(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Yıllardır aynı sorunun peşindeyim. Karşı çıkmaktan, yanlış olana “yanlış” demekten hiç vazgeçmedim, vazgeçmeyeceğim de. Nedenlerim çok açık. Maalesef, uzun süredir A Milli Futbol Takımı, neredeyse yalnızca İstanbul takımlarında top koşturan oyunculardan oluşturuluyor. Bu durumun en üzücü yanı ise, Anadolu kulüplerinin başkan ve yöneticilerinin bu sorumsuzluğa sessiz kalması. Ne zaman ki Anadolu’nun bir futbolcusu İstanbul’a transfer olur, o zaman Milli Takım’ın kapıları da sonuna kadar açılır.
YAŞANAN ACI BİR ADALETSİZLİK!
Bu adaletsizliğin son örneğini geçtiğimiz hafta bir kez daha yaşadık. 2026 Dünya Kupası Elemeleri’nde Bulgaristan ve İspanya ile karşılaşacak A Milli Takım’ın aday kadrosu açıklandı. Ne mi oldu? Dağ yine fare doğurdu! Anadolu takımlarında harika işler çıkaran futbolculardan hiçbiri listeye alınmadı. Kulüp yetkilileri ise yine sessiz kalmayı tercih etti. İsterdim ki Trabzonspor, Gaziantep FK, Konyaspor, Alanyaspor ve Samsunspor gibi kulüplerin yöneticileri seslerini yükseltsin, genç yıldızlarının hakkını arasın. Ama yine hayal kırıklığına uğrayan ben oldum!
Aday kadroyla ilgili birkaç detayı paylaşmak gerekiyor. O zaman adalet kavramı daha net biçimde zihninizde oturacaktır. Örneğin; Mert Günok, Atakan Karazor, Kaan Ayhan, Orkun Kökçü, Salih Özcan, İrfan Can Kahveci, Oğuz Aydın ve Yusuf Sarı gibi isimler, takımlarında genellikle yedek bekliyor. Yani performansları milli takım seviyesinde değil. Oysa Anadolu takımlarında formda, ilk 11’de sürekli oynayan onlarca futbolcu var.
Fakat onları fark etmek için gerçekten izlemek, takip etmek gerekiyor. Milli Takım yetkililerinin bu kadar yolu aşarak Anadolu’da oyuncu izlemesini ise insanın vicdanı kabul etmiyor tabii…
ANA OMURGAYI ÜÇ BÜYÜKLER OLUŞTURUYOR
Türk Milli Takımı’nı yakından takip edenler bilir; Ay-Yıldızlı formayı giymek bir ayrıcalıktır.
Yıldız oyuncular yıl boyunca bu formayı hak etmek için ciddi emek verir. Ancak Anadolu kulüplerinde oynayan futbolcuların çabaları çoğu zaman sonuçsuz kalır. Buna karşın, bazı oyuncular için milli formayı giymek sıradan bir olay haline gelmiştir. Anadolu’dan İstanbul’a transfer olmak yeterlidir.
Yıllardır A Milli Takım’ın ana omurgasını Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe’de oynayan –hatta oynamayan– futbolcular oluşturuyor. Bu isimlere bir de Avrupa’da forma giyenleri eklediğinizde, Anadolu’nun genç yıldızlarının Ay-Yıldızlı formayı giymesi neredeyse imkânsız hale geliyor. Bunun sebepleri arasında teknik kadronun ilgisizliği, İstanbul basınının etkisi ve Anadolu kulüplerinin sessizliği yer alıyor. Oysa Avrupa ülkelerinde “adalet” odaklı kadrolar öne çıkarken, bizde menajer ilişkileri ve kulüp bağlantıları belirleyici oluyor.
Montella’nın açıkladığı son kadro, sosyal medyada ve Anadolu kulüplerinde tam bir hayal kırıklığıyla karşılandı.
Çünkü kadronun büyük bölümü yine Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe futbolcularından oluşuyordu.
Oysa ligde Trabzonspor, Samsunspor, Alanyaspor, Gaziantep ve Konyaspor formasıyla parlayan birçok oyuncu vardı. Bu isimlerin göz ardı edilmesi, adaletsizliğin kanıtıdır. Milli Takım; formda, hazır ve oynayan futbolculardan seçilmelidir. Haftalardır yedek kulübesinde oturan oyuncularla “milli” başarı beklemek iyi niyetle açıklanamaz.
Artık Anadolu kulüplerinin başkanları bu adaletsizliğe dur demek zorundadır; aksi halde bu sistem işlemeye devam edecektir.
MİLLİ TAKIM NEDEN SADECE İSTANBUL’DA KURULUR?
Şimdi sormak gerekmez mi? Milli Takım gerçekten “ülkenin takımı” ise, yalnızca İstanbul’un değil; Erzurum’un, Trabzon’un, İzmir’in, Konya’nın, Gaziantep’in, Sivas’ın ve Rize’nin çocuklarının da hayalini temsil etmeli. Bu gidişat sürerse, Anadolu’daki gençler “Ben ne yaparsam yapayım milli takıma seçilemem.” düşüncesine kapılacak. Bu da tehlikeli bir kırılmadır. Çünkü o çocukların hayali kırılırsa, futbola olan inançları da zedelenir.
Bu nedenle kadro seçimi, ahbap–çavuş ilişkilerine ya da menajer bağlantılarına göre değil, performansa göre yapılmalıdır. Anadolu’daki maçlara da yeterince gözlemci gönderilmeli; ayrıca, “Neden bazı oyuncular seçildi, bazıları seçilmedi?” sorusunun yanıtı kamuoyuna açıkça anlatılmalıdır.
Son söz…
Milli Takım hepimizin takımıysa, sadece üç büyüklerin değil; 81 ilin temsil edildiği bir yapı olmalıdır.
Anadolu’nun hakkı yok sayıldıkça, bu tartışmalar büyümeye devam edecektir.
Unutmayalım:
Futbolun ruhu, ancak adaletle oynandığında güzelleşir.























