(The Turkish Post) – EKİN TANYEL
On yıl önce Türkiye’nin sanayi kimliğini en iyi temsil eden sektör, tekstil ve konfeksiyondu. Ülke genelinde tekstil, konfeksiyon ve perakenda kanallarında yaklaşık 3,2 milyon kişi bu alanda istihdam ediliyordu. Bugün ise sayı 1,9 milyona kadar geriledi.
Aradaki 1,3 milyonluk kayıp, sadece işgücü değil; üretim kültürü, beceri ve küresel rekabet payı anlamına da geliyor. Peki, döviz kurları yeniden yükselirse, sektör eski canlılığını geri kazanabilir mi?
Döviz Yükselirse, Sadece Fiyat Etiketleri Parlar
Teoride, ihracatçının eli kur artışıyla güçlenir. Örneğin doların %25 yükseldiği bir ortamda, ihracat geliri Türk Lirası cinsinden artar. Ancak bu artış, üreticinin kasasına doğrudan yansımaz. Çünkü tekstil üretiminin yaklaşık %40-50’si ithal girdilere dayanır: iplik, boya, kimyasal, enerji, fermuar, makine yedek parçaları… Dolayısıyla döviz artışı gelirleri yükseltirken, maliyetleri de eş zamanlı büyütür. Sonuç olarak, kâr oranı nominal olarak artsa bile reel anlamda baskı altında kalır. Üretici, artan nakit akışını genellikle borç kapatmaya veya yeni sipariş finansmanına yönlendirdiği için kapasite artışını istihdamla güçlendirerek, yeni istihdam yaratma kapasitesi sınırlı kalır.
Talep Kayması, Finans Daralması, Nitelikli İşgücü Eksikliği
Küresel sipariş akışı da artık Türkiye lehine işlemiyor. Avrupa markaları, düşük maliyet avantajı nedeniyle Bangladeş, Vietnam ve Mısır gibi ülkelere yeniden yöneliyor. Bu ülkeler, maliyet yapılarıyla ve ekonomileriyle daha öngörülebilir (!) bir tablo da sunuyorlar. Evet bu gerçekten şaka değil, 20 yıl önce Türkiye’den çok geriden olan bu pazarlar artık belirli endüstrilerde yatırım yapmak için ülkemizden daha öngörülebilir.
Bunun yanında, Türkiye’deki yüksek faiz ortamı işletmelerin işletme sermayesi maliyetini artırıyor; enerji maliyetleri ise elektrikteki sübvansiyonlara rağmen hâlâ rekabetçi değil. Bu koşullarda, döviz kurundaki artış yalnızca bilançolarda bir ‘kâğıt büyümesi’ yaratıyor. Gerçekteyse yatırım iştahı sınırlı, üretim artışı zayıf, işgücü talebi durağan kalıyor.
Ne Yapmak Gerekir?
• Kurla değil, kümeyle güçlenmek:
Tekstil üretiminin yeniden canlanması için bölgesel üretim kümeleri kritik. Bursa, Denizli, Gaziantep, Kahramanmaraş gibi merkezlerde firmalar arası işbirliği ağları oluşturulmalı. Ortak lojistik, dijital üretim altyapısı ve enerji verimliliği yatırımlarıyla ölçek ekonomisi kısmen de olsa yeniden kazanılmaya çalışılmalı.
• İthal girdiyi azalt, yerli tedariki büyüt:
Türkiye’nin tekstil ihracatı 2024 yılında 10 milyar dolar civarında, ancak ithalatı tüm tekstil ve hammadeleri ile hazır gyim düşünüldüğünde 2024’te 20 milyar dolara yaklaşmış durumda. İplik, kumaş, boya ve kimyasal üretiminde yerli kapasite artırılmadan döviz kazancı kalıcı olmaz. Bu alanlarda Ar-Ge teşvikleri, yeni nesil organize kimya ve tekstil bölgeleriyle desteklenmeli.
• Finansmanı yeniden sanayiye yönlendirmek:
Yüksek faiz oranları üreticinin nefesini kesiyor. Eximbank ve kalkınma bankaları üzerinden uzun vadeli, döviz bazlı krediler ve ihracat teminatlı finansman mekanizmaları genişletilmeli. Finansman erişimi bir nebze de olsa üretim ve istihdam kayıplarına pansuman olabilir.
• Nitelikli işgücü programı:
Kaybolan 1,3 milyon istihdamın önemli kısmı yeniden üretim sistemine kazandırılabilir. Kısa süreli teknik eğitimler, atölye bazlı staj programları ve istihdam garantili dönüş projeleri bu açığı kapatabilir. Artık tekstil sadece dikiş değil, makine kontrolü ve veri yönetimi gerektiriyor; eğitim politikası bu dönüşüme uyumlu hale gelmeli. İşgücü piyasası esnekliğini güçlendirecek her türlü önlem ise değerli.
• Markalaşma ve sürdürülebilir üretim:
Türkiye’nin tekstil gücü, artık ucuz işgücünden değil; tasarım, marka ve sürdürülebilir üretimden gelmeli. Avrupa pazarında kalıcı olmanın yolu çevresel standartları yakalamak ve tedarik zincirinde şeffaflığı sağlamak. Bunun için sektöre yeşil dönüşüm fonları, karbon ayak izi sertifikasyon desteği ve dijital izlenebilirlik altyapısı sağlanmalı.
Kaçan fırsatlara üzülmek yerine, yaklaşan fırsatlara ve teknoloji/sürdürülebilirlik eşiklerine odaklanmak zorundayız.
Son Söz
Kur artışı tekstilde geçici bir rahatlama yaratabilir; ancak tek başına artık istihdamı asla geri getirmez. Gerçek iyileşme, üretim zincirinin yeniden yapılandırılması, yerli girdilerin güçlenmesi ve finansmana erişim sistematiğinin üretimle hizalanmasıyla mümkündür. Kısacası, kur yükseldiğinde değil; strateji belirlendiğinde tekstil sektörü yeniden ayağa kalkabilir… çok daha geç kalmadan.























