(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Halk TV muhalefetin en güçlü sesiydi. ‘CHP’nin medyası’ olarak yayın hayatına başlamıştı. Deniz Baykal doğrudan sahibi olmasa da onun kontrolü altındaydı. CHP – Yeni Parti ayrışmasında Yeni Parti’den yana tavır koydu. Mahkeme kararıyla CHP’nin başına dönen Kemal Kılıçdaroğlu Halk Tv tarafından sert şekilde eleştirdi. Kılıçdaroğlu da boş durmadı, üç gün önce Halk Tv’yi hedef aldı; “Yabancı bir ülkede olup da kendi ülkesinde yayın yapan bir televizyon kanalı dünyanın hangi ülkesinde var?”
Ve sabah şafak sökerken polis Halk TV’nin kapısına dayandı. Mahkeme kararıyla kanala kayyım atandı. 11 çalışan hakkında gözaltı kararı verildi. Aralarında kanalın sahibi Cafer Mahiroğlu’nun yakınları ve 70 yaşındaki abisi ede var. Kayyım yayınların devamı için mevcut yönetimle ‘işbirliği yapmak’ istedi fakat talebi karşılık bulmadı. Yayın durduruldu. Bir ‘muhalif ses’ sustu. Özellikle Yeni Parti kayyım kararına tepki gösterdi. Özgür Özel ‘sert açıklama’ yaptı. “Türkiye bu kötülüğü yenecek” dedi. CHP’den ise herhangi bir ses duyulmadı. Partinin eski göz ağrısıydı.
Kayyıma giden yolun zeminini Kılıçdaroğlu mu hazırladı? Son açıklamasının bu yönde değerlendirileceği muhakkak. Bir etkisi olduğunu sanmıyorum. Belki süreci kolaylaştırmış olabilir. O yüzden Kılıçdaroğlu’na ‘siyasi fatura’ çıkacaktır. Solun bölünmesi ve parçalanmasında önemli rol oynadı. Butlan kararını tanımayabilir, Özel ve arkadaşlarının yanında yer alabilirdi. Fakat o partinin başına geçmeyi seçti. “Küçük olsun, benim olsun” dedi. Bütün faturayı Kılıçdaroğlu’na kesmek de doğru değil.
Halk TV polisine kapısının dayandığı ilk televizyon kanalı değil. Yönetimine el konduğu ve yerine kayyımın atandığı ilk medya organı da değil. O yol açılalı çok oldu. Maalesef siyasal iklim özellikle iktidar muhalifi medya organlarının susturulması yönünde gelişti. Adım adım ilerledi. Ve Halk TV’nin kapısına kadar geldi. Muhalefetin ‘son kalelerinden’ biriydi. Artık o da sustu. Yönetimi tümüyle TMSF’ye geçti. Bundan sonra yayınların niteliğinin de değişeceği açık.
Çağdaş yönetimlerde ve demokrasilerde medyanın varlığı ve önemi yadsınamaz. Medya yapısı gereği iktidar karşıtlığına daha yatkındır. Ve muhalefete yakın durur. Ülke yönetimlerinin karne notu belirlenirken ilk bakılan yer medyadır. Eğer medyanın sesi kısılıyorsa, özgürlük alanı daraltılıyorsa o ülkede demokrasi sorunlu demektir. Medya özgürlüğü konusunda AK Parti’nin sicili pek parlak değil. Bir çok yayın organı susturuldu ve kapısına kilit vuruldu. Zincirin son halkası da Halk TV…
Halk TV’nin muhalefetin bir mecrası olduğu doğru… Ama siyaseti veya gidişatı etkileyecek düzeyde gücü olduğunu söylemek zor. Bir partinin klasik yayın organından farkı yoktu. Ki AK Parti’de belki de bunun gibi onlarca kanal mevcut… Halk TV’nin sesini kısmanın AK Parti’ye bir yarar sağlayacağını sanmıyorum. Zararı daha fazla olacağı kesin… Bu karar hem içeride hem dışarıda geniş yankı bulacak, iktidarın karnesine olumsuzluk olarak yansıyacaktır. Böyle bir kararın arkasında durmaya değer mi?
İktidar ‘yargı kararı’ diyebilir. Karara karşı tavır koyabilir, itiraz edebilir, tepki gösterebilir. Ve medya organlarının susturulmasını zorlaştıracak yasal düzenlemeler için düğmeye basabilir. Bu AK Parti’nin demokrasi sınavı… Medya özgürlüğü sınavı…! Pek umutlu olduğumu söyleyemem. Daha önceki sınavlardan alnının akıyla çıkamadı. Tavrını yasaktan yana koydu. Oysa kuruluş felsefesinde ‘yasakları yasaklamak’ vardı.
İletişimin kolaylaştığı dijital çağda bir sesi boğmak ve susturmak mümkün değil. Muhalefet sesini duyuracağı başka kanallar bulur. Yazılı ve görsel mecra olarak sosyal medya var. Geleneksel basın kadar hatta ondan daha fazla etkili… Yargı kararı ve polis marifetiyle kanalı kapatmanın veya yönetimini devşirmenin yarardan çok zararı var. Keşke iktidar da bu gerçeğin farkına varsa… Ülkenin demokrasi ve medya özgürlüğü yüzünü ağartsa…























