(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Şenol Güneş’in ismini Türkiye’de duymayan var mıdır acaba? Güneş, öğretmenlik, futbolculuk ve teknik direktörlük kariyeri sürecinde, topluma temas etmiştir. Ona öncelik veren tabii ki, beyefendi kişiliğiydi. Taraftarla, futbolcularla ve rakip hocalarla, her zaman bir mesafe içinde kalmayı tercih etti. Bunda da başarılı oldu. Eski Fenerbahçeli futbolcu Volkan Demirel ile yaşadığı söz düellosunu saymazsak. Basın toplantısı sonrasında söylediği cümleler çok tepki çekti. Ancak Şenol Güneş, yine bildiğinden şaşmadı. “Ben bildiğim doğruları söylemeye devam edeceğim” diyerek.
Güneş, Fatih Terim ve Mustafa Denizli ile birlikte Türk futbolunun yetiştirdiği en önemli üç teknik adamdan biri olarak ön plana çıktı.2002’de FIFA tarafından yılın en iyi teknik direktörü seçildi. Trabzonspor’un altı şampiyonluk elde ederek dördüncü büyük kabul edildiği yıllarda da kaleyi koruyan isimdi. Futbolu bıraktıktan sonra, dört farklı dönemde Trabzonspor teknik direktörlüğü yapan Güneş hoca, bordo mavili kulüpte teknik adam olarak şampiyonluk yaşayamadı. Bir dönem Bursaspor’da hocalık yaptı. Ardından da Beşiktaş’a imza attı.
Bu, teknik direktörlük kariyerindeki ilk İstanbul deneyimiydi. Burada başarılı oldu. Şampiyonluklar kazanarak başarısını perçinledi. Ancak devamında takımdan kovulmak zorunda kaldı. İkinci Şenol Güneş dönemi de başarısızlıkla sonuçlanınca, bir dönem dinlenmeye başladı.
Bordo Mavili takımda Abdullah Avcı’nın kovulmasının ardından, Güneş dönemi tekrar başladı. Avcı’nın bıraktığı enkazı devralmak zor oldu. Takımı toparlamaya çalışsa da, taraftarı memnun etmeyi başaramadı. Güneş, takımın başına geçtiği günden bu yana, bir defa bile deplasman galibiyeti alamadı. Takıma dokunmuş olsa da, geçen hafta Beşiktaş deplasmanında önde gittiği maçı kaybetmesi, ona olan güveni tamamen kaybettirdi. Artık Güneş’in bu takıma kazandıracağı bana göre hiçbir şey yok. Evet, takım top oynamaya başladı. Ancak formsuz oyuncularda ısrar etmesi onun ipini çekti. İnanıyorum ki, Başkan Doğan da Güneş’ten memnun değil. Ancak elindeki 3 yıllık sözleşme, bütün planlarını ertelettiriyor. Umarım Avcı’dan sonra Güneş de Doğan’ı hayal kırıklığına uğratmaz.
Bu yazımda Şenol Güneş’in oyun anlayışını ve eksiklerini analiz etmeye çalışacağım. Benim gözümde Güneş, beyefendi bir spor adamı. Hatta onun için ‘Futbolun Aristo’su’ bile denilebilir. Entelektüel birikimi ve spor kültürü ile farklı bir noktada. Ancak artık Güneş’in futbol anlayışı geride kaldı. Dünya ve Avrupa futbolu farklı bir anlayış ve evrilme içinde. Ancak Güneş eski futbol bilgisini denemeye devam ediyor. O hata da onun altını oyuyor ne yazık ki. Güneş, Türk futbolunun en saygın teknik direktörlerinden biri olarak özellikle hücum futbolu ve oyuncu geliştirme konusundaki başarısıyla tanındı. Güneş’in takımları, genellikle topa sahip olmayı ve pas trafiğini yönlendirmeyi hedefledi sürekli. Özellikle Trabzonspor ve Beşiktaş’ta, pas organizasyonları ve önde baskı prensipleriyle dikkat çekti. Bursaspor’u çalıştırdığı dönemde de oyun anlayışı bunun üzerineydi. Kariyeri boyunca birçok genç oyuncunun yıldızlaşmasında önemli rol oynadı. Trabzonspor’da Abdülkadir Ömür, Beşiktaş’ta Cenk Tosun gibi isimler onun döneminde parladı.
Yukarıda izah ettim. ‘Futbolun Aristo’su Şenol Güneş’ gelişime ne yazık ki açık değil. Hâlâ eski dönem futbol anlayışından vazgeçemiyor. Risk almama ve oyunu üçüncü bölgeye yıkma noktasında sürekli endişeleri devam ediyor. Galip durumdaki bir takımın mağlup olmasının tek bir sebebi de, oyunu okuyamamak ve gerekli değişiklikler için geç kalınmasıdır. Bu da hocanın artık saha kenarında oyunu okuyamadığı anlamına geliyor. Benzer tipli oyuncuları değiştirmek hocalık olmasa gerek. Oyun içerisinde taktik değişikliği yapmak ve oyuncuları farklı alanda yönetmek bir hocalık başarısıdır bana göre. Dünyadaki hocaları öne çıkaran aslında bu yaklaşım tarzıdır. Güneş, belirlediği oyun planına sadık kalmaya devam ediyor sürekli. Rakibin güçlü yanlarına göre taktiksel değişiklik yapma konusunda esnek olmaması ondaki temel eksiklik olarak öne çıkıyor. Özellikle büyük maçlarda, rakip teknik direktörlerin taktik hamlelerine yeterince hızlı yanıt verememesi de Bordo Mavili taraftarlar tarafından sürekli eleştiriliyor. Ayrıca takımlarında savunma organizasyonu genellikle hücum kadar sağlam olmuyor. Savunma hattını öne çıkarmayı seven Güneş, hızlı hücum yapan takımlara karşı savunma zaafları yaşayabiliyor. Bunun yanında oyun içinde işler yolunda gitmediğinde, farklı bir plan devreye sokma konusunda eksiklikleri devam ediyor. Özellikle oyunu değiştirecek hamlelerde geç kalabiliyor ya da mevcut sistemi ısrarla devam ettirebiliyor.
Sonuç olarak Şenol Güneş, futbol bilgisi, oyuncu geliştirme becerisi ve hücumcu oyun felsefesiyle Türk futboluna önemli katkılar sağlamış bir teknik adam. Ancak, taktik esneklik, savunma organizasyonu ve büyük maçlardaki oyun planı konusunda geliştirmesi gereken yönleri bulunmakta. Eğer bu konulara daha fazla eğilirse, modern futbolun gerektirdiği esneklik ve stratejik derinliği kazanarak başarı grafiğini daha da yükseltebilir. Aksi durumda Trabzonspor evindeki maçlar dışında, deplasmanda maç kaybetmeye devam edecek. Bunun yaşanmasını ne Başkan Doğan, ne de taraftar ister. Çünkü Trabzonspor gibi büyük bir takımın, deplasmanda her takıma mağlup olması, onun kalitesine ciddi zarar veriyor. Bu yaklaşım taraftarın takıma olan güvenini de zedeliyor.
Umarım Şenol Güneş hoca, artık şapkasını önüne alır ve yeniden düşünür. Bu takımın motivasyonu ve takviyesi yerinde. Sadece iyi bir taktik anlayışa ve hücum oynatacak cesur bir hocaya ihtiyaç var. Güneş, ya bu yolu tercih edecek ya da sezon sonunda Abdullah Avcı’nın yaşadığına benzer bir sonu yaşayacak.






















