(The Turkish Post) – MEHMET EREN
Türkiye’de yeni bir tasarı gündemde: Savcılara, hâkim kararı ve ilgili kurum raporları olmadan kişilerin malvarlığına el koyma yetkisi veriliyor. Resmî gerekçe, suç gelirleri ve yolsuzlukla hızlı mücadele. Mantıklı gibi görünüyor, değil mi?
Ama işin aslı, bu “hızlı müdahale” yetkisi keyfi kullanıma davetiye çıkarıyor.
İlginç olan, Yeni Şafak gibi hükümet yanlısı gazeteler ile Şamil Tayyar gibi AKP’li gazeteciler ve hukukçuların bile tasarıya şüpheyle yaklaşması. Eskiden “her ne olursa olsun destek” diyenler, artık “Durun, bu çok tehlikeli” demeye başladı. Çünkü mahkemeyi beklemeden sadece savcının “şüphe” değerlendirmesi yeterli olacak.
Bir sabah uyanıyorsunuz, bankadan mesaj geliyor: “Malvarlığınıza geçici olarak el konulmuştur.” Sebep? Henüz belli değil. Kabus gibi, değil mi?
“Önce el koy, sonra bakarız” mı dediniz?
Eminim hatırlarsınız: 2014 yılında dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın bir gazeteciyi gözaltına alma talimatını verdiği iddia edilen ses kayıtları, hukukun üstünlüğü ve keyfi müdahale riskini gözler önüne sermişti. Kayıtlarda Ala’nın “Mahkeme kararına gerek yok, kapısını kırın alın o adamı” dediği belirtiliyordu.
Yani geçmişte bir örnek zaten var: Yasalar ve prosedürler olmadan, sadece “şüphe” ile hareket edilebiliyor.
Bugünkü tasarı, aynı mantığı yasalaştırma potansiyeline sahip. Savcı tek başına karar veriyor; mahkemeye gerek yok. Ve pratikte hedef sanıldığı gibi yalnızca muhalifler değil.
Resmî söylemin ötesinde, hükümetle geçmişte yakın ilişkisi olup artık çıkar çatışması yaşayan iş insanları, medya kuruluşları veya siyasi figürler de olabilir.
Yani kurtlar sofrasında, kurtlar birbirini yemeye başladı denilebilir.
Siyasi kontrolün boyutu: Ensarioğlu’nun açıklamaları
Geçmişten bir örnek daha…
AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu, bir canlı yayında şunları söylemişti: “Yasama, yürütme ve yargı kendi elimizde.”
Bu ifade, hukuki sınırların fiilen ortadan kalktığını ve tasarının ne kadar tehlikeli bir silah hâline gelebileceğini göstermiyor mu, Allah aşkına?
Yani bu sadece teoride bir yetki değil; pratikte siyasi ve ekonomik güçleri hızla kontrol etme aracına dönüşebilir.
Bir örnekle somutlaşan tehlike
Şimdi bir daha düşünün: Ahmet Bey, eskiden hükümetle yakın çalışmış, ihaleler almış bir iş insanı. Bir sabah bankasından mesaj gelir: “Malvarlığınız geçici olarak dondurulmuştur.”
Sebep? Henüz yok. Hâkim kararı da yok. Sadece savcının “şüphe” değerlendirmesi var.
Eskiden dost, şimdi şüpheli.
Bu örnek, tasarının potansiyel tehlikesini çok somut biçimde gösteriyor: Kazanan ve kaybedenlerin belirsiz olduğu bir oyun bu.
Tasarı sadece hukuk devleti ve mülkiyet hakkı açısından tehlikeli değil; aynı zamanda siyasi dengeler ve eski ilişkiler açısından da yeni bir oyun alanı yaratıyor. Oyunun kuralları belirsiz, kazanan ve kaybedenler tahmin edilemez.
Hukukun üstünlüğü, denetim mekanizmaları ve şeffaflık olmadan bu yetki, toplumsal güveni ve ekonomik istikrarı ciddi biçimde tehdit eder.
Sormak gerekiyor: Bu kadar riskli bir düzenlemenin farkında mıyız, yoksa gözlerimizi kapatıp “önce el koyarız, sonra bakarız” demeye devam mı edeceğiz?





















