(The Turkish Post) – MEHMET EREN / ÖZEL RÖPORTAJ
Hüseyin Kocabıyık, 2015-2018 yılları arasında AK Parti’den iki dönem İzmir milletvekili olarak TBMM’de yer aldı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik yürütülen soruşturma sürecini eleştirdiği için AK Parti’den ihraç edildi.
1995-1999 yılları arasında Başbakan başdanışmanı sıfatıyla 53-54 ve 55. Hükümetlerle de çalışan, Türkiye’nin yakından tanıdığı yazar, gazeteci ve siyasetçi Kocabıyık, Türkiye gündemine dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Kocabıyık’ın önceki gün yayınlanan röportajı ses getirdi. Eski siyasetçi bugün de 15 Temmuz’da gerçekleşen FETÖ darbesine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
Kocabıyık, 15 Temmuz’daki görevleri ile ilgili muhalefet kanadı tarafından sürekli eleştirilen dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müşteşarı Hakan Fidan’a sahip çıktı. O gecenin kahramanı olduklarını belirten AK Parti eski milletvekili ve 15 Temmuz Darbeleri Araştırma Komisyonu üyesi Kocabıyık, “Ben hem Hakan Fidan’ın hem de Hulusi Akar’ın o gece darbenin başarılı olmasını engelleyen kişiler oldukları kanaatini taşıyorum ve bu ispatlanabilir bir kanaattir” değerlendirmesinde bulunuyor. Kocabıyık, ayrıca darbenin 03’te yapılması halinde de başarılı olmasının muhtemel olduğunu belirtiyor.
BAŞSAVCI, İSTANBUL ÜNİVERSİTESİNE İMAMOĞLU İÇİN BASKI YAPTI
Hüseyin Kocabıyık’ın The Turkish Post’a verdiği röportajın ikinci kısmı şu şekilde:
Siz hem gazeteci hem yazar hem de siyasetçisiniz. İstanbul Üniversitesi gibi köklü bir kurumun yüksek seviyedeki Profesörlerine “usulsüz” bir belge iptal işlemini yaptıran temel motivasyon nedir?
Korku, baskı, ilişkiler ağı, menfaat beklentisi. Bunların hepsi. İstanbul başsavcısı defalarca baskı yaptı üniversiteye. İşletme fakültesi dekanı onurlu davrandı ve İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilemeyeceğini, diplomanın sahte olmadığını söyledi, direndi ve sonunda istifa etmek zorunda kaldı. Rektör ve üniversite yönetim kurulu hukuksuz bir biçimde diplomayı iptal ettiler. Göreceksiniz, önümüzdeki günlerde hepsi ödüllendirilecekler.
“BEN VE ARKADAŞLARIM, GÖNÜLLÜ OLARAK ERDOĞAN’A DESTEK VERDİK”
Siz bir dönem Erdoğan’a en yakın isimlerin başında geliyordunuz. Sizin Erdoğan ile bu kadar ayrı düşmenizin temel sebebi neydi?
Ben 90’lı yıllarda bir başka siyasetçinin, Tansu Çiller’in danışmanıydım. Erdoğan şimdi onun yaptığı gibi anti demokratik uygulamalara maruz kaldı. Yargı yoluyla siyasetten tasfiye edilmek istendi. Ben ve arkadaşlarım gönüllü olarak Erdoğan’a her zeminde destek verdik. Ben 15 yıl Erdoğan’ı destekleyen yazılar yazdım. Yargılandım defalarca onu desteklediğim için. Onun yanında yer almamızın nedeni AKP’nin kuruluş beyannamesinde yazılı olan değerlerdi. Demokrasi, hukuk, insan hakları… Ayrıca benim yüzüme “dini siyasete alet etmeyeceğiz” demişti evinde.
Geçmişte Erdoğan’ı niçin desteklemişsem, bugün de aynı sebeplerden karşısındayım ve onu çok yanlış bir yolda ilerleyen biri olarak görüyorum. Yine demokrasi hukuk ve insan hakları. Bu değerlerden sapmış biri Erdoğan. Ve dini siyasete sonuna kadar alet eden birisi. Nas politikalarının Türk ekonomisini ne hale getirdiğini gördük yaşıyoruz.
“İNSAN HAKLARI İHLALLERİ… KHK’LI İNSANLARA YAPILAN ZULÜMLER…”
Gezi Davası’nda çıkan kararlar ile 31 Mart seçiminin iptal edilmesini eleştirdiğiniz için eşiniz Uşak Valisi Funda Kocabıyık merkeze çekilmişti. Sizi bazı marjinal konularda sert tepki vermeye iten temel güdü nedir?
