(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, hafta sonu Güneydoğu’daydı, AK Parti’nin Diyarbakır ve Şanlıurfa kongrelerine katıldı. Bütün gözler Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgeden vereceği mesajlardaydı. Acaba MHP Lideri Bahçeli’nin başlattığı ‘Öcalan açılımı’ karşısında sergilediği ‘temkinli ve gönülsüz’ tavrını sürdürecek miydi yoksa duruşunu netleştirecek daha belirgin hale getirecek miydi?
Açılım veya çözüm sürecine destek için ‘Diyarbakır’dan daha iyi bir yer olabilir miydi? Bugüne kadar bütün siyasiler en ileri sözleri Diyarbakır’da söyledi. Demirel ‘Kürt realitesini tanıyorum’ dedi. Mesut Yılmaz ‘Avrupa Birliği’nin yolu Diyarbakır’dan geçer’ dedi. Erdoğan ilk iktidar yıllarında 2005’te Başbakan iken ‘Kürt meselesi benim meselem’ dedi.
Bu konuda en büyük söz hiç beklenmediği yerden ve kişiden geldi; Devlet Bahçeli Ankara’dan sesini yükseltti; ‘Öcalan, Meclis’e gelsin, DEM grubunda konuşsun…’. Bahçeli’nin başlattığı adı konmayan sürecin içindeyiz şu an.
İmralı’ya gidip gelen DEM heyet siyasi partilerden sonra Selahattin Demirtaş’ı hapishanede ziyaret etti. Bahçeli’nin dışarıda tutmak istediği Demirtaş da sürece böylece dahil oldu. DEM heyetini İYİ Parti dışındaki partiler ‘lider düzeyinde’ ağırlarken AK Parti ‘düşük profilli’ tutum sergiledi.
Erdoğan, ne ‘Cumhurbaşkanı’ sıfatı ne de ‘AK Parti Genel Başkanı’ şapkasıyla DEM’le görüştü. Saray’da Cumhurbaşkanı sıfatıyla da ağırlamanın siyasi riskleri olabilir fakat parti genel merkezinde kabul etmesi pekala mümkündü.
Kendisi ve parti neden görüşmediği konusunda kamuoyuna tatmin edici açıklama yapmadı. Endişeleri mi var yoksa umutsuz mu? Bilmiyoruz. Bu bir ‘siyasi tavırdı’ şüphesiz. Hem sürece, hem de DEM heyetine… Başka türlü okunamaz.
Oysa başta DEM ve CHP olmak üzere bütün kamuoyu Erdoğan’ın ne düşündüğünü merak ediyor, bir an önce ‘elini görmek’ istiyor. Sürecin neresinde duruyor? Görünen, ne karşısında, ne de arkasında… Ortalarda, iki menzil arasında veya yukarılarda bir yerde… ‘Nötr tavır’ Erdoğan’ın statüsüne uygun değil.
‘Konumu’ gereği uzaktan izleme lüksü yok. Rengini belli etmeden, çıkacak sonuca göre hareket etme şansına da sahip değil. Çünkü sonucun şekillenmesinde bizzat kendisinin üreteceği politikalar ve vereceği kararlar belirleyici olacak. ‘Bekle gör’ pozisyonu Erdoğan’a göre değil.
Peki Erdoğan’ın merakla beklenen Diyarbakır ve Şanlıurfa konuşmalarından ne çıktı? Rengini belli etti mi, elini gösterdi mi? Ne düşündüğünü açık seçik ortaya koydu mu? Hayır, maalesef… Biri olumlu diğeri olumsuz iki cümlesi dikkat çekiciydi. Nedense ilk mesajı daha çok önemsendi.
İşte o birinci cümle; ‘Terör belasını ilanihaye bitirmek için ülkemizin önüne yeni ve önemli bir fırsat penceresi daha açılmıştır. Bunun heba ve heder edilmesini doğru bulmuyoruz’. Bu cümleyi ‘veri’ olarak kabul edenler ‘ileriye doğru bir adım’ attığını düşündü ve heyecana kapıldı.
‘Fırsat penceresi…’ sürecin adı bile olabilir. Ortağı Bahçeli’nin başlattığı ve DEM heyetinin görüşme trafiğiyle devam eden süreci Erdoğan’ın ‘fırsat penceresi’ olarak gördüğünü söyleyebilir miyiz? Hem evet hem hayır… İşin zor tarafı da bu. Daha önce de benzer sözler söyledi. Fakat o ‘fırsat penceresinden’ içeri girmedi. Sadece tespit yaptı.
Diyarbakır’da o pencereden girdi mi? Sürece bir tuğla koydu mu? Somut destek verdi mi? Keşke olumlu bir cevap verebilsem. Çözüme, barışa kim hayır diyebilir? Ülkenin demokratikleşmesine katkı yapacak sürece kim karşı çıkabilir? İklimin ‘Akdeniz’ olmasını kim istemez?
DEM ve İmralı arasındaki trafiğin anlam kazanması ancak Erdoğan’ın devreye girmesiyle mümkün. Erdoğan’sız çözüm imkansız.
Erdoğan’ın Diyarbakır’da söylediği diğer cümle şu; ‘Bu Kürt kardeşlerimizle ilgili bir konu değildir. Sadece terör örgütünün tasfiye edilmesiyle sınırlı bir husustur…’ Ne söylemek istediği gayet net. İzaha ihtiyaç duymayacak kadar açık.
Bu cümle açılım veya çözüm sürecine Erdoğan’ın kapalı olduğu anlamına gelmez mi? Süreç nasıl olur da Kürt vatandaşları ilgilendiren bir konu olmaz? ‘Çözüm’ olmadan ‘barış’ olur mu? İmralı tek taraflı, karşılığı görmeden adım atar mı? Terör boyutu tamam ama meselenin başka yönleri yok mu?
Erdoğan’ın Diyarbakır ve Şanlıurfa konuşmalarından da sürece ilişkin somut bir mesajın çıktığını söylemek zor. ‘Temkinli ve gönülsüz’ duruşunu sürdürdüğünü söylemek yanlış olmaz.






















