(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Baştan ifade etmem gerekiyor: Habertürk spikeri Ela Rümeysa Cebeci’nin adının karıştığı soruşturmanın medyaya ve sosyal medyaya yansıma biçimini gördükçe midem bulandı. Elbette Cebeci’ye isnat edilen eylemleri tasvip etmek mümkün değil. Ancak ortaya çıkan linç kültürü karşısında insan kendine şu soruyu sormadan edemiyor: Toplum ne ara bu hale geldi? Sahi, masumiyet karinesini ne zaman unuttuk?
Ortada, hem hanımefendi hem de soruşturmanın diğer şüphelileri hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmuyor. Buna rağmen soruşturma aşamasında özel hayatın gizliliğinin adeta ayaklar altına alındığı görülüyor. Üstelik bu ihlallerin tesadüfi değil, bilinçli bir biçimde yapıldığına dair güçlü bir algı da oluşmuş durumda. Oysa soruşturma sürecinde elde edilen bilgilerin gizli olması, yalnızca usul gereği değil; savcılık makamının şüphelilerin masumiyetini koruma yükümlülüğünün de doğal bir sonucudur. Bir hukukçu değilim, ancak yaptığım araştırmalar bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor.
CEBECİ ARTIK MAGAZİN FİGÜRÜ HALİNE GETİRİLDİ
Üzülerek söylemek gerekir ki ülke gündemini meşgul eden uyuşturucu soruşturması, yalnızca savcılık süreçleri ve adli deliller üzerinden tartışılmıyor. Aksine, medya ve sosyal medya eliyle açık bir linç kampanyasına dönüştürülmüş durumda. Ne yazık ki bu kampanyanın merkezine de Habertürk’ün eski çalışanı Ela Rümeysa Cebeci yerleştirilmiş görünüyor.
Kadın olması ve muhtemelen “en zayıf halka” olarak görülmesi nedeniyle bütün oklar Cebeci’ye çevriliyor. Hatta bazı isimler, kamuoyuna açık şekilde birbirlerine mesajlarını onun üzerinden veriyor. Yukarıda da ifade ettim: Cebeci’ye yöneltilen suçlamaların doğruluğunu peşinen kabul etmek mümkün değil. Ancak özel hayatının, mesajlarının ve kişisel ilişkilerinin bu denli pervasızca ifşa edilmesini de kabul etmemek gerekiyor.
Daha da ötesi, Cebeci’nin özel hayatına dair detayların magazin malzemesine dönüştürülmesi artık bireysel bir gazetecilik faaliyeti olarak görülemez. Ortada açık bir mahremiyet ihlali var. Daha önemlisi ise şu sorudur: Söz konusu yargılamalar neticesinde Ela Rümeysa Cebeci beraat ederse, toplum bu tahribatı nasıl telafi edecektir?
ÖZEL HAYATIN DİDİKLENMESİ KABUL EDİLMEMELİ
Bir sosyal bilimci olarak şunu açıkça söylemek gerekir: Suç iddiası ne kadar ağır olursa olsun, bir bireyin özel hayatının kamuoyu önünde didik didik edilmesi, adil bir tartışma zeminiyle bağdaşmaz. Özellikle özel mesajların, telefon kayıtlarının ve kişisel ilişkilerin magazin diliyle servis edilmesi, yalnızca Cebeci’ye değil, toplumun tamamına zarar verir.
Bu tür pratikler, herkesin özel hayatına müdahale edilebileceğine dair tehlikeli bir emsal oluşturur. Bugün Cebeci’ye yapılanın yarın bir başkasına yapılmayacağını kim garantisi edebilir? Dahası, bu yaklaşımın “basın özgürlüğü” kavramıyla meşrulaştırılmaya çalışılması da kabul edilemez. Edilmemeli de…
Ela Rümeysa Cebeci üzerinden yürütülen bu tartışma, artık tekil bir hukuki dosyanın çok ötesinde bana göre. Hukukun üstünlüğü, masumiyet karinesi ve bireysel hakların korunması gibi temel ilkeler göz ardı edildiğinde, sadece bir spiker değil; toplumun dijital çağda neyi hak, neyi suç olarak gördüğü de tartışmalı hâle gelir.
Toplum, bu tür içerikleri belki büyük bir iştahla tüketiyor olabilir. Ancak her haz veren şey doğru değildir. Bir kadının özel hayatını, onun yalnızlığı ya da zayıflığı üzerinden hedef alırsak, altında kalan yalnızca o kadın olmaz; toplumun kendisi olur. Bu nedenle soruşturmanın, magazinsel öznelerden ziyade somut deliller ve gerçek şüpheliler üzerinden yürütülmesi şarttır. Aksi hâlde soruşturmanın meşruiyeti de zarar görür ki bunu hiçbir hukukçu istemez. Özellikle de soruşturmayı yürüten savcı.






















