(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
İnanın artık içim daralıyor. Her gün bir yerden yeni bir operasyon, yeni bir dalga, yeni bir gözaltı haberi geliyor. Hadi, toplumsal olaylara alıştık diyelim… Peki “temiz futbol” iddiasıyla başladığımız bu yolculukta, futbolumuza ne oldu?
Haftalardır, Türkiye’de bahis ve şike iddialarını içeren haberler düzenli olarak servis ediliyor. Hatta geçtiğimiz günlerde Eyüpspor Başkanı’nın da aralarında bulunduğu bazı hakemler tutuklandı. Demek ki, yeşil sahalara da “kan damladı” artık. Bundan sonra kimse temiz bir futbol ve yönetim beklemesin.
Şayet Eyüpspor Başkanı illegal bir duruma karışmışsa, bunu kendi adına mı, yoksa kulüp adına mı yaptığını sorgulamamız gerekmiyor mu? Yıllardır takımın başında olduğuna göre, sorgulanması gereken sadece kişi değil, takımın kendisidir artık. Bunun başka bir izahı olamaz…
Alışmayalım… Ama alışıyoruz!
Alışmayalım diyorum… Ama alışıyor insan. Hatta zamanla kanıksıyor bile. Bazen anlamakta zorlanıyorum. Ülkenin en fazla para kazanan ama en az vergi ödeyen mesleği haline gelen futbolcular, neden hâlâ daha fazlasını isterler?
Geçtiğimiz yıllarda gördük. Adına “Fatih Terim Fonu” denilen bir sistemde, Türkiye’nin tanınmış futbolcularının nasıl faiz sarmalına dahil olduğunu müşahede ettik. Aslında tek bir amaç var: Kısa zamanda daha fazla kazanma hırsı. Başka da bir açıklaması yok ne yazık ki…
Büyük balıklar ne olacak?
Tam futbol bu kirli düzenden kurtuldu derken, bu kez de bahis iddiaları patladı. Aslında patlamadı; UEFA, TFF’yi kibarca “ya gereğini yaparsınız ya da…” diyerek uyardı. Biz de “yapıyormuşuz” gibi bir hava estirdik. Bakalım ucu nereye kadar gidecek?
Benim gördüğüm şu: Ağa sadece birkaç küçük balık takılmış. Büyük balıklar ise ağları delip geçmiş. Anlayana artık…
Sessizlik, krizin habercisi
Yeşil sahalarda yine bildik bir sahne: Ortalığı sarsan bahis iddiaları, peşinden gelen açıklamalar, ardından derin bir sessizlik… Bu döngü o kadar tanıdık ki, insanın aklıyla alay edildiğini hissetmemek mümkün değil.
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ve Merkez Hakem Kurulu (MHK), günlerdir konuşulan bu iddialara öyle yüzeysel açıklamalarla yanıt veriyor ki, “olayı kapatmaya çalışıyorlar” algısı neredeyse gerçeğin kendisi haline geldi.
“İnceleme başlattık”, “aslı astarı yok”, “disiplin talimatı gereği gereken yapılacak”… Aynı cümleler, aynı boşlukta yankılanıyor.
Oysa kamuoyu artık bu klasik bürokratik dili kabul etmiyor. İnsanlar, futbolun yalnızca sahada değil, masa başında da oynandığını biliyor. Ve bu bilgi, her geçen gün öfkeye, güvensizliğe, umutsuzluğa dönüşüyor.
TFF’nin ve MHK’nın karşısında sadece taraftar yok; adalet duygusunu kaybetmek istemeyen bir toplum var. Hakem hataları, şaibeli atamalar, gizemli VAR kararları, bahis söylentileri… Bunlar artık sadece iddia değil. Çünkü kimse futbolun masumiyetine inanmıyor.
Bu tablo karşısında kurumların yapması gereken şey, olayları halının altına süpürmek değil; tam tersine, tüm şeffaflığıyla kamuoyunun önüne çıkmaktır. Gerçek soruşturma, gerçek hesap verme, gerçek temizlik budur. Ama belli ki bu, kimsenin kolayına gelmiyor.
Yaşanan sessizlik, yarının daha büyük krizlerinin habercisi gibi. TFF ve MHK, “geçiştirerek kurtuluruz” anlayışından vazgeçmezse sadece futbolu değil, kurumsal itibarlarını da kaybedecekler, benden uyarması. Hadi, Türkiye kamuoyunu bir şekilde ikna ettiniz diyelim. Ya uluslararası mecraları ne yapacağız?
Son söz
TFF, tarafından açıklanan listeye şöyle göz ucuyla baktım. Dikkatimi çeken şey, sadece dikkat çekmeyen isimlerin olmasıydı. Bu listede hiç mi “büyük” isim yok? Olmaması mümkün mü? Elbette hayır.
O zaman insanın aklına geliyor: TFF, bizim aklımızla alay ediyor. Sadece kamuoyunun önüne bazı isimleri yem olarak atıyor. Büyük balıklar ise yüzerek karşı sahile geçiyor.
Ne var ki oyuncuların ve hakemlerin kendine güveni büyük oyunu bozuyor.
İşte o zaman futbol yönetiminin ikinci adımı bekleniyor.
Bakalım, oyunun kazananı kim olacak?
Ama futbol olmayacağını size garanti edebilirim.






