Marjinal konular mı? Ne demek marjinal konular? Demokrasi dışı davranış, tutum ve uygulamalar marjinal konu mu? Hukukun siyasallaşması marjinal mi?
İnsan hakları ihlalleri, KHK’lı insanlara yapılan zulümler, bir bankaya 100 lira yatırdı diye hayatı karartılan insanların durumu marjinal bir konu mu? Bir devleti devlet yapan konular bunlar.
İnsan dramlarına neden olan konular marjinal olmaz, bu konuların hepsi kardinal konulardır ve bir aydının en birinci gündemi bu konulardır.
“90 YILLARDA KURALLARINA HÜRMET EDİLEN DEMOKRASİ VARDI”
53, 54 ve 55. Hükümette Başbakan Başdanışmanlığını yaptınız. O günkü devlet yönetimi ile bu dönemi kıyasladığınızda temel fark nedir?
O döneminde yığınla sorunu vardı. Ama o dönemde her şeyden önce, üstelik de bir askeri vesayet dönemi varken, kurallarına önemli ölçüde hürmet edilen bir demokrasi vardı. Partiler birbirlerini acımasızca eleştirirler ama bir yandan da bir birlerinin hukukuna hürmet ederlerdi. Şimdiki iktidar, ana muhalefet partisini türlü hilelerle, yargı marifetiyle, hatta vahşi yöntemlerle yok etmeye çalışıyor.
Eskiden iyi kötü iktidarı ve devlet kurumlarını denetleyen bir yargı düzeni ve hukuk üstünlüğü vardı. Şimdi siyasallaşmış bir yargı, iktidara Carl Schmitt’in teorisinde tarif edilen türde hizmet eden bir yargı düzeni var.
“SİYASETE SATILMIŞ HAKİMLER VE SAVCILAR VAR”
Siyasetin sopası yargı. Ve bazı siyasete satılmış savcı ve hakimler var. Eskiden devletin bütçesinin nasıl kullanıldığını denetleyen bir parlamento vardı mesela. Bir Sayıştay vardı, şimdi bunlar var ama denetim yetenekleri ortadan kaldırılmış vaziyette. Eskiden her şeye rağmen denetim görevi yapan bir sivil toplum, bir medya vardı, şimdi onlardan eser kalmadı.
“ESKİDEN NEŞE VARDI, ESPRİ VARDI”
Eskiden neşe vardı, espri vardı, özgürlük vardı. Şimdi Türk toplumu neşesini kaybetti, ben siyasette bir espri yapıldığını son 10 yıldır görmüyorum. Dahası eskiden kuvvetler ayrılığı diye bir şey vardı ve parlamenter sistem de iyi kötü bu kuvvetler çalışıyordu.
Şimdi Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen bir ucube var ki bu sistemin gelmesinde benimde günahım var, bütün güçler tek adamın elinde toplanmış durumda, bilgi ve birikimi konusunda hala yeterince emin olamadığımız birinin elinde giderek otoriterleşen bir Türkiye. Dün ve bugünün bir biriyle hiç alakası yok diyebilirim.
“28 ŞUBAT’DA ASKERLE MÜCADELE ETTİK, ANCAK HİÇBİR SAVCI EVİMİZE POLİS, JANDARMA GÖNDERMEDİ”
Siz yine 28 Şubat döneminde de Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Tansu Çiller’in danışmanlığını yaptınız. O gün ki siyasi ve sosyal ortamla, bugün yaşanan siyasi atmosferi bize yorumlar mısınız?
Biz 28 Şubat’ta askerlerle mücadele ettik. Karşımızdaki basın ve sendikalarla mücadele ettik. Hatta sert mücadeleler de ettik. Hakkımızda davalarda açıldı. Ama hiçbir savcı evimize alacakaranlıkta polis jandarma göndermedi. Bizi nezarethanelerde yatırmadı. Bizi hapislere doldurmadı. Yargıyı ve davaları bir cezalandırma ve tasfiye maksadıyla kullanmadı. O generaller bile kendilerine yönelik eleştirileri olgunlukla karşıladılar. Bütün kırılganlıklarına rağmen hissedilen bir demokrasi iklimi vardı.
TÜRK SİYASETİNE İSLAMCILIKLA GİRMİŞ YENİ HASTALIKLAR
Bugün yaşananalar ise bir kabus. İstanbul’da bir siyasi savcı elindeki yetkileri hukuksuz bir biçimde kullanıyor ve gök ekin biçer gibi siyasetçi ve seçilmiş siyasetçi biçiyor. Devleti yönetenler film fırıldak peşinde. Rakibim beni yenecek diye rakibini imha peşinde olan bir siyasetçiyi ben eskiden hiç görmedim. Bunlar Türk siyasetine siyasal İslamcılıkla girmiş yeni hastalıklar.
