(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
MHP Lideri’nin son dönemde ittifak ortağı AK Parti’yi zora sokan çıkışları dikkat çekici… KKTC seçimlerinde Erdoğan’ın tam karşısında konumlandı. Muhalif aday Tufan Erhürman’ın sürpriz şekilde kazandığı ‘seçim sonuçlarını’ kabul edilemez buldu, iptalini istedi. Bir koalisyon hükümeti söz konusu değil. Parti politikaları elbette ‘farklılaşabilir’. İstisna kabilinden olursa ittifaka halel getirmez. Hemen her konuda ‘görüş ayrılığı’ derinleşirse siyasi sorunları da beraberinde getirir.
Sanki Bahçeli, partisi MHP’yi, AK Parti’nin karşısında konumlandırma gibi bir politika izlemeye başladı. ‘İttifak ve ortaklık hukukunu’ dikkate almayan çıkış ve mesajları daha görünür hale geldi. KKTC seçimleri iki parti arasındaki keskin ihtilafın sadece biri… Süreç ve özellikle de İmralı’ya Meclis heyetinin gitmesi konusunda da benzer tablo yaşandı. Erdoğan süreç karşısında temkinli ve ihtiyatlı tavır belirlerken Bahçeli tam tersi büyük gürültüden yana tutum takındı.
AK Parti ‘heyet konusunu’ tüm yönleriyle düşünürken Bahçeli grup toplantısında rest çekti; “Gerekirse 3 arkadaşımı alır ben giderim…” dedi. Ve doğrudan AK Parti’nin çekimser politikalarını eleştirdi. “Ayak sürümenin hiçbir manası yoktur” dedi. Açıkça Erdoğan ve AK Parti’yi ‘ayak sürümekle’ itham etti. Tabiri caizse ‘köşeye sıkıştırdı’. AK Parti’ye başka seçenek bırakmadı. Rest çekti. Erdoğan da ‘ateşten topu’ Komisyon’a attı. Fakat herkes farkında ki heyetin siyasi sorumluluğu iktidardaydı.
Heyet gitti, geldi ve fakat ‘iletişim kazaları’ yaşandı. AK Parti adına heyette yer alan Hüseyin Yayman açıkça medyayı yanılttı. Bir sis perdesi oluşturmaya çalıştı ama sonuç hiç de istediği gibi olmadı. CHP Lideri Özgür Özel’in bir AK Parti’li üst düzey yöneticiye dayandırdığı “Ne olur siz de gelin, her şey gizli kalacak, fotoğraf bile çekilmeyecek…” teklifi iktidarın politikasını açık etti. AK Parti sustu, Yayman konuşmadı. Şamil Tayyar ‘duyduklarını’ kamuoyuyla paylaştı. Sonradan tepkiler karşısında silmek zorunda kaldı. Görüşmenin içeriği herkesin bildiği bir sırra dönüştü.
Derken DEM’li Gülistan Koçyiğit en ince ayrıntısına kadar İmralı’da neler konuşulduğunu, Öcalan’ın ne türlü mesajlar verdiğini parti medyasına anlattı. Öcalan’ın ‘süreç başarısız olursa…’ şartıyla söylediği ‘darbe mekaniği’ tartışması buradan çıktı. Tayyar, Öcalan’ın kastının Bahçeli olduğunu söyledi. MHP Lideri üzerine alınmadı ‘faso fiso’ dedi. AK Parti’nin bir sırra dönüştürmeye çalıştığı İmralı ziyaretinin ortalığa saçılması iktidar adına can sıkıcıydı. Ve bu yolu açan da Bahçeli’den başkası değildi. Heyet sorunu daha sakin ve serin zamanda çözülebilirdi. Fakat MHP fırsat vermedi.
Bahçeli bu hafta grup toplantısı yapmadı. Ama sessiz de kalmadı. MHP’ye yakın gazete olan Türkgün’e uzun röportaj verdi. Gazete Bahçeli’nin mesajlarını iki güne yaydı. Bahçeli’nin ilk gün söyledikleri manşetlerdeydi. MHP Lideri Mesut Barzani’nin Cizre programından yansıyan görüntülere sert tepki gösterdi. Barzani’nin askeri üniforma ve silahlı korumalarını ‘rezalet’ diye niteledi. Devlete ‘taammüden saldırı’ dedi. Cizre’de AK Parti adına konuşan isimler Barzani’ye yere göğe sığdıramamıştı. “Bugün bizim bayramımız… Biz Kürtlüğü sizden öğrendik…” gibi cümleler duyulmuştu. Bahçeli’nin tepkisi ağırdı.
İçişleri Bakanlığı soruşturma başlattı. Fakat tartışmanın siyasi boyutu ‘cumhur ittifakının’ üzerine bir gölge gibi düştü. MHP Lideri ortaklık hukukunu dikkate alarak mesajlarını daha sakin üslupla dile getirebilirdi. Ama yapmadı. Sert ve ağır bir üslubu tercih etti. Acaba dilinin altında bakla mı saklıyordu? AK Parti’ye bir şeyler mi demek istiyordu? Hangi yolun taşlarını döşüyordu. Bir değil, iki değil… Hemen her konuda iktidarın en keskin muhalifi oldu. MHP ortak değil da ana muhalefet partisi gibi bir görüntüye büründü.
Mesele sadece üslup değil içerik de aynı derece sorunlu… Türkgün’e süreci anlatırken söylediği şu cümlelerin satır aralarında AK Parti’ye olağanüstü mesajlar gizli değil mi; “En küçük tereddüt asla söz konusu değildir. Ok yaydan çıkmıştır. Gemiler yakılmıştır… Kim ki Terörsüz Türkiye’yi yaralar ve yıkarsa bunun vebalini üstlenmekten, tarih ve millet önünde hesap vermekten kurtulamaz”. Yayından çıkan ok, yakılan gemiler… Ne oluyor? MHP, AK Parti’ye meydan mı okuyor? ‘Hesap vermekten kurtulamaz’ derken kimi veya kimleri kastediyor? CHP ve DEM değil herhalde… Kesinlikle bu cümleler masum değil, Bahçelinin dilinin altında bir şeyler gizli. İttifakta yol ayrımına doğru mu gidiliyor?
Bir gazetenin kulis haberi ilginç… Bahçeli’nin son derece manidar çıkışları AK Parti cephesinde tartışılmaya başlamış. Bazı AK Parti’li isimler Bahçeli’nin üslubunu ‘alışılmış baskı dili’ diye nitelemiş. Fakat kaygılı olanlar da az değilmiş. ‘Bahçeli her an her şeyi yapabilir’ endişesi giderek iktidar partisinde yayılıyormuş. “Bahçeli erken seçim çağrısı bile yapabilir. Her an her şeyi yapabilir” yorumu yapanlara rastlamış haberi yazan gazeteci. MHP Lideri’nin aşılmadık sert çıkışlarının AK Parti ve iktidar çevrelerinde ‘soru işaretleri ve tereddütler’ doğurması doğal.
Bakalım gemileri yakan Bahçeli’nin yayından fırlayan ok hangi siyasi hedefi vuracak…?





















