(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
TDK yılın kelimesini ‘dijital vicdan’ olarak duyurdu. Hayır, bu tespiti TDK yapmadı. Kelime ve kavramların arasından halkın oylarıyla seçildi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un söylediğine göre oy kullananların sayısı 300 bin gibi yüksek bir rakam… Bakan Ersoy’un yorumu şu; “Dijital vicdan bireysel ve toplumsal duyarlılıklarımıza ayna tutan güçlü bir kavram olarak öne çıkıyor…” Umarım öyle olur!
Daha önce pek rastlamadım. Yeni bir kavram… Zaten dijital kelimesi son 20-25 yılın ürünü. Genç kuşaklar sanıyor ki dijital materyalleri asırlardır kullanıyoruz. Teknoloji bu alanda çok hızlı gelişti. Cep telefonu hayatımıza 90’lı yıllarda girdi. Bugünkü gibi ‘mini bilgisayar’ değildi. Kütük gibi ağır telefonlar sadece konuşma ve mesajla sınırlıydı. Akıllı telefon 2000’li yıllardan sonra hayatımıza girdi.
Ama öyle bir girdi ki pir girdi… Bir daha da çıkması mümkün değil. Telefonsuz bir hayat mümkün değil. Bir ihtiyaç mıydı? Apple’nin artık hayatta olmayan ‘ceo’su Steve Jobs ‘hayır diyor; “Önce biz ihtiyaç haline getirdik…”. Henry Ford’un da benzer yaklaşımı var. Der ki; “İnsanlara ne istediklerini sorsaydım daha hızlı giden at üretirdim…” O dönem kimsenin hayalinde mekanik araçlar yoktu. Ulaşım için varsa yoksa at ve arabası…
Akıllı telefon tamam büyük kolaylık… Ya kullanan telefondan daha akıllı ve vicdanlı değilse ne olacak? Olan belli… Dijital teknoloji sayesinde herkes ‘kanaat önderine’ dönüştü. Ahkam kesmeye, sağa sola nizam vermeye kalktı. Ve gelsin itibar suikastları, sosyal medya linçleri, yargısız infazlar… Hedef gözetmeksiniz sıçratılan çamurlar…
Muhatabına ‘savunma hakkı’ tanınmadan birkaç cümleye sığdırılan ithamlar, iftiralar… Yalanlar, dolanlar… Yığınla soru işaretleri…
Zaten bu konularda ‘medyanın sicili’ pek parlak değildi. Karşı görüşlere yer verilmez, suçlamanın muhatabına söz hakkı tanınmazdı. Sadece yazılı medya değil, ekranlar da öyle… Nice itibar beş paralık edildi. Yıllar öncesinden hatırlıyorum, yayınları sindiremediği ve kaldıramadığı için ‘intihar eden’ aklı başında insanlar oldu. Uğur Dündar’ın kulakları çınlasın… Hep merak ederim; o vicdanla nasıl yaşıyor acaba?
Şimdi geleneksel basın ile sosyal medya yarış halinde… Bir vicdan kriteri ve ölçütü yok. İlk duyulan bilgi ham haliyle, doğruluğuna, yanlışlığına bakmaksızın, teyitini gerek duymaksızın topluma boca ediliyor. Sosyal medyanın bir adım önde olduğunu söylemek mümkün diyeceğim ama son birkaç haftada gazete sayfaları ve televizyon ekranlarında yazılan, söylenen özel hayata ilişkin malumatları hatırlayınca geri duruyorum.
Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran gözaltına alındığında… Bir gazetede spikerle arasındaki mesajlaşmaları haber yapıldı. Üstelik AK Parti’ye yakın bir medya organıydı. Yani ötekilere göre daha dikkatli olması gerekiyordu. Bir zamanlar ‘medyanın amirali’ diye nitelenen bir başka gazetenin köşe yazısına konu oldu. Özel hayatın da özeli, mahremin de mahremi faş edildi. Sosyal medya durur mu? Orada da anında dolaşıma girdi. Tamam, toplum dedikoduyu sevebilir ama söylentileri yayın haline getirirken bir vicdan kriteri ve süzgecine tabi tutmak gerekmez mi?
Yargıtay üyesi Metin Yandırmaz’ın isyan cümlelerini okudum; “Konu Fenerbahçe Başkanı olunca özel hayata ilişkin bilgi ve belgeleri soruşturmanın gizliliğini de ihlal ederek ortalığa saçıp, konu başkaları olunca kafasını kuma gömenler… Bu yöntemleri FETÖ’den mi öğrendiniz. Siz de yaşattıklarınızı yaşamadan ölmeyin…”. Haksız mı? Değil… Ama keşke taraftarlık bağlamında değil de vicdan terazisinde tartsaydı.
Sadettin Saran’dan örnek verdim. Başkaları da var kuşkusuz… O spiker… Mehmet Akif Ersoy… Farklı mı? O gazete ‘aynalı yatak odasına’ kadar ayrıntı verdi. Ve ilginçtir kimse de rahatsız olmadı. Bir karşı yayın ve kampanya gelişmedi. Cılız birkaç ses ve eleştiri… O kadar… Kamuoyu itiraz etmezse, toplum kabullenirse ‘ahlak ve vicdanın’ devreye girmesi mümkün mü? Sorun sadece medya değil, çok daha derin ve boyutlu…
‘Dijital vicdan’ isabetli bir seçim… Ama önce vicdanın her alanda kendisini göstermesi lazım ki dijital dünyaya da yansısın… Maalesef vicdan konusunda medyanın da, toplumun da, devletin de sicili pek parlak değil. Hemen her gün “Bu hangi vicdana sığar…” tepkisi ve isyanı yaşayanların ülkesi burası. Vicdanın örnekleri yok, vicdansızlığın ise pek çok…
Önce vicdan… Sonra dijital vicdan…























