulaştı. Anayasa Mahkemesi (AYM), benim açtığım davada bir hak ihlali kararı vermiş. Yargılandığım davalardan değil, Silivri’de cezaevi yönetiminden aldığım bir disiplin cezasına karşı, elyazısı ile doğrudan açtığım bir davaydı. AYM II. Bölüm hak ihlali kararı vermiş ve devleti tazminata mahkûm etmiş. Beş sayfalık kararı, benzer haksızlıklara maruz kalanların başvurularında kullanmaları için aşağıya olduğu gibi ekliyorum.
İki ay içinde iş işten geçecek bir haksızlık için birkaç sene sürecek bir davayı açmaktan benim herhangi kazancım yoktu; cezaevinde kalanların uğradıkları haksızlıklara karşı emsal teşkil etmesi için dava konusu yapmıştım. Disiplin cezaları ile boğuşan mahkumlar bu ihlal kararını kullanabilirler. Siz de hukuksuzluğun nasıl pervasızca işlendiğini öğrenmiş olursunuz.
Hikâyesi şöyle:
Tahliyeme yakın günlerde, haftalık telefon görüşmemde, kızıma avukatıma çok acil bir not iletmesini söylemiştim. AYM’den başka bir dava için süreli başvuru gerekiyordu. Avukatıma ulaşmam için başka çarem de yoktu. Telefon şak diye kesildi ve ertesi hafta, başkasıyla telefonda görüşmeye çalıştığım gerekçesiyle hakkımda disiplin soruşturması açıldığına dair cezaevi idaresinden bir yazı geldi. Savunmamı verdim. Bir süre sonra Disiplin Kurulu Kararı ile görüş yasağı cezası verildiğine dair bir evrak tebliğ edildi. Cezanın evlere şenlik şöyle bir sonucu vardı. O gün tahliye kararı gelse, sırf o görüş yasağının uygulanabilmesi için kesilen süre kadar daha cezaevinde kalmam gerekiyordu.
Karara önce infaz savcılığına, sonra Silivri Ağır Ceza mahkemesine itirazda bulundum. İtirazlarım reddedildi ve bana bu ceza uygulandı. İtiraz gerekçelerim şunlardı. CMK ve İnfaz kanununda avukatla görüşmeye sınır getirilemeyeceği hükümleri vardı. Ayrıca hiçbir kanunun hiçbir maddesinde başkası ile telefon görüşmesine yasak getirildiğine dair bir kural yoktu. Nitekim bu yasak, bana bu ceza verildikten sonra infaz kanununda yapılan değişiklikle sonradan getirildi. Ceza gerekçesi ise benim cezaevinde korku ve paniğe yol açtığım iddiasıydı.
2020 yılında açtığım bu dava AYM’de tam beş yıl sonra karara bağlandı ve idare tazminata mahkûm edildi. AYM benim lehimde karar verdi ancak orada da bir sorun var. Bana ne yönetmelikte ne de infaz kanununda yer almayan bir suçtan dolayı ceza verilmişti. Nitekim sonradan bu fiilin infaz kanununda suç olarak tanımlanması, benim eylemimin henüz suç teşkil etmediği zamana ait olduğunu kanıtlamaya kafiydi. AYM ise kararını kanunilik prensibine yer vermekle beraber, görüş yasağı yüzünden aile hayatına saygı ilkesinin ihlali olarak görmüş.
Cezaevi Disiplin Kurulları:
Mahkûm veya tutukluların cezaevi kurallarına uymasını denetlemekle görevli disiplin kurulları, doğrudan yargı yetkisini kullanan ve cezayı ağırlaştırıp uzatan organlara dönüşmüştür. Benimle ilgili kararda da bu husus açıkça görülüyor. Nitekim bu hususta yaygın, neredeyse genelleşmiş şikâyetler var. Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun dile getirdiği şikayetler bile durumun tam anlamıyla bir faciaya dönüştüğünü göstermek için yeterli. Bilhassa terör suçlarında, hiçbir gerekçe göstermeden iyi hal ve şartlı salıverilme hükümleri keyfi olarak uygulanmıyor.
Cezaevi yönetimleri kendilerini mahkûm ve tutukluları canından bezdirmekle görevli addediyor, aslî varlık sebeplerinin durumu ağırlaştırmak olduğunu düşünüyor. Kısaca cezaevleri yaygın ve sistematik hak ihlallerinin olduğu yerler. Muhtemelen silsile-i meratiple bu durum yukarıdan aşağıya teşvik ediliyor ve bir hükümet politikası olarak uygulanıyor.
Benim bu davamda, bir başka tuhaflığı eklemeliyim. İlk defa tutuklanmama karar veren Sulh Ceza hakimi ile, bu disiplin cezasına itirazımı reddeden ağır ceza reisi aynı yargıçtı.
