(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Bir insan için ‘yüksek tansiyon’ ne ise, bir ülke için de ‘olağanüstü iklim’ odur. Tansiyonu yüksek olan mutlaka çaresini arar, doktora gider, ilaç kullanır. ‘Yüksek tansiyonla yaşayayım’ diyemez. Vücudunun sağlıklı hale dönmesi için elinden geleni yapar. ‘Yüksek tansiyon’ öldürür çünkü riski ve tehlikesi büyüktür. Ülke için ‘olağanüstü hâl’ de aynen böyledir. ‘Olağanüstülük’ sıra dışı bir durumdur ve kısa sürmesi istenir.
Devletin de siyasetin de işine gelmez. Çünkü arızalar artar, yönetmek zorlaşır. Muhalefet güçlenir. O yüzden iktidarlar hep ‘normalleşme, yumuşama’ politikasını hedefler. ‘Taç giyen baş akıllanır’ sözü, koltuğa oturanın ‘mutedil üslup ve davranışlarına’ işaret eder. Yani normalleşmeye… Bir siyasi lider muhalefette uç fikirlere sahip olabilir fakat iktidara gelince normale dönmek zorundadır.
Hal böyleyken Türkiye’nin olağanüstü yılları neredeyse olağan yıllarına eşit. Belki de olağanüstü dönemlerin süresi daha fazla. Yasal ‘olağanüstü hâli’ kastetmiyorum. Adı konmamış ‘olağanüstü hâller’ var bu ülkede. Ve süresi de hiç az değil. Örneğin bugün… Olağan bir hâlden söz edilebilir mi? Oysa AK Parti iktidarı olağanüstü hâli sonlandıralı yıllar oldu. Kendi gitti, ama ruhu kaldı. Hava, iklim ve atmosfer olağanüstü hâlâ… Türkiye yüksek tansiyon hastası gibi.
31 Mart seçimlerinden sonra Erdoğan’ın, CHP Lideri Özgür Özel’le bir araya gelmesini hemen herkes ‘normalleşme’ yolunda atılmış adım olarak niteledi. Erdoğan da açıkça ‘yumuşama’ dedi: “Siyasi atmosferde oluşan yumuşa ikliminde siyasetçilerin mesajları kadar toplumda siyaset kurumuna yönelik güvenin artmasının da önemli payı vardır. Bu iklimin geçici bir bahar esintisi değil, Türk siyasetinin hâkim karakteri haline gelmesini ümit ediyoruz.”
CHP çevresi de buluşmayı ‘normalleşme’ olarak gördü. Ve arkasının gelmesini istedi. Erdoğan’ın gece yarısı imzasıyla 28 Şubat’ın yaşlı ve hasta mahkumlarını salıvermesi bu yeni dönemin politikalarından biriydi. Cumartesi Annelerine dönük yasaklar ortadan kalkması da. Kamuoyu, heyecanla Osman Kavala’nın normalleşmeden nasibini almasını bekledi. Normalleşmenin görüleceği ilk yer: Yargı… Adaletin yeniden tesisi. Sosyal medyada bir anketin sonuçlarını gördüm. 26 ilde yapılan araştırmanın sonuçları felaket: Adalet sistemine güvenin oranı yüzde 24,5… Her devlet bu rakamı alarm olarak algılar ve çare için harekete geçer.
Herkes farkındaydı ki normalleşmenin önündeki en büyük engel MHP… MHP resmen hükümet ortağı olmasa da AK Parti iktidarının temel politikalarına yön verir hale geldi. MHP’nin rolü bir ortaktan ötesi. Koalisyonda ortakların hukuku sorumlu oldukları alanla sınırlıyken MHP, iktidarın tüm siyasetini ipotek altına aldı. Erdoğan birçok politik hamlede sırf MHP yüzünden geri adım atmak zorunda kaldı.
Örnek mi? İnfaz kanunu… AK Parti’nin niyeti başkaydı. Kapsamını çok daha geniş tutmayı planlıyordu. Erdoğan’a göre ‘Devlet vatandaşa karşı işlenen suçları affedemezdi…’. Bahçeli sahneye çıktı ve infaz düzenlemesini tamamen MHP politikalarına göre şekillendirdi. AK Parti içinden yükselen itirazlara da içine sinmese de ‘Devlet Bey ne diyorsa o…’ diye karşılık verdi.
MHP Lideri dün yine sahneye çıktı. Ve AK Parti iktidarına sınır çizdi. Normalleşme, yumuşama politikalarına rest çekti: “Yumuşamadan bahis açılıyorsa, böyle bir şeye ihtiyaç hissediliyorsa, ilk önce neyin sert, nelerin sertlik ihtiva ettiği açıklığa kavuşmalıdır. Normalleşme ve yumuşama kelimelerini her meselenin başına iliştirip milli haklarımızdan, milli varlığımızdan, milli kimliğimizden, egemen çıkarlarımızdan, Türk ve Türkiye yüzyılı hedeflerimizden ödün isteniyorsa, hiç kimse boşuna çabalamasın, bizim böylesi uçuk kaçık ve garabet yumuşamaya karnımız tok, yüzümüz de dönüktür. Normalleşmesi, milli ve ahlaki normlara uyması gereken muhalefet partileridir.”
Bahçeli resti çekerken Özgür Özel’in ismini verdi. DEM’le ilişkisini sorguladı. Bu sözlerin gerçek adresi CHP falan değil. Özgür Özel hiç değil. 31 Mart sonrası yumuşama politikasının mimarı Erdoğan. Normalleşmeyi istiyen AK Parti… Bahçeli’nin resti de AK Parti iktidarına. Erdoğan’a yani. Bir ikaz. Hatta bir ültimatom… ‘Fazla açılma, sınırlarını aşma, plana sadık kal’ uyarısı.
Erdoğan eğer yumuşamanın ‘bahar esintisi gibi geçici’ değil de kalıcı olmasını istiyorsa MHP engelini aşmak mecburiyetinde. MHP ile veya MHP’ye rağmen normalleşmenin mümkün olmadığı denenerek görüldü. 31 Mart hezimetinin altında da MHP politikalarına teslimiyet yatıyor. Erdoğan da AK Parti kadroları da bu gerçeğin farkında. AK Parti artık yük haline gelen MHP’yi daha fazla taşımak istemiyor. Ve yeni arayışlar içinde.
Normalleşme ülkenin de AK Parti’nin lehine… Olağanüstü iklimden nemalanan tek parti MHP. Telaşı o yüzden Bahçeli’nin. Ama boşuna… Yolun göründü; Normalleşmeden başka çıkış yok…






















