(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Davanın adı ‘Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü Davası’ davası… İlk duruşması Silivri’de başladı. Kalabalık bir dosya… Yargılananlar 40’ı tutuklu, 200 kişi. Aralarında 7 CHP’li belediye başkanı ve üst düzey yöneticisi var. Adana Büyükşehir Başkanı Zeydan Karalar onlardan biri. Başkanlar tutuklu… Davanın odağındaki isim Aziz İhsan Aktaş… Hakkındaki iddialar ağır…
En başta rüşvet… İstenen ceza 700 küsur yıl… Ama tutuksuz… Ev hapsiyle tahliye edildi. Sonra ev hapsi de kaldırıldı. Etkinlik pişmanlık gösterdi. İtirafçı oldu. Yargı verdiği bilgileri yeterli gördü. Serbest bıraktı. Adliyeye elini kolunu sallayarak geldi. Tek başına değil. Etrafında bir ‘koruma ordusu’ vardı.
Bakanlık koltuğunda oturanlar bu kadar korunmuyor. Adalet Bakanı adliyeyi ziyaret etmiş olsaydı, Aktaş kadar fazla koruması olmayacaktı. Sıkı korunmasının sebebi var elbette. Tehdit altında… Kısaca mafya diye tabir edilen organize suç örgütlerinin listesinde… Ama görüntü hoş olmadı. Adliyenin içi de güvenliğe dahil. Fakat mahkeme kapısının önünde bu kadar kalabalık koruma dikkat çekti. Adliyenin güvenli bir yer olması lazım.
Sıkı ve abartılı güvenliğe adliye koridorlarında ihtiyaç var mı? Aktaş devletin güvencesi altında tamam… Ve fakat göze batmadan da korunamaz mıydı? Duruşma haberleştirilirken Aktaş’ın korumaları ön plana çıktı. Oysa dosyanın içeriği önemliydi. Zeydan Karalar gibi belediye başkanlarına bile gerekli ilgi gösterilemedi. Aktaş adliyeye normal, vatandaşların girdiği kapıdan değil, hakim ve savcıların giriş yaptığı yerden girdi. Bu bir ayrıcalık değil. Yine güvenlik endişesi tabii.
Önceki fotoğraflarına göre epey zayıfladığı görülen Aktaş koruma ordusunun arasında kendinden emin… “Kaçmadım, buradayım” dedi. “Adalet Mülkün Temelidir” demeyi de ihmal etmedi. Sanıkların dosyası ne kadar kabarık olursa olsun ‘adalet’ talebinde bulunması doğal. Ama insan 700 yıl hapis istemiyle yargılanan birinin ağzından böyle bir cümleyi duyunca tuhaf oluyor.
Davanın siyasi boyutu var. Aylardır kamuoyunu meşgul etmekteydi. Aktaş ve belediye başkanlarının ismi manşetlerden düşmedi. İddialar en ince ayrıntısına kadar çarşaf çarşaf yayınlandı. Ekranlarda kamuoyuna boca edildi. Aslında mahkeme önce ‘medyada’ görüldü. İddialar değerlendirildi, deliller tartışıldı, savunmanın hakkı tam gözetilmemiş olsa da hükümler verildi.
İktidar kanadı CHP’ye rüşvetle suçladı. Yargı süreci beklenmeden en yetkin ağızlar CHP’li belediyelerin rüşvet batağı haline geldiğini ilan etti. ‘Ahtapot’ gibi her yeri sardığına vurgu yapıldı. Eskiden siyaset yürüyen davalarla ilgili konuşmamaya özen gösterirdi. ‘Yargı sürecini etkilemek’ gibi bir kaygı sözkonusuydu. Siyaset meydanları ve medya, mahkemelerin yerini aldı. İstimin arkadan gelmesi gibi yargının epey geriden geldiğini söylemek yanlış olmaz.
Aktaş davasında ilk gün ancak kimlik tespiti yapılabildi. Aylık gelirleri soruldu. Aktaş’ın geliri 250 bin imiş. Görevden uzaklaştırılan Ahmet Özer adli sicilini ayrıntılı anlattı. Heyet, avukatların ‘duruşma tutanaklarının basınla paylaşılması, yetkisizlik, görevsizlik ve tefrik’ taleplerini reddetti. Davanın politik ve siyasi boyutu olduğu için kamuoyu ve medyanın ilgisi olağanüstü. İlk gün ‘Aktaş’ın koruma ordusu’ haberi öne çıktı.
İktidara yakın medya CHP’li başkanlara ‘rüşvet iddialarının sorulacağını’ duyurdu. ‘Hesap vakti’ demeye getirdi. Doğrudur, ‘hesap vakti’ geldi, iddialar bizzat muhatapları tarafından cevaplandırılacak. MHP’li Feti Yılmaz sosyal medya mesajında ayrıntılı olarak davanın dökümünü yaptıktan sonra ‘keşke canlı yayınlansaydı’ dedi. Keşke bu mesajı atacağı yerde, davanın canlı yayınlanması için girişimde bulunsaydı. Bir yasal düzenleme için harekete geçseydi. Adalet Bakanı Tunç canlı yayın için mevzuatın uygun olmadığını açıkladı. Uygun hale Meclis getirecek.
MHP öncü olabilirdi. MHP lideri Bahçeli’nin konuya olumlu yaklaştığı biliniyordu. Partinin kurmayı Feti Yıldız söz ve mesajla yetindi. Ekrem İmamoğlu davası için de yol açılmış olurdu. Bizzat Bahçeli, İmamoğlu’nun duruşmalarının naklen yayınından yanaydı. CHP’nin de politikası bu yönde. AK Parti ise biraz mesafeli. Canlı yayın neden olmasın…? Niçin kamuoyu iddiaları da savunmaları da yakından izlemesin?
Mahkemeler kararlarını Türk Milleti adına vermiyor mu? Millet kendi adına karar veren mahkemeleri de değerlendirme fırsatı bulurdu. Bütün halkı kapsayan büyük bir jüri oluşurdu.
Herkesin temennisi adaletin tecellisi… Mahkemenin kılı kırk yarması… Dosyanın üzerinden siyasetin gölgesini uzaklaştırması. Ama ilk duruşmaya yansıyan koruma ordulu sanık görüntüsü adliyeye yakışmadı. Aziz İhsan Aktaş’ın özel adam ve imtiyazlı havasının toplumu rahatsız edeceğini tahmin etmek zor değil.






















