(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Bir önceki yazıya ‘Demirtaş haftası’ başlığını atmıştım. Tahliyesi bekleniyordu ve haftanın manşeti olmaya adaydı. Bu kadar yoğun gündem bombardımanı beklemiyordum. Bir güne sığan manşetlere bakın… Tamam sakin bir ülke değiliz ama bu kadarını hazmetmek de kolay değil. Önce acı, yürekleri dağlayan haber, askeri kargo uçağı düştü; 20 şehit…
Azerbaycan’ın Gence şehrinden yeni havalanmıştı, Gürcistan’da düştü. Kargo uçağıydı, askeri malzeme taşıyordu. Eski bir uçaktı. 57 yıllıktı. Medyaya önce uçağın düşme görüntüleri yansıdı. Pilotun kontrolünden çıktığı belliydi. İçinde 20 asker vardı. Pilotların rütbesi binbaşıydı. Neden düştü? Teknik bir arıza mı? Enkaza ulaşıldı. Kurtulan yoktu.
Muğla’nın Milas ilçesinden yansıyan görüntü gözleri yaşarttı. Askeri yetkililer 37 yaşındaki Emrah Kuran’ın anne ve babasının kapısını çaldı. ‘Acı haberi’ vermek için… “Osman Amca artık bir şehit babasısın” dedi. Ve hanede feryat koptu. Anne ve yakınlarının çığlıkları duyuldu. Benzer sahneler ülkenin dört bir yanında yaşandı. Önce ateş düştüğü yeri yaktı.
20 şehidin yası yaşanırken diğer gelişme bir tahliye haberiydi. Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer nihayet özgürlüğüne kavuştu. Mahpusluğu bir yılı aşmıştı. Özer çıkışta kendisini bekleyen yakınlarına “Özgürlük dünyanın en güzel duygusu” dedi. Ama aklı geride bıraktıklarındaydı; “Yüreğimin yarısını içeride bıraktım. Başta İmamoğlu olmak üzere dostlarımız içerideler…” Özer’in tahliyesini ‘barış süreci’ ile ilişkilendirilebilir mi? ‘Kent uzlaşısı’ iddiasının muhatabıydı.
Günün manşeti İmamoğlu’nun iddianamesinin mahkemeye sunulmasıydı. Bir gün önce Yeni Şafak’ta ayrıntılı yer almıştı. İddianame 3 bin 900 sayfa… Oldukça uzun. 402 şüpheliden 105’i tutuklu… Bir şemaya yer verilmiş. En tepede İmamoğlu’nun ismi… Örgütün adı; ‘İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’. Daha ilk sayfalarda ‘ahtapotun kolları’ ifadesi dikkat çekici.
Bu kavramı Cumhurbaşkanı Erdoğan çok kullanmıştı. İmamoğlu operasyonunu anlatırken “ahtapot gibi her yeri sarmış” demişti. Bir tesadüf mü yoksa iddianameyi yazanın Erdoğan’ın söyleminden etkilenmesi mi? CHP iddianameyi eleştirirken ‘ahtapot’ benzetmesine özellikle vurgu yapmaktan geri durmadı. Savcılık ‘İmamoğlu Örgütünün’ amacını ‘Mali suçlarla zenginleşme, CHP’yi ele geçirme ve cumhurbaşkanlığı adaylığı için fon oluşturma’ diye tanımlamış.
Haksız zenginleşme, yolsuzluk tamam… CHP’yi ele geçirme ifadesi siyasi değil mi? İmamoğlu CHP’de siyaset yapan bir isim. Pekala parti yönetimine aday olabilir. Bir adayı destekleyebilir. Mevcut yönetime karşı çıkabilir. Bu faaliyeti niye CHP’yi ele geçirme diye nitelensin ki… İstanbul ve Ankara gibi büyük illerin belediye başkanları partilerinde ‘potansiyel lider’ olarak algılanır. Erdoğan, Murat Karayalçın gibi isimlerin yıldızı belediye başkanlığında parladı. İmamoğlu da aynı yolu izleyebilir. Bu üslubu doğru bulmam mümkün değil.
‘Cumhurbaşkanı adaylığı için fon oluşturma’ da aynı şekilde… Haksız yerden kazanç elbette yargının konusudur. ‘Cumhurbaşkanı adaylığının’ iddianamede yer alması her türlü yoruma davetiye çıkarır. Siyasi kavramlar kullanılırken daha dikkatli bir dil ve üslup tercih edilemez miydi? CHP’yi ele geçirmek, cumhurbaşkanı adaylığı gibi ifadeler diğer iddiaları gölgelemiyor mu? Zaten kamuoyunda operasyonun siyasi olduğuna ilişkin algı var. İddianamenin dili bu algı besleyecek türden…
İddianamede kamu zararı ‘160 milyar ve 24 milyon dolar’ diye hesaplanmış. Savcı İmamoğlu için ‘2 bin 352 yıl’ hapis talebinde bulunmuş. Geçen hafta ifadelerine başvurulan 4 gazetecinin ismi de iddianame ‘şüpheli’ olarak yer alıyor. İddianamede İzzet Özgenç’in ismine de yer verilmiş. Özgenç tepkisinden haksız değil; “Bu buğuz iddianamesi… Gerçeklikle ve suçlama konusu olaylarla hiçbir ilgim olmadığı halde ismine yer verilmiştir”.
İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan hakkındaki ifadelerse çok ilginç; “Müvekkili olan şüphelinin lehine en iyi savunmayı yapmak, sanığın lehine olan delillerin toplanmasına yardımcı olmak…” Suç mu bunlar? Hangi saikle bu cümlenin metne yazıldığını anlamak kolay değil. En azından bir özensizlik söz konusu değil mi?
İddianamenin asıl manşeti Yargıtay Başsavcılığı’na CHP hakkında bildirimde bulunması… Savcılık mevzuat gereği dese de bildirimin içeriğine bakıldığında iş ‘CHP’yi kapatma davasına’ kadar gidebilir. Bir kapatma davası açılmış değil. Değerlendirme Yargıtay’a bırakılmış. Bu bir ihbar bildirimi… CHP’ye kapatma davası mı açılacak? Mümkün… Bunun akla gelmesi bir ihtimal olarak dillendirilmesi bile akla ziyan. Yargı süreçleri öylesine şaşırtıcı şekilde ilerliyor ki insana ‘niye olmasın’ diye düşündürüyor. Kapatma konusunun iddianamede öne çıkması bu yüzden…
Bu yoğun gündem arasında herhangi bir konuya yoğunlaşmak mümkün mü? Bugün kısaca değerlendirmiş olduk. Bahçeli’nin, Musavat Dervişoğlu’na söylediği ağır ifadeleri konuşamadık. Peki Selahattin Demirtaş’ın tahliyesi..? Her an bir son dakika haberi düşebilir sosyal medyaya…






