Benim davamın en garip tarafı şu. Disiplin Kurulu görüş yasağı getiriyor, görüş yasağı müddetince şartlı salıverilme durduruluyor ve bir tahliye kararı geldiği zaman bu disiplin cezasının size uygulanabilmesi için cezaevinde tutulmanız gerekiyor. Kısaca “sana görüş yasağı uygulayabilmem için cezaevinde kalman gerekir” denmiş oluyor. Hukuk önce mantığa dayanır. Sizce bir mantık var mı?
Karar özeti şu şekilde: (İsteyenler UYAP Bilişim Sistemindeki bu dokümana http://vatandas.uyap.gov.tr adresinden L/yp6PI – Y+r4vYW – dy3xP49 – EqtUCI= ile erişebilir)
***
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MÜMTAZER TÜRKÖNE BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2020/15366)
Karar Tarihi: 14/1/2025
Başkan
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
: Basri BAĞCI
Üyeler
Raportör
Başvurucu
Vekili
I.
: Engin YILDIRIM
Kenan YAŞAR
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI
: Çağlar ÖNCEL
: Mümtazer TÜRKÖNE
: Av. Dilara YILMAZ
BAŞVURUNUN ÖZETİ
- Başvuru, mahpus hakkında disiplin cezası verilmesi nedeniyle aile hayatına
saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
- Başvurucu, silahlı terör örgütü üyesi olma suçu kapsamında tutuklanarak Silivri
Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza İnfaz Kurumu) konulmuştur.
- Başvurucunun kızı ile haftalık telefon görüşmesi yaptığı sırada görüşmeye
üçüncü bir kişinin dâhil olduğu Ceza İnfaz Kurumu görevlilerince tespit edilmiş ve
başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır. Soruşturma neticesinde, kurumda
korku, kaygı ve panik oluşturacak davranışta bulunduğu gerekçesiyle başvurucu hakkında
13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki
Kanun’un 43. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendi gereğince bir ay süreyle ziyaretçi
kabulünden yoksun bırakma cezası verilmiştir. 2/12/2019 tarihinde verilen kararın
gerekçesinde, başvurucunun telekonferans yöntemiyle görüşme yapmasının kurumda kaygı
ve panik uyandıracak nitelikte olduğu ifade edilmiştir.
- Başvurucu; İnfaz Hâkimliğine itirazda bulunmuştur. Dilekçede; kızıyla
görüştüğü esnada avukatına bir dava dosyası hakkında bilgi vermek istediğini, bu sebeple
kızının avukatını arayarak görüşmelerini sağladığını, telefon görüşmesinin kurumda korku ya
da paniğe yol açmasının mümkün olmadığını belirterek disiplin cezasının iptaline karar
verilmesini talep etmiştir.
- İnfaz Hâkimliği 28/1/2020 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Gerekçede;
dosyada mevcut konuşma dökümlerinden anlaşıldığı üzere başvurucunun telefon
görüşmesine avukatını dâhil etme konusunda aktif rol aldığı, bu davranışın Ceza İnfaz
Kurumunun idaresi üzerinde kaygı oluşturduğu belirtilerek başvurucu hakkında verilen
disiplin cezasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
- Başvurucu, anılan karara itiraz etmiş, Ağır Ceza Mahkemesi 26/3/2020
tarihinde itirazı reddetmiştir. Kesin olarak verilen kararın gerekçesinde; 6/4/2006 tarihli ve
26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan mülga Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza
ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 88. maddesine aykırılık oluştuğu, izin
verilen kişiden farklı bir kişiyle telefon görüşmesi yapılmasının yasal düzenlemelere aykırı
olduğu ve hakkın kötüye kullanılması anlamına geldiği belirtilmiştir. Kararda ayrıca, bu
durumun örgütsel iletişim sağlanmasına yol açabileceği gibi kaygıya neden olacağı
belirtilmiştir.
- Başvurucu, nihai kararı 17/4/2020 tarihinde öğrendikten sonra 14/5/2020
tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
- Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
- DEĞERLENDİRME
- Başvurucu; idarenin kontrol ve denetiminde olan telefon görüşmesinin korku
veya kaygıya neden olmayacağını, avukatı ile görüşmesinin kısıtlanamayacağını ve söz
konusu cezanın kanuni dayanağının bulunmadığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca disiplin
cezası nedeniyle şartla salıverme süresinin uzatıldığını ifade ederek savunma hakkının,
haberleşme hürriyetinin, kanunilik ilkesi ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
- Bakanlık görüşünde; başvurucunun ihlal iddiasına ilişkin delillerini sunma,
temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma yönündeki
yükümlülüğünü yerine getirmediği dolayısıyla söz konusu hak ihlali iddialarının ne şekilde
ortaya çıktığına dair maddi ve hukuki dayanakları ortaya koyamadığı belirtilmiştir. Görüşte
ayrıca konuya ilişkin mevzuata ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına yer verilerek başvurucu
hakkındaki disiplin cezasının hukuka uygun olduğu bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık
görüşüne cevabında bireysel başvuru formundaki beyanlarını yinelemiştir.
