(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Bir Yahudi, bir gün Hz. Ömer’in yanına gelir. “Ya Ömer, filan yerde cami yapılıyor. Camiyi yaparken benim arsamın da bir bölümüne girdiler. Arsam eksildi” der. Durumu inceleten Hz. Ömer, olayın doğru olduğunu görür. Valiye “Camiyi yıkın, ama adaleti yıkmayın. Camiyi yeniden yapın” emrini verir. Ulu Halife’nin bu adalet anlayışını yeniden okuduğumda, aklıma son dönemde Türk yargısında yaşanan temel sorunlar geldi. Özellikle Ak Parti’yi iktidara taşıyan temel salikler, toplumun adalete duyduğu özlemdi. Diğer yanda da yargıya karşı hissettiği güvensizlikti. Bu açıdan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, hem başbakanlığı hem de devamındaki yirmi yılda Ömer adaletinden dem vurdu.
Erdoğan, Başbakan olduğu zamanda Hz. Ömer’e ait olan “Dicle’nin kenarında bir kurt bir kuzu kapsa bunun hesabı Ömer’den sorulur” sözüne gönderme yaparak, “Dicle’nin kenarında kurdun kaptığı bir koyun bile benim mesuliyetim altındadır” diyecek kadar hassasiyet celp ediyordu. Öyle ki, Erdoğan’ın bu söylemleri sadece Ak Parti kanadında değil, toplumun geniş kesiminde makes bulmuştu. Çünkü insanlar söylenen sözlerle, uygulamalar arasında bir tezat bulamıyordu. Bundan dolayıdır ki, Ak Parti iktidarını yaklaşık 20 yıl boyunca kesintisiz devam ettirdi. Bunun oluşmasında tabii ki, baş etken Erdoğan’dı.
YARGIYA GÜVEN DİPLERDE
Ancak bir döneme damga vuran iktidar partisinde güç sarhoşluğu ve liyakat kavramının azalmasının ardından, temel sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Bunun ilk tezahürü de haliyle yargıda kendini göstermeye başladı. Aslında iktidar yönetimi ‘adalet ve yargı’ anlayışında dolayı altın tepsiyle sunan halk, iki temel kavramın azalmasından dolayı da, verdiği desteği çekmeye başladı. Ak Parti’nin merkez kadrosu da artık bunun farkında. Çünkü artık toplumun yüzde 80’i yargıya güvenmiyor. Yargı eliyle adaletin ve hukukun sağlanacağına dair de ciddi endişeleri mevcut. Kısacası vatandaş, Hz Ömer’in Valiye dediği gibi, “Camiyi yıkın, ama adaleti yıkmayın” düsturunun yeniden hayat bulmasını murat ediyor.
Neden mi diyorum? Arkadaşlarımız aylardan beri Ülkü Ocakları eski Başkanı Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş’in çığlıklarına ses olmaya çalışıyor. Masum bir kadın, ‘Ömer Adaleti’ için çalmadık kapı bırakmıyor. Ancak toplumun bir kesimi hala kör ve sağır olmaya devam ediyor. Ayşe Ateş bile adaletin tecelli edeceğine inanmıyor aslında. Bunun temel sebebi de yargının artık siyasallaşması.
