(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Fotoğrafın ilki çok sembolik… Yıllarca unutulmayacak. Nice analizlere, komplo teorilerine konu olacak. Daha birkaç gün önce çekilmesine rağmen bütün dünyada yankılandı. Hakkında onlarca yazı yazıldı, yorum yapıldı. Sadece yazılı basın da değil ekranlarda da defalarca gösterildi. ‘Anlamı ve önemi’ üzerine siyasi ve fikri değerlendirmelere sermaye oldu.
Hangi görüntüyü kastettiğimi anlamış olmalısınız. MİT Başkanı İbrahim Kalın’ı Emevi Camii’nde namaz kılarken gösteren fotoğraf ve tabii görüntüler… Kalın’ın tarihi camiinin önüne kadar HTŞ Lideri Muhammed Colani’nin şoför koltuğuna oturduğu araçla geldiği ve camiye tek başına girdiğini… Caminin içinde Türk gazetecilerin ‘o tarihi anı’ ölümsüzleştirmek için konuşlandığını… Sonradan öğreniyoruz.
Yani tesadüfen verilmiş bir görüntü değil. Önü arkası düşünülmüş, planlanmış, riskleri göze alınmış bir fotoğraf. Kalın bir bürokrat, siyasi kimliği yok. Kendi kararı olamaz. İnisiyatif alabilir elbette. Ama bu görüntünün dünyanın her yerinde yankılanacağını herkes bilir. Siyasi iradenin onayı ve izni olmadan ne kadar güçlü olursa olsun bir bürokratın o fotoğrafı vereceğini düşünmek zor. Siyasi iradeden kastım ise Erdoğan…
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kalın’ın selefi… Yıllarca istihbaratın başında bulundu. Erdoğan’ın ‘sır küpü’… ‘Fidan değil de neden Kalın?’ sorusu insanın aklına gelmiyor değil. İstihbarat mesajı vermekse o Fidan’da da var, üstelik ‘siyasi şapkaya’ da sahip. Çift yönlü bir isim. AK Parti iktidarının Emevi Camii’nde namaz için bir bürokrat ve teknokrat olan Kalın’ı tercih etmesinin bir nedeni olmalı.
Acaba Emevi Camii’nde kılınacak namazla siyasi mesaj verilecekse bu ismin Erdoğan olması gerekir de ondan mı? Şam’da, Emevi Camii’nde namaz Erdoğan’ın vaadi. 12 yıl öncesine dayanıyor üstelik. Geciken bir namaz. Kalın’ın namazı, Erdoğan’ın vaat ettiği namaz olabilir mi? Hem ‘evet’, hem ‘hayır’… Ben Erdoğan’ın Emevi Camii’nde namaz kılma hedefinden geri adım atacağını düşünmüyorum. Şartları zorlayacak, imkanları değerlendirecek ve fırsatını kollayacaktır.
‘Şartlar oluşmadı’ dersek o zaman Kalın’ın namazı ‘vaat edilen namaz’ yerine geçer. Ve Erdoğan bir sözünü daha yerine getirmiş olur. Öyle ya da böyle sonunda Ankara’dan bir isim Emevi Camii’nde namaz kıldı, duasını etti. O ertelenen ve ötelenen tarihi fotoğrafı verdi. Henüz Şam’ın üzerinden ‘savaş sisi’ dağılmış değil, fakat Colani’nin Suriye’nin en güçlü ismi olduğu muhakkak. Kalın’ın Colani ile birlikte camiye gelmesi o açıdan da önemli.
Burada bir parantez açarsak HTŞ’nin hâlâ terör örgütü olduğu, Colani’nin de o örgütün başı olduğu da gerçek. O görüntünün baş ağrıtma riski barındırdığını ileri sürenler de az değil. Şam’a doğru ilerleyişinde arkasında duran, en azından önüne geçmeyen uluslararası güçlerin HTŞ ve Colani’ye terör listesinden düşeceği günlerin yakın olduğu açık. Yine de bu coğrafya kartvizitlerin sık değiştiği bir yer. Bugün el üstünde tutulan yarın yerin dibine batırılabilir. 10 gün önce Şam’da Esed oturuyordu. Ve güç onun etrafında şekillenmişti.
Kalın’ın Emevi Camii’nde kıldığı namaz sadece bir ibadet değil aynı zamanda Türkiye’nin Yeni Suriye üzerindeki iddiasının adıdır. AK Parti iktidarı Şam’ın göbeğine Türk bayrağını dikmiş ve en ileri adımı atmıştır. Ve bunu sadece bölge ülkelerine değil bütün dünyaya duyurmuştur. Biraz erken davrandığı söylenebilir mi? Adım adım ilerlemek daha sağlıklı olmaz mı? Olabilir. Suriye’nin Suriyeliler’e bırakılmayacağı herkesin ortak kanaati. HTŞ’ye yol verenlerin ‘masanın başına oturacağı’ muhakkak. Irak’ta olduğu gibi… Türkiye masanın neresinde olacak? Baş tarafında mı yoksa gerilerde mi?
Kalın’ın masaya attığı kart karşılığını bulabilecek mi? Niyet, hedef başka, gerçekler başka olabilir. Bu coğrafya romantizmi pek sever, sloganlarla düşünmeye bayılır. Günün sonunda idealler değil, ‘reel politik’ galebe çalar. Sloganlar marşlarda, türkülerde kalır. Yeni Suriye politikasında AK Parti iktidarının ideal ile reel politik arasında yol alması kaçınılmaz görünüyor. Kalın’ın namazı bir kızıl elmanın, bir idealin gerçekleşmesiydi. Hedef reel politiğe de dönüşmesi… Mümkün ama o kadar kolay değil.
‘İki fotoğraf’ diye yazıya başladık ama ilkinin izahı uzun oldu, diğerine pek yer kalmadı. O fotoğraf ise ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya gelmesi… İkili Havaalanında görüştü. ABD’de seçim kaybetmiş bir hükümet var. Yeni yönetim kısa süre içinde bayrağı devralacak. Bu Blinken’le verilen fotoğrafı anlamsız hale getirmez.
Başkanlar, bakanlar gider, devlet politikası kalır. Blinken ajandasında belki bir çok madde yazılıydı. Fakat ilk sırada Suriye’deki Kürt sorununun olduğu muhakkak. Irak’tan sonra Suriye’de de Kürtler’in ABD’nin himayesi altında olduğunu bilmeyen yok. Blinken’in Fırat nehrini işaretleyerek bir ‘kırmızı çizgi’ çizdiğini tahmin etmek zor değil. Bu çizgi Türkiye’nin sınır öte yakasında istediği gibi ‘at oynatmasına’ engel teşkil ediyor.
Erdoğan’ın liderliğindeki AK Parti iktidarı bu iki fotoğraf arasında, ideal ile reel politik sarkacında yürüyecek. Mayınlarla dolu, inişli çıkışlı zor bir yol bu…






















