(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Dünya genelinde futbol sezonları son buldu.
Fransızların ünlü takımı PSG Şampiyonlar Ligi’ni müzesine götürerek Avrupa futbolunun zirvesine yerleşti. Bu takım bir dönem Messi, Neymar, Mbappe ve Di Maria gibi yıldızlarla ulaşamadığı zirveye genç yıldızlarıyla yükselerek büyük bir başarıya imza attı.
Liglerin kapanmasının ardından gözler takımların yapacağı takviyelere çevrildi. Real Madrid, Chelsea ve Manchester City gibi takımlar, daha önce ön protokol imzalattığı yıldızları liglerin bitmesinin hemen ardından kadrosuna dahil etti.
Bu kapsamda ligi kupasız kapatarak büyük bir hayal kırıklığı yaşayan İspanyol devi Real Madrid, önce hocası Carlo Ancelotti ile yollarını ayırdı. Yerine de bir dönem takımın formasını da giymiş olan İspanyol yıldız Xabi Alonso’yu getirdi. İspanyol hoca üç yıllık sözleşmeye imza attı, Real Madrid de transfer bombalarını ardı ardına patlattı.
Defans oyuncusu Dean Huijsen, kanat oyuncusu Trent Alexander-Arnold, forvet oyuncusu Álvaro Rodríguez ve Arjantinli oyun kurucu Franco Mastantuono gibi yıldızlara imza attırdı. Gelecek sezon büyük oynamak için Alonso’nun güçlü bir kadro kuracağından şüphe yok.
Real Madrid, geleceğin yıldız adaylarını avlarken, diğer Avrupa devleri de boş durmuyor. Manchester City, Manchester United, PSG, Bayern Münih, Napoli ve Chelsea gibi takımlar da yüksek rakamlarla yıldız oyuncuları kadrosuna kattı.
Örneğin; Kevin de Bruyne, Tijjani Reijnders, Rayyan Cherki, Marcus Bettinelli, Jobe Bellingham ve Rayan Ait-Nouri gibi tanınmış oyuncular, yüksek bonservis ve maaş karşılığında yeni takımlarına imza attılar.
Türkiye’de de Galatasaray’ın hakkını vermek gerekiyor.
Sarı-kırmızlı takım yıllık 12 milyon maaş karşılığında Bayern Münih’in Alman yıldızı Leroy Sane’ye imza attırdı. Temmuz ortasına kadar, daha pek çok yıldızın takımlarını değiştireceği konuşuluyor.
Aslında yukarıda sıraladığım cümlelerin bir içeriği ve amacı var. Yıllardan beri ben yazmaktan yoruldum. Ancak Türk takımları aynı hataları yapmaktan sıkılmadı.
Normal bir düzlemde düşündüğünüzde, yapılan her bir işlemin haklı bir gerekçesi olmalı. Örneğin; evinize basit bir araç alırken bile defalarca düşündüğünüz olur. Haklı olarak milyonlarca Euro’nun ödendiği bir durumda daha fazla düşünmeniz gerekir.
Avrupa’nın dev takımlarının, ligin bitmesinin ardından imzaları ardı ardına attırmasının haklı tek bir gerekçesi var: Alınacak oyuncularla ilgili scout dediğimiz, izleme ekibinin uzun döneme dair inceleme yapması.
Yaklaşık bir yıl boyunca takip edilen oyuncuya ligin sonunda ön protokol imzalatılıyor. İmza döneminin başlamasının ardından da oyuncular kadroya dahil ediliyor. Bu sayede menajerlerin ve haksız kazanç elde etmek isteyen bazı yöntemlerin de önüne geçiliyor.
Burada menajerleri kötülemiyorum. Kulüplerin doğrudan bu kişilerle temas kurmasına karşı olduğumu belirtmem gerekiyor. Kısacası yukarıda imza attırılan her bir oyuncu, aylarca süren takip ve emeğin bir ürünü. Bu kadar emek verilen ve takip edilen bir oyuncunun tabiri yerindeyse balon çıkması çok zor. Şayet uyum sorunu yaşanırsa bu ayrı bir konu.
Gelelim Türkiye’ye… İnanın değişen hiçbir şey yok…
Türk takımlarını yine bazı yerli ve yabancı menajerler yönetmeye devam ediyor. Takımlarımızın dişe dokunur bir scout ekibi olmadığı için, bazı pazarlamacıların ne yazık ki ağına düşmeye devam ediyorlar.
Spor gazetelerinin transfer haberlerine bakıyorum. Tamamen reklam ve pazarlama stratejisi. Açık söylemek gerekirse bunun asıl sorumlusu hocalar ve yönetim kurulları.
Şayet bu görevi yapacaklarsa, dünya futbolunu takip etmek zorundalar. Aksi halde menajerlerle muhatap olmaya devam edecekler. Üstelik Türk takımlarının bu kadar büyük borç yükü ve kısıtlı bütçelerle Avrupa takımları ile rekabet etmelerinin imkanı yok ne yazık ki.
Avrupa’nın dev kulüpleri bir transfer için 100 milyon Euro gibi bir rakamı gözden çıkarırken, bu miktar neredeyse bizde bütün takımların ortak bütçesine denk seviyede.
