(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Teğmenlerin ‘disiplin soruşturmasında’ sona gelindi. Aralarında dönem birincisinin de olduğu bir grup teğmen ihraç riskiyle karşı karşıya. Kararın eli kulağında. Sonuç az çok belli. Nereden mi biliyoruz? Kamuoyuna yansıyan açıklamalardan. Hüküm çoktan verildi. Arkadan gelen sadece istim. Ülkenin en büyük sorunu bu zaten.
Mahkemeler değil, devlet kurumlarının aldığı kararlara iktidarın gölgesi düşüyor. Ya hükümetin bizzat kendisi ya da AK Parti medyası ‘hükmü veriyor’. Resmi kurumlara da gereğini yapmak düşüyor. Eskiden yargı sürecini etkilemek diye bir kaygı vardı. İktidar sahipleri yargıya yansıyan konular hakkında ulu orta konuşmazdı. Mahkemeleri etkilemek şöyle dursun, ne yapacakları açık açık söylenir hale geldi.
Teğmenlerin kılıçlarını havaya kaldırarak andımızı okumaları, yeminlerini etmeleri eğer içeriyle sınırlı kalsaydı, sorun daha kolay çözülürdü. Belki ‘sorun’ bile olmazdı. Tartışma kamuoyuna yansıdı ve siyasi alana taşındı. Muhalefet ‘teğmenlerin yeminini’ AK Parti iktidarına karşı kullandı. Ve mesele bir anda iktidar ile muhalefet arasındaki kavganın zemini oldu. Sorun siyasi alana taşınırsa zehirlenir.
SİYASETÇİNİN BİLİNÇALTI
Artık ondan sonra ‘Kılıçları çekerek ‘andımızı okumak’ suç mu? Peki, Mustafa Kemal’in askerleriyiz demek suç mu?’ diye sormanın anlamı kalmadı. Tek başına suç değil elbette. Fakat ‘siyasi amaç yüklenir’ iktidara karşı protestoya dönüşürse masumiyetini yitirir. İşin rengi değişir. Çünkü Türk siyasi hayatı askerden gelen müdahale ve darbeler tarihidir. Sadece generaller, paşalar değil, teğmenler ve genç subaylar da rol aldı. Asker görev sınırları dışına çıkarsa sorun başlar.
Siyasetçinin bilinçaltı nüksetti. Sadece iktidar değil, muhalefette de… AK Parti’yle mücadele edemeyen CHP destek için gözünü bürokrasiye çevirir. Bu bazen asker olur, bazen yargı. CHP’de işte bu eski hastalık nüksetti. Eğer meseleyi ‘askeri sınırlar’ içinde tutsaydı, genç teğmenlerin kaderiyle oynamamış olurdu. Muhalefetin sahip çıkması teğmenlerin lehine değil, aksine aleyhine oldu.
AK Parti’nin zaten öteden beri askerle ilişkileri sorunlu. 15 Temmuz sonrası orduyu istediği gibi biçimlendirmesi ‘asker fobisini’ yenmeye yetmedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan konu siyasi alana taşınınca çok sert karşılık verdi; ‘Bu işin içerisindekiler kimlerse bunların hak ettikleri cezayı almasını temin edeceğiz’. Bir başka cümlesi ise şu; ‘Erdoğan ilk açıklamasında ‘Bu kılıçları kime çekiyorsunuz? Oradaki birkaç tane kendini bilmez temizlenecek’.
SİYASETEN TATMİN EDEBİLİR AMA…
Hem muhalefetin sahiplenmesi yanlış hem de iktidarın ağır tepki vermesi… Bir orta yol bulunabilmeliydi. Teğmenler velev ki hata yapmış olsun… Karşılığı bu olmamalıydı. Daha soğukkanlı ve olgun davranmaları beklenmeliydi. Burada büyüklük iktidara düşer. Bir yakın tehlike söz konusu olmadığına göre merhametli bir tavır geliştirebilirdi. Erdoğan’ın siyaset tarzında her zaman ‘sert’ söz ve tavır ağır basar. AK Parti’yi ‘teğmenlerin temizlenmesi’ siyaseten tatmin edebilir. Fakat bu yara kolay kabuk bağlamaz. Ve sık sık AK Parti’nin karşısına çıkar.
Türkiye bugün sudan sebepler veya basit gerekçelerle evlatlarını kolay harcayan bir ülke görünümünde. Ülke ‘giderlerse gitsinler’ politikasının acı sonuçlarıyla yüzleşmesine rağmen ufukta bir normalleşme ve yumuşama görünmüyor. Hatalara, yanlışlara mukabele ölçülü ve orantılı olur, bu toprakların çocukları kolay harcanmazsa ülke kazançlı çıkar. Teğmenler meselesinde kolay olan ‘temizlemek’. Zor olan ise ‘kazanmak’.
Mesele devletin gücünü ve imkanlarını kullanarak ‘muhalifleri’ alt etmek, yenmek değil ki. Peki ne? İkna edebilmek. Sosyolojiyle, düşünceyle, inançlarla savaşılmaz. AK Parti iktidarı önüne çıkan kişi ve kesimleri evet ‘yendi’ ama ‘ikna edemedi’. Siyaset meydan muharebesi değil, gönüllerin fethidir. Keşke teğmenler meselesinde biraz vicdan, insaf ve merhamet gibi insanı duygular dikkate alınsa. ‘Giderlerse gitsinler’ yaklaşımından vazgeçilse…
Olur mu? Zor. Hem de çok…