- Başvuru aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelenmiştir.
- Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini
gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan aile hayatına saygı hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
- Mahpus başvurucunun dış dünya ile irtibatını sağlayan iletişim araçları arasında
yer alan ziyaretçi kabul hakkının kullanılmasını belirli süre yasaklayan disiplin cezası, aile
hayatına saygı hakkına müdahale oluşturmaktadır. Disiplin cezasının yargısal denetimini
yapan ağır ceza mahkemesince verilen kararda, haftalık telefon görüşmesi esnasında üçüncü
kişinin görüşmeye dâhil olmasının mülga İnfaz Tüzüğü’nün 88. maddesine aykırı olduğu
vurgulanmıştır. Söz konusu düzenleme gereğince başvuruya konu olan eylemin usule uygun
olmayan bir yöntem olarak nitelendirilmesi yorum yoluyla mümkün olmakla birlikte bir
eylemin usule aykırı olması ile disiplin suçu olarak nitelendirilmesi birbirinden farklı hukuki
değerlendirmeleri gerektirmektedir. İsnat edilen bir eylemin disiplin suçu olarak kabul
edilebilmesi ancak açıkça bir disiplin suçu olarak düzenlemesi hâlinde mümkündür (Mustafa
Ceyhan, B. No: 2020/13362, 19/10/2023, §31).
- Anayasa Mahkemesi Mustafa Ceyhan başvurusunda; mahpusun eşiyle telefon
görüşmesi yaptığı sırada üçüncü kişinin görüşmeye dâhil olması nedeniyle uygulanan disiplin
cezasını kanunilik koşulu yönünden incelemiştir. Mahkeme, söz konusu disiplin cezasının
5275 sayılı Kanun’un 43. maddesinde düzenlendiğini, anılan maddede kurumda korku, kaygı
veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunma şeklindeki eylemin,
ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasını gerektiren eylemler arasında sayıldığını ifade
etmiştir. Buradan hareketle mahpusun görüşme hakkı olmayan kişilerle telefonda görüşmesi
hâlinde, bu görüşmenin kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek
veya davranışta bulunma eylemi kapsamında kaldığı hususunun ilgili idare ve yargı
makamlarınca ortaya konulması gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla başvuruya konu olan
koşulların gerçekleştiği tarihte mahpusların görüşme hakkı olmayan kişilerle telefonda
görüşmesinin açıkça disiplin suçu olarak düzenlenmediği, bir başka deyişle müdahalenin
kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (bkz. Mustafa Ceyhan, §§ 32-34).
Nitekim bireysel başvuru yapıldıktan sonraki süreçte 5275 sayılı Kanun’un 42. maddesinde
14/4/2020 tarihinde yapılan değişiklikle, kurum idaresine bildirilen telefon numarası
aracılığıyla ya da teknik müdahale ile başka bir hatta yönlendirme yapmak suretiyle görüşme
hakkı olmayan kişilerle görüşme eylemi disiplin suçu olarak düzenlenmiş ve yaptırıma
bağlanmıştır.
- Somut olayda da başvurucunun kızı ile haftalık telefon görüşmesi yaptığı sırada
görüşmeye avukatının dâhil olması nedeniyle kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek
biçimde söz söylemek veya davranışta bulunma eylemini gerçekleştirdiği belirtilerek
genişletici ve öngörülemez bir yorumla disiplin cezası verildiği görülmüştür. Bununla birlikte
idare ve yargı mercilerinin kararlarında üçüncü kişi ile telefonda konuşma olgusuna dair ilgili
ve yeterli bir gerekçeye yer verilmediği anlaşıldığından yukarıda belirtilen karardaki
tespitlerden ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
- Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca başvuruya konu müdahalenin kanunilik
koşulunu sağlamadığı anlaşıldığından söz konusu müdahale açısından diğer güvence
ölçütlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
- Açıklanan gerekçelerle, başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence
altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
III. GİDERİM
- Başvurucu, ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi
tazminat talebinde bulunmuştur.
- Başvurucunun tahliye edildiği anlaşıldığından tespit edilen hak ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar
bulunmamaktadır.
- Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan
kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında net 34.000 TL manevi
tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
- Başvurucu, maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi
tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV.HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
- Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
- Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının
İHLAL EDİLDİĞİNE,
- Başvurucuya net 34.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin
diğer taleplerin REDDİNE,
- 446,90 TL harç ve 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 30.446,90 TL
yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
- Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması
hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ
UYGULANMASINA,
- Kararın bir örneğinin bilgi için Silivri 1. İnfaz Hâkimliği (E.2020/714,
K.2020/795), Silivri 1. Ağır Ceza Mahkemesi (2020/882 D.İş) ve Adalet Bakanlığına
GÖNDERİLMESİNE 14/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan Üye Üye
Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Kenan YAŞAR
Üye Üye
Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
























