(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Üç aydır futbol severlerin heyecanla beklediği, futbol seremonisi geçen hafta Gaziantepspor ile Galatasaray arasında oynanan maçla başladı. Kuşkusuz maçın favorisi Sarı Kırmızılı takımdı. Kısacası Galatasaray’ın hakem desteğine ihtiyacı hiç yoktu. Ancak futbol severlerin beklentisinin ötesinde, yine oynanan oyundan ziyade hakem hataları gündeme damga vurdu. Maçın hakemi ev sahibi takım aleyhine vermediği, ancak konuk takım lehine verdiği penaltı kararı ve kart uygulamaları ile gecenin neşesini kaçırdı. Ne var ki, benzer hatalar bu maçla sınırlı kalmadı. Haftanın kapanış maçında da Trabzonspor resmen hakem hataları ile yeniden doğrandı. Ev sahibi takım lehine kartlar verilmezken, konuk takımın sert futbolu görmezden gelindi. Neticede Bordo Mavili takımın en önemli oyuncusu sahadan çıkmak zorunda kaldı. Hakem bu pozisyonda bile kartına başvurmadı.
Futbol tutkunları, ligin ilk haftasında bu tür hakem hataları hoş karşıladı aslında. Ancak Göztepe ile Fenerbahçe arasında oynanan ligin ikinci haftasında da benzer sorunlar baş gösterdi. Artık durum şunu gösteriyor: Hakemlerde maçları yönetecek yeterince kondisyon ve fiziki kararlılık yok. Üzülerek ifade edeyim ki, geçen yıllarda olduğu gibi büyük takımlar korunmaya ve kollanmaya devam ediyor. Aslında İstanbul takımlarının buna ihtiyacı yok. Yapılan bu talihsiz adımlarla, sadece küçük takımlara değil, Türk futbolunun marka değerine de ciddi zarar veriliyor. TFF, çok daha beklemeden bu işe neşter vurmalı. Hakemleri yeniden gözden geçirmeli. Yoksa bu lig başladıktan sonra, ciddi tartışmalar ve kavgalar birbirini izleyecek.
Bana göre; Türk futbolunun en büyük tartışma konularından biri hiç kuşkusuz hakem hataları. Özellikle Galatasaray ve Fenerbahçe maçlarında yaşanan kritik hakem hataları, ne yazık ki saha içindeki oyunun önüne geçti. Bu durum, yalnızca birer bireysel hata meselesi değil; yapısal, kurumsal ve kültürel bir problem olarak da değerlendirilmeyi gerektiriyor. Şunu söylemek gerekir ki, hakemler sürekli takdir haklarını büyük takımlardan yana kullanıyor. Büyük takımlar aleyhine karar verirken, kimi zaman otuz defa düşünüyor. Bunun bir sebebi de basın ve yayın organlarında linç edilme korkusu ile taraftar baskısı. Hakemler maalesef, Anadolu takımları aleyhine kolay penaltılar verirken, lehine olabilecek zamanlarda VAR’a gitmeye bile gerek görmüyor. Yine Anadolu takımları lehine görmezden gelinen fauller, yanlış ofsayt bayrakları ya da VAR kullanımındaki çelişkiler, taraftarların güvenini yerle bir ediyor. Haliyle aynı hataların, aynı hakemler tarafından tekrarlanması neticesinde, insanın burnuna kötü kokular geliyor. Nedeni çok açık. Anadolu takımları dar bütçelerle, kadrolar kurarken, basit hatalar neticesinde bütün emekleri çöpe gidiyor.
HAKEMLER OBJEKTİF KARAR VERMİYOR, VEREMİYOR!
Hakemlerin biliçli ya da bilinç dışı hatalarının önüne geçmek için de, Türkiye VAR’a geçti. Ancak bu teknoloji uygulamaları da benzer hatalarla gündeme geldi. Bu kez de VAR ve AVAR’da görevli hakemlerin, orta hakemle birlikte hareket ettikleri algısı ortaya atıldı. Aslında büyük takımların burada da kollandıkları tespit edildi. Türkiye’de bu kadar ayyuka çıkmışken, takımlarımız benzer hataları Avrupa’da yapmamaları da, buradaki sorunları ortaya çıkarıyor. Çünkü Avrupalı hakemler, objektif yaklaşımları ile Türk hakemlerine yol gösteriyor aslında. Dediğim gibi VAR sisteminin devreye girmesi, hakem hatalarını azaltmak yerine yeni tartışmaların kapısını araladı. Kimi pozisyonlarda VAR’a gidilirken, kimi benzer pozisyonlarda gidilmemesi; bazı kırmızı kartların incelenip bazılarının incelenmemesi, standartların olmadığını ortaya koyuyor. Bu durum da hakem kararlarının “objektif” değil, “yorum odaklı” olduğuna dair şüpheleri güçlendiriyor.
