(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Aylardır yazıyorum: Türk hakemleri, ne yazık ki futbolun marka değerine ciddi zarar veriyor. Bunun en belirgin sebebi ise hakemlerin formsuzluğu. Bununla birlikte, saha dışındaki atmosferi yönetememeleri de kararlarında ciddi hatalara yol açıyor.
Dikkat ediniz lütfen… Hata dedim. Bu ifadeyi bilerek kullandım. Konuyu bir adım öteye taşıdığımızda, bazı hakemlerin verdikleri kararların yanlış olduğunu bilmelerine rağmen bu adımları attıklarını da ifade etmek gerekir.
Yıllardır Avrupa futbolunu yakından takip ediyorum. Ancak hakem hatalarının bu denli konuşulduğu başka bir ülkeye şahit olmadım. Türkiye’de Cuma’dan Pazar’a kadar oynanan maçların ardından futbol değil, yalnızca hakem kararları tartışılıyor. Bazı hakem yorumcularının açıklamalarını dinlediğimde, doğrusu hakemler adına üzülüyorum. Kullanılan ifadeler o kadar ağır ki, insanın yüzü kızarıyor.
Avrupa’da ise bu tabloya rastlanmıyor. Sebebi açık: Hakemlerin kararları maçın önüne geçmiyor. Türkiye’de ise tam tersi yaşanıyor. Hatalı ya da bilinçli kararlar, maçın bütün heyecanını alıp götürüyor ve geriye kokuşmuş bir 90 dakika kalıyor.
Buraya neden mi geldim? Geçtiğimiz hafta Fenerbahçe ile Konyaspor karşı karşıya geldi. Sarı-lacivertli takımların hakem desteğine ihtiyacı yok. Fenerbahçe’nin kadro derinliği zaten ligin çok üzerinde. Hakemler, verdikleri yanlış kararlarla yalnızca kendilerine değil, büyük takımların marka değerine de zarar veriyor.
Maçın hakemi Ozan Ergün, oynanan müsabakanın önüne geçti. Maçta VAR’ın müdahale ettiği bir pozisyon yaşandı. Oysa sen maçın karar vericisisin. VAR çağırsa bile, nihai kararı verecek olan orta hakemdir. Ergün, VAR’a davet edildi ve pozisyon sonrası penaltı kararı verdi.
Ancak penaltı atışından sonra Konyaspor kalecisinin tepkisine verdiği cevap ibretlikti: “VAR penaltıyı verdi, ben ne yapabilirim?”
KARARI VAR VERDİYSE, SENİN ORADA NE İŞİN VAR?
O zaman bir hakeme sormazlar mı? Kararı VAR verdiyse, sen sahanın ortasında ne iş yapıyorsun? Hakem masa lambası değildir; masanın ortasında dursun diye orada bulunmaz. Bir karara imza attıysan, arkasında durmak zorundasın. Aksi hâlde sahada bir “eyyam” olduğu algısını güçlendirirsin.
Hakemin kaleciye dönüp “Ben ne yapabilirim?” demesi şunu ilan eder: “Ben bu oyunun sahibi değilim.” Bu cümle, başlı başına bütün maçın önüne geçmiştir. Aslında bu söz, Türk hakemliğinin zihniyet fotoğrafıdır. Sorun verilen ya da verilmeyen penaltıdan daha derindedir. Sorun, hakemliğin öznesini kaybetmesidir.
VAR SADECE DANIŞMA MEKANİZMASIDIR
Futbolun yazılı kuralları kadar yazısız ilkeleri de vardır. Maçı yöneten her zaman orta hakemdir. VAR yalnızca bir danışma mekanizmasıdır; karar mercii değildir. Ozan Ergün’ün kullandığı bu ifade, bireysel bir iletişim hatasının ötesindedir. Hakemlik mesleğinin özünü inkâr eden bir anlayışı yansıtır.
FIFA protokolleri son derece nettir: VAR önerir, hakem karar verir. Bu kadar basittir. Bir yerlere şirin görünmek adına söylenen bu söz, başka alanları da zan altında bırakır. Bana göre bu değerlendirmeden sonra TFF ve MHK, Ergün’e kapıyı göstermeliydi. Aksi hâlde bundan sonra yaşanacak her hata, futbol otoritesinin sorumluluğundadır.
“VAR verdi” ifadesi teknik olarak da yanlıştır. VAR vermez; hakemi monitöre çağırır. Karar hâlâ sahadaki hakeme aittir. Eğer hakem kendisini bu kararın dışına itiyorsa, orada artık hakemlik değil, mekanik bir uygulayıcılık vardır.
Ne yazık ki Avrupa’da VAR futbolu güzelleştiren bir sistemken, Türkiye’de farklı bir role evrilmiştir. VAR, olması gereken “hata azaltıcı” işlevinden çıkıp, bir sorumluluk kaçış rampasına dönüşmüştür. Ergün’ün kullandığı bu cümle, tam olarak bunu ele vermektedir.
Bir hakemi bu yaklaşım korumaz; tam tersine değersizleştirir. Çünkü kamuoyu şu soruyu sormaya başlar:
“Madem kararı VAR veriyor, sahadaki hakem neden var?”
Bu soru da hakemliğin itibarını, otoritesini ve güvenilirliğini sistematik biçimde aşındırır.
























