(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
CHP’de yaşananlar kimin içine sindi? Mutlak butlan kararından sonra Özgür Özel Genel Merkez’de direnişe geçti. Kemal Kılıçdaroğlu ekibiyse binanın tahliye edilmesini istedi. Ve polis bir siyasi partinin kapısına dayandı. CHP ‘ana muhalefet’ partisi… Bu ‘iktidar adayı’ anlamına da geliyor. Son seçimlerden de birinci parti çıkmıştı. 31 Mart’ı kastediyorum. O bir yerel seçimdi doğru ama sonuçta halkın iradesi ortaya çıktı.
Tahliye talebi yazısı polisten önce geldi. Özel kameraların önünde ‘resmi yazıyı’ yırttı attı. Bu görüntü de ‘unutulmazlar’ arasına girdi. Yazıyı yırttı ama gereğini de yaptı. Zaten polis de kapalı kapılar açmak için harekete geçmişti. Zor kullandı. Biber gazı, plastik mermi ve parti önünde itiş kakış ve arbede yaşandı. Genel Merkez binası polis marifetiyle tahliye edilebildi. Çok kötü görüntülerdi.
Siyasi tarih darbe dönemlerinde ‘parti levhalarının’ indirildiğini gördü. Nadir de olsa parti kapatma da yaşandı. Polisin güç kullanarak bir partinin kapılarını açmasına ilk kez tanık olundu. Ülkenin demokratik yüzü açısından hiç doğru manzara değildi. Zira bu görüntüler tüm dünyada yankılandı. Buna en başta AK Parti iktidarının karşı çıkması lazımdı. Çünkü bu tablo AK Parti’nin ‘demokrasi siciline’ de işlenecek. Ve ileride karşısına çok çıkacak. ‘CHP’nin iç sorunu’ diyerek işin içinden çıkamaz. Aynı zamanda ülkenin de sorunu çünkü…
Bir görüntünün asıl kaybedeni Kılıçdaroğlu tabii. Tahliye talebi ondan geldi. Mutlak butlan kararını kabullendi. Tekrar partiye dönmek için sabırsızlandı. Önce ekibi parti önüne gitti. Bütün bu ‘temizlik ve tahliye operasyonu’ Kılıçdaroğlu içindi. Henüz tam netleşmese de bayramın ikinci günü partiye geleceği söylendi. Bir zamanlar Süleyman Demirel’in söylediği gibi koltuğuna oturunca ‘Nerede kalmıştık çocuklar…?’ der mi?
Dönüşünün ‘muhteşem olmadığı’ ortada… Demirel’den farkı var yani… Oysa dönüş ihtişamlı ve görkemli’ olursa anlamını bulur. Kılıçdaroğlu her ne kadar Özel’i sorumlu tutsa da yaşananların müsebbibi tartışmasız Kılıçdaroğlu… Sokaktaki insan da parti tabanı da faturayı Kılıçdaroğlu’na çoktan kesti. Bunu düzeltmesi imkansız gibi bir şey… Telafisi mümkün olmayan bir durum bu… Ne yapabilir ki? Seçimi kazanacak politikalar üretse ve sonuç alsa bile bu unutulmaz.
Ayrıca dönüşü geçici falan değil. Bir kaç ay içinde ‘kurultayın gündemde’ olmadığı kulislere yansıdı. Seçime kadar oturmak, parti içinde operasyonlar yapmak, cumhurbaşkanı adayını belirlemek isteyecektir. Yoksa neden kendisini bu denli yıpratan riski göze alsın. Kılıçdaroğlu CHP’ye kendi damgasını vurmak isteyecektir. İmamoğlu ve Özel’in etkisini kıracak tüm hamleleri yapacağına şüphe yok. Bu ikilinin CHP’de bir geleceği olacağını pek sanmıyorum. Yeni parti ciddi bir seçenektir.
Özel polisin geldiğini görünce partiden ayrıldı. Ve Meclis’e doğru yürüyüşe geçti. Etrafı çok kalabalık değildi. Yağmur başlamıştı. Sağanak altında yürüdü, beyaz gömleği sırılsıklam oldu. Kızılay’da TOMA’nın üzerine çıktı. Yeltsin’e özendi. O görüntü de uzun yıllar hatırlanacak. Özel, “CHP’ye tekrar döneceğim…!” dedi. Eğer dönebilirse dönüşü muhteşem olur. O uzun ve mayınlı bir yol… Söğütözü’nden Meclis’e yürümeye benzemez. Pes etmesini de beklemek yanlış olur.
Her ne kadar sorun CHP’nin iç meselesi gibi gözükse de yaşananlar ülkenin demokrasi karnesine ‘kırık ve gölge’ olarak düştü. Bu tablonun kazananı yok. Kılıçdaroğlu da kazançlı çıkmaz. Kaybedeni ise çok… Neredeyse herkes kaybetti. Ve her şey dünyanın gözleri önünde gerçekleşti. Antidemokratik olağanüstü siyasi operasyon olarak tarihe geçti. Siyasete siyasetin dışından müdahale edildi. Bir siyasi mühendislik çalışması yapıldı. Yazık oldu, ülke kaybetti…!























