(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Türkiye’de hiçbir şeffaf olmadığı için, gerçekler konuşulmuyor. Sadece belirli gruplar ve yorumcular, sürekli havanda su döğüp duruyor. Bir tarafta da başarı ya da başarısızlık halinde dahi, şak şak yapanlar mevcut. İnsanı en fazla üzense, bunu yapanların gazeteci kimlikleri ile ön plana çıkmaları. Hal böyle olunca da, insanın aklına deli sorular geliyor. Bu insanların başarıda da başarısızlıklarda da, başkanları ve yönetimlere sahip çıkmalarındaki temel amaç ne olabilir ki? Ben bunu dile getirmek istemem ama. Sanki bir çıkar ilişkisi olma durumu olabilir.
Özellikle bu bahsettiğim konu ciddi bir sorun. Artık gazeteciler sadece kendi takımlarını savunuyor. Takımlarını bir gazeteci gibi değil de, bir holigan gibi savunuyor adeta. Böyle bir manzara karşısında da ortaya şeffaf ve örgün bir yorum çıkmıyor. Genellikle de tartışma programlarının sonu hep kavga ve hüzünle bitiyor. Bana kalırsa, gazeteci sadece gerçekleri yazmalı ve konuşmalı. Neticesi ne olursa olsun. Bu şartlar altında yapılan ahlaklı bir mesleki duruş olur. Aksi durumda başkan ve yönetimleri savunmaktan öte bir meslek icra edilemez. Bu konuları neden mi yazıyorum. Bu köşeyi takip edenler bilirler. Yıllardan beri koyu bir Trabzonspor taraftarıyım. Holigan değilim baştan ifade edeyim. Benim için önemli olan takımların renklerinden ziyade saha içerisinde ortaya koydukları başarı tablosudur. Bu açıdan Bordo Mavili takımın sahasında Fenerbahçe ve Galatasaray’a yenildiği maçlardan sonra bile rakip takımları ayakta alkışladım. Neden mi? Rakip seni kendi evinde ezici bir baskıyla yenmişse, sana düşen saygı duyup alkışlamaktır. Aksi bir tavır, edepsizliktir bana göre.
Gelelim asıl konuya. Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan’ı severim. Özellikle de Ahmet Ağaoğlu döneminde yaptıkları takdire şayan. Ancak Başkan Doğan, görevi aldıktan sonra sportif başarılarda ciddi bir gerileme meydana geldi. Başarısız hoca seçimi ve gereksiz transferlerle, takım bu yıl lige çok kötü başladı. Bundan dolayı da Başkan, takımın başına Şenol Güneş’i getirdi. Hocanın takımı toplaması ciddi bir zaman alacak. Çünkü Avcı, bir enkaz bıraktı. Bekleyip göreceğiz bakalım. Büyük takımlar büyük isimleri kadrosuna katarken, Trabzonspor gerilerden geldi. Bonservisi elinde olan, kalitesiz oyuncuları kadrosuna kattı. Buna gerekçe olarak da, takımın kasasında gerekli maddi bir kaynağın olmadığı açıklandı. Zaten transfere ödenen rakamlarda bunu ispatlıyor. Ama geçtiğimiz günlerde ciddi bir haber kamuoyuna düştü. Trabzonspor’un Bankalar Birliği yapılandırması olarak bilinen kredi anlaşması kapsamından anlaşmadan çıktığı açıklandı. Yapılan yazılı açıklamada da, “TC Ziraat Bankası, Denizbank ve Türkiye Halk Bankası’ndan oluşan konsorsiyum ile şirketimiz arasında 06/2019 döneminde imzalanan ve 03/2021 döneminde yeniden yapılandırılarak vadesi 05/2030 dönemine kadar uzatılan, kamuoyunda Bankalar Birliği yapılandırması olarak bilinen kredi anlaşması kapsamında, şirketimizin kullanmış olduğu tüm krediler ve bu kredilere ilişkin faizler tamamen kapatılmıştır. Buna göre şirketimizin bankalar nezdinde hiçbir kredi anapara ya da faiz borcu kalmamıştır.”
TRABZONSPOR’A RESMİ BİR BAŞVURU YAPILDI BİLE
Yanlış duymadınız. Trabzonspor, Bankalar Birliği’ne 2,1 milyar TL ödeyerek, sözleşmeden çıkmıştı. Şimdi diğer gazetecilerin sormadığını biz soralım. Daha bir hafta önce transferler için 3-5 milyon Euro ödemekte zorlanan ve indirim yapmak için sürekli bastıran bir takım, bu parayı nereden ve kimden buldu? Şayet kasada 2,1 milyar gibi ciddi bir gelir varsa, takım neden daha kaliteli oyuncuları kadrosuna katmadı? İşte bütün sorun bu. Maalesef yapılan açıklamalar ve yorumlara bakıldığında insanın aklıyla adeta dalga geçiyorlar. Takımın başkanının yaptığı bu adımı kesinlikle destekliyorum. Ancak Bordo Mavili takım, borsaya kota olmuş durumda. Bu gelirin kaynağını belirtmeniz gerekiyor. Yoksa insanın aklına kötü şeyler geliyor.
Bana kalırsa, bu adım Bordo Mavili takımın satılmasına yönelik bir hamle olarak görüyorum. Muhtemelen güçlü bir şirket ya da aile, borçları ödeyerek takıma ortak olmak için ilk adımı attı. Başkan Doğan da zaten, “Çok önemli bir yerden sponsorluk ve birlikte çalışmak için resmi başvuru aldık” şeklinde açıklama yapıyor.
Ancak Trabzonspor’un kesinlikle satılık olmadığını kaydediyor. Bana kalırsa bir takım başarılı olması için satılabilir. Bunda da hiçbir sorun yok. Hatta Başkan Doğan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Trabzonspor ile alakalı yabancı yatırımcıların ilgisi mevcut. Netleşmeden konuşmamak lazım ama önemli bir yatırım grubu Trabzonspor’a ortaklık ve çalışmak için resmi olarak başvurusu oldu. Ama bu benim şahsımın vereceği karar değil. Ülkemizde kanun olarak büyük hissenin satılması mümkün değil. Burada son söz kongrenindir. Ben başkan olarak buna karşı dururum ama dediğim gibi son söz kongrenindir.”
İşte asıl mesele burada gizli. Bir hafta önce transfer için para bulamayan bir takım, bir hafta sonra 2.1 milyar TL vererek, üstelik bütün borçlarını silerek Bankalar Birliği’nden çıkıyor. Paranın kaynağıyla ilgili de tek kelime yapma ihtiyacı hissetmiyorlar bile. Neden mi? Çünkü artık kimse soru sormak istemiyor.
O zaman benden küçük bir hatırlatma. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 10 Ağustos 2023’te Körfez turuna çıkmıştı. Erdoğan, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni kapsayan programında milyarlarca dolarlık iş bağlantısı için iş dünyasını bir araya getirmişti. Gezinin ardından da Trabzonspor’un Katarlılara satılabileceği, Katar Şeyhi Tamim bin Hamad’ın Trabzonspor Kulübü’nü 665 milyon Euro (20 milyar TL) karşılığında satın almak istediği iddia edilmişti. Ancak Trabzonspor cephesi söz konusu iddiaları yalanlamakla yetinmişti. İşte 2023’te yalanlanan bir kulis haber, neden 2025’te doğru çıkmasın? Bana kalırsa satışın eli kulağında. Bence kulağa da hiç kötü gelmiyor. Denemekten bir şey olmaz.






