Belirtmem gerekirse, Türkiye’de hakemlik uzun yıllardan beri bir “kariyer mesleği” olarak değil de, çoğu zaman ikinci iş olarak yapılıyor. Bundan dolayı, hakemlerin fiziksel kondisyonundan oyun bilgisinin derinliğine kadar birçok alanda eksiklikler göze çarpıyor. Avrupa’nın önde gelen liglerinde hakemler profesyonel statüde çalışırken, Türkiye’de aynı ciddiyetin yakalanamaması, hataların tekrarına yol açıyor. Bu durum sadece takımlara değil, futbolun marka değerine ciddi zarar veriyor. Örneğin, İngiltere, İspanya ve İtalya gibi ligleri Avrupa’nın bütün ülkeleri canlı verirken, Türk futbol ligi sadece ülke içinde takip ediliyor. Fenerbahçe hocası Jose Morinho’nun ifade ettiği şekliyle, Türk futbolunu sadece Portekizli hocanın oğlu ve yakınları izliyor. O da Morinho’nun özelliğinden kaynaklanıyor. İşin özeti maalesef bu.
TFF, FUTBOLA GÜVEN VERMELİ
Yukarıda izah ettiğim üzere Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe gibi takımların hakemlerin haksız kararlarına asla ihtiyacı yok. Çünkü takımların bütçesi ve kadro derinliği Anadolu takımların çok ötesinde. Şartlar bu kadar netken, büyük takımların gereksiz kararla korumaya alınması, en fazla da büyük takımlara zarar veriyor. Örneğin, Galatasaray hem Gaziantep hem de devamındaki maçta başarılı oyunu başarılı gollerle süsledi. Ancak kamuoyunda konuşulan takımın oyunundan ziyade, hakemlerin yanlış kararlarının, Sarı Kırmızılı takıma verdiği destek iddialarıydı. Maalesef, hakem hatalarının en çok tartışıldığı maçların Galatasaray ve Fenerbahçe’ye ait olması tesadüf değil. Zira Türkiye’de hakem kararları, çoğu zaman kulüplerin siyasi ve medyatik baskısı altında şekilleniyor. MHK’nin sürekli değişmesi, hakemlerin sezon ortasında bir anda kadro dışı bırakılması ya da atamalarda şeffaflık eksikliği, futbol kamuoyunda güven krizini derinleştiriyor. Ayrıca hakem hataları üzerine kurulan tartışmaların sağlıklı bir zeminde yürütülememesinin en büyük nedeni de, medya ve taraftar baskısı. Aynı hakem hatası bir kulüp lehine olduğunda “doğal bir hata” sayılırken, rakip lehine olduğunda “skandal” olarak nitelendiriyor. Bu çifte standart, futbol kamuoyunu daha da kutuplaştırmakta ve hakemlerin üzerindeki baskıyı artırmakta.
Ligin henüz ikinci haftasında, geçen yıl yaşanan aynı hataların tekrarlanması, hem hakemler hem de TFF adına büyük bir ayıp. Şayet TFF ve MHK, somut hata yapan hakemleri, meslekten ihraç ve uzun süre dinlenme cezalarına çarptırsa bu sorunları ciddi oranda azaltabilir. Buna rağmen, sürekli futboldan ziyade hakem hatalarını konuşmak, aslında Türk futbolunun temel sorununu gösteriyor. Güven eksikliği, hakemlere, kurullara ve hatta teknolojiye duyulan güvensizlik, futbolu saha dışındaki tartışmalara hapsediyor. Şayet TFF ve MHK, hakem hataları, VAR incelemeleri, AVAR uygulamaları ve maç sonu demeçleriyle ilgili ciddi bir adım atmazsa, her sezon aynı tartışmalarla, aynı “hakem skandalları” ile karşılaşmaya devam edeceğiz. Kısacası bu yıl futbol resitalinden ziyade, hakem kararlarını sıkça konuşacağız.




