Gelelim asıl konumuza. Diyoruz ya… Türk yargısına güven yerlerde diye. her ne kadar sevgili Adalet Bakanımız, aksini iddia etse de, bulunduğum ülkede görüştüğüm insanlar bile aynı düşünce içerisinde. Aslında biz kendi içimizde oynayıp gülüyoruz. Dünyanın da bizimle aynı noktada olmasını istiyoruz. Ama nafile…
BİR HAKİM…
İşte, size adaletin geldiği son nokta…
Gül A. adlı kadın hakim hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından soruşturma izni verildi. Hakimin, 2019 yılından itibaren ilişki yaşadığı iddia edilen iş insanını tehdit ettirdiği, beraat karşılığı 500 milyon TL rüşvet aldığı ve adli emanetten uyuşturucu temin ederek parti yaptığı ileri sürülüyor. Soruşturma dosyasındaki iddiaya göre de, kadın hâkimin, 2019 yılında Adana’da kiracı olarak yaşadığı sitenin yöneticisi iş adamı Ş.L. de ahlak dışı bir ilişki içerisine girdi. Mahrem görüntülerini birbirlerine göndererek, tehdit ve şantaj unsuru olarak kullandı. İddialar bununla da sınırlı değil ne yazık ki. Ş.L.’nin şikayeti üzerine HSK 1. Dairesi, hakim hakkında soruşturma izni verdi. Hakimin Osmaniye Asliye Ceza Mahkemesi’nde ‘Akaryakıt kaçakçılığı’ davasında yargılanan bir sanığı beraat ettirmek için 500 milyon TL rüşvet aldığı, bu paranın elden teslim alındığı ve beraat kararı çıkartmak için Cumhuriyet Savcısı F.A. ile işbirliği yaptığı belirlendi.
Bir dönem Adana’da görev yaptığım için halkın ahlak seviyesini yerinde görme imkanım oldu. Özellikle üst düzey bazı bürokratların yaşam tarzlarına şahit olduğumda midem bulanmıştı. Burada da hakime hanımın eşinin, yaklaşık beş yıldır bu yasak ilişkiden haberdar olduğunu duyduğumda, inanır mısınız midem altüst oldu yeniden. Acaba kocası neyin karşılığında bu ahlaksızlığı görmezden geldi? Yoksa eşinin bir başka erkekle yıllarca kendini aldattığını bildiği halde, sessiz kalmasının başka bir izahatı olamaz. Çünkü bir erkekte bu kadar geniş bir rahatlığı düşünemiyorum. Bazı çıkarlar için, bir insan bu kadar düşer mi diye de edemiyor insan!
İşte size iki basit örnek. Bir savcı ve bir hakim… Rüşvet, uyuşturucu alemi, ahlaki sapkınlıkla bütünleşen bir yaşam tarzı. Ve söz konusu eylemini de yıllardan beri devam ettiriyor.
Burada temel bir sorun var. Hakime hanımla ilgili yapılan şikayete kadar HSK ve Adalet Bakanlığı, yaşanan ahlaksızlıktan haberdar mıydı, değil miydi? Gerisinin bir önemi yok. Verilecek iki cevap da başlı başına bir skandal. Çünkü rüşvet, gizli çekim ve uyuşturucu alemiyle kıskaca alınan bir yargı mensubu yıllardan beri Adana’da adalet dağıtmış. İktidar ve ortakları da uzaktan yaşananları izlemekle yetinmiş. Hakime hanımın sadece bir dosyadan 500 milyon lira rüşvet aldığı düşünüldüğünde, mal varlığının ciddi bir araştırmaya tabii tutulması gerekiyor.
Artık yapılacak tek bir şey kaldı. Söz konusu şüpheli hakimin yargılamasına katılan her bir birey, yeniden yargılama noktasında başvuruda bulunmalı. Hakime hanımın bu davalardan rüşvet almadığını, ihsas-ı reyde bulunmadığına dair kimse artık güvence veremez. Hele ki Adalet Bakanlığı hiç veremez. Adalet Bakanı bugünden tezi yok, müfettişlerini Adana’ya göndermeli. Adana’da yaşanan skandala göz yuman bütün başları birer birer almalı. Aksi durumda Hz Ömer’in adalet anlayışına dem vurmak, toplum nezdinde bir karşılık bulmayacak.
Şunu söylemem gerekiyor ki, yargı camiasında yaşanan bu ilk skandal değil ne yazık ki. Artık belli ki tuz kokmuş. İnsanlar da bulundukları mevkileri kendi ikballeri ve çıkarları için birer araç olarak kullanıyor. Acaba önümüzdeki günlerde daha neler çıkacak?






