Üzülerek söylemem gerekir ki; Türk futbolu yıllardan beri, bir ileri bir geri gidip geliyor. Gelinen süreç itibariyle yerinde sayıyor.
Avrupa futbolunun zirve yaptığı dönemde, ülkemizde mali yapılar, sportif işlemler, transferler ve yönetim süreçleri maalesef bir konfora kavuşamadı. Bunun yaşanmasında kulüpleri iş adamlarının yönetmesinin etkisi elbette büyük. Kulüp başkanları kendi şirketlerinin zarar açıklamaması için gece gündüz mali tablo denetlemesi yaptırıyor, yönettikleri kulüpleri ise milyar liralık borç kıskacında.
Sadece dört büyük takımın toplam borcu 23 milyar lirayı buluyor. Futbolcu maaşları ve ekstra giderleri düşündüğümüzde bu rakama her geçen gün yenileri ekleniyor.
Aslında Avrupa’da olsa bu takımları ya borcuyla birlikte satılır ya da kapısına kilit vurulur. Ancak taraftar baskıları ve farklı gerekçelerden dolayı, kulüpler mevcut borçlarıyla yüzdürülmeye devam ediyor. Geminin karaya oturması sadece zaman meselesi.
YABANCI OYUNCULAR VE UZUN SOLUKLU İMZALAR!
Şimdi gelelim ligimizin transfer politikasına…
Takımlar yıl içerisinde milyonlar harcıyor yıldız oyuncuları kadrolarına katmak için. Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş özellikle bu dönemde kasalarından kim daha fazla para saçacak diye yarışıyor adeta.
Çoğunlukla da bunda başarılı oluyorlar. Hele bir de işin içine uzman futbolcu menajerleri girdiğinde paralar adata sokağa saçılıyor. Yıldız diye lanse edilen futbolcular imza parası ve sözleşmenin ardından sahada yürüyor. Sonra taraftarlar baskı yapınca, yönetim yeni transfer yapmak için yeniden borç bulup yeni imzalara kapı aralıyor.
Ancak alınan oyuncular sportif başarı için transfer edilmiş olsalar da kariyerlerinin sonunda ülkemize geldiklerinden dolayı maalesef sadece para yiyip tatil yapıyorlar.
Uzun vadeli ve nakit anlaşma yapıldığından dolayı da kulüplerin elleri kolları bağlanıyor. Bu zafiyeti bildiklerinden dolayı da futbolcular el ense yatmaya devam ediyor. Vergisini de kulüplerin ödemesi düşünüldüğünde dört yıldızlı bir tatil tadından yenilmiyor.
TRANSFERLERİ YÖNETİCİLER Mİ MENAJERLER Mİ YAPIYOR?
Şimdi sorun şu: Kim ya da kimler bu oyuncuları Türk takımlarına pazarlıyor?
Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor ve Fenerbahçe’nin uzun süreli anlaşma yaptığı ancak hiçbir verim alamadığı onlarca oyuncu bulunuyor. Bu futbolcularda ellerindeki sıkı kontratlardan dolayı adeta Türkiye’de tatil yapıyor. Sözleşmenin feshi teklif edildiğinde de FIFA’nın meşhur sözleşmesini Türk takımlarının önüne uzatıyorlar.
İşte sorun burada başlıyor. Uzun dönemli anlaşmalar, futbolcular için büyük bir güvence oluştururken, takımlar için büyük bir borç yükü oluyor. Güçlü oyuncular hiç pes etmeden, alacaklarını kuruşuna kadar alıp, ülkeden ayrılıyor. İşte bu sorunun temelini yönetimler oluşturuyor.
Öncelikle ellerinde iyi bir futbolcu havuzu olsa, hem menajerlerin oltasına düşmezler hem de anlaşmalar daha makul seviyede tutulabilir. Ancak üzülerek söylemem gerekir ki kulüplerin geleceğini düşünen kimse yok.
Beşiktaş Başkanı Sayın Adalı’nın dediği gibi, mevcut borç yükünün bu seviyede bir gelir tablosuyla ödenmesi mümkün değil.
Dünyanın başka ülkesinde olsa, borçlardan dolayı takımların yönetime kayyım bile atanır. Özel sektör olsa konkordato bile ilan edilir.
Artık başkanlar ve hocalar, bir süre sakince düşünmeli. Gerekirse birkaç yıl sadece altyapı ve genç yeteneklere şans vererek bir başlangıç yapmalı. Aksi takdirde ellerindeki listelerle başkanın kapısında bekledikleri sürece bu takımlar asla düzelmez.
Önlerinde çok iyi bir PSG ve Barselona örneği var. Şayet bu ülkenin gençlerine şans verilirse, neden birkaç yıl içinde bir Lamine Yamal da Türkiye’den çıkmasın. Ama öncelikle insanımıza güvenmeliyiz.
TFF de buna öncülük etmeli… Aksi halde, Edirne’nin dışında bir başarı hayal olmaya devam edecek. Daha da ötesi, birkaç yıl içinde kulüpler oyuncuların maaşlarını bile ödemeyecek duruma gelecek. İşte o zaman biz gerçekle yüzleşeceğiz.






