“GENELKURMAY BAZI SİYASETÇİLERİ ÇAĞIRIP, İSTİFA ETMELERİNİ İSTEDİ”
Siz 28 Şubat’ı içeriden yaşayan biri olarak askerlerin doğrudan müdahalesine ya da koalisyonu bozan telkinine maruz kaldınız mı?
Tabi ki askerin doğrudan dolaylı da telkini oldu. 28 Şubat MGK kararı doğrudan bir muhtıraydı.
Generaller pek çok siyasetçiyi genelkurmaya çağırıp istifa telkininde veya hükümeti bozma telkinin de bulundu. Refah Yol koalisyonunu bozan Cumhurbaşkanı Demirel’in tutumu olmuştur ama o da askerlerin telkinlerine kulak vermiştir.
“DEVLET MASASININ BÜTÜN YÜZEYİNE SİYASET HÂKİM OLDU”
28 Şubat dönemindeki TSK yönetimi ile bugünkü TSK kadrolarını karşılaştırdığınızda, gelinen değişimin temel sebebi nedir? TSK normal kanuni sınırlarına mı çekildi, yoksa Erdoğan’ın siyasi gücü karşısında geri mi çekilmek zorunda kaldı?
Bu süreci bir bütün olarak anlamak gerekir. 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği referandumu oyunun kurallarını toptan değiştirdi. Askerlerin devlet yönetimi üzerindeki gölgesini kaldırdı. İç hizmet kanunu 35. Madde askerlere hareket alanı açıyor ve eylemlerine hukuki meşruiyet kazandırıyordu, bunlar gitti. Devlet masasının bütün yüzeyine siyaset hakim hale geldi. Bu gelişmeleri demokrasi açısından baktığımız vakit sevindirici gelişmeler olarak görmeliyiz.
Demokrasinin, sivil siyasetin gelişmesi olarak gördük ve öyleydi de. Gezi olayı, 17-25 Olayları ve tabi 15 Temmuz Darbe Girişimi, 2010 referandumunda sivil iktidarın eline geçen bütün siyasi gücü demokratik bir evrimleşme yerine, bir reaksiyon halinde kurumların üzerine baskı olarak sürmesine neden oldu.
Türk ordusunun geleneksel kurumları kapatıldı, ordu siyasi iktidarın seçim kampanyalarında kullanılan bir kurum haline dönüştü. Şu an da verilen eğitim iyi mi kötü mü bunları bilen yok.
Ben Erdoğan’ın siyasi gücü karşısında geri çekilen bir ordu görmüyorum, zaten öyle de olmasını istemiyorum; ancak ben Erdoğan’ın siyasi gücünün oyuncağı olan bir ordu da istemiyorum; şu an da bunun zayıf da olsa emarelerini görüyorum ve bir Türk ordusu aşığı olarak çok üzülüyorum.

“HULUSİ AKAR VE HAKAN FİDAN, DARBENİN BAŞARILI OLMASINI ENGELLEYEN KİŞİLERDİR”
TSK, 15 Temmuz’da hain bir darbe girişimine maruz kaldı. FETÖ darbesi sonrasında kurumda ciddi bir revizyon yaşandı. Siz dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın darbeye yönelik zafiyetleri olduğunu düşünüyor musunuz?
Bakın, bu konuda başvurulabilecek en güvenilir kaynaklardan biri benim. Çünkü ben TBMM’nde kurulan Darbe Araştırma Komisyonu Üyesiydim. Yüzlerce yetkiliyi dinledim. Binlerce sayfa evrak okuduk. Benim 15 Temmuz’la ilgili ve bu iki isimle ilgili vardığım sonuç bağımsız irademle ve vicdanımla, edindiğim bilgilerin ışığında vardığım bir sonuçtur.
Ben hem Hakan Fidan’ın hem de Hulusi Akar’ın o gece darbenin başarılı olmasını engelleyen kişiler oldukları kanaatini taşıyorum ve bu ispatlanabilir bir kanaattir.
Olay şu: öğle sonu bir subay geliyor ve “akşam MİT’e saldırı olacağını” ihbar ediyor. MİT Müsteşarı Hakan Fidan kulağının üzerine yatmıyor ve doğru Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’a gidiyor. Durumu tezekkür ediyorlar. Hulusi Akar “Bu ihbarı daha geniş düşünelim” diyen Hakan Fidan’a “seni rahatlatayım” diyor ve iki önlem alıyor. Birinci önlem şu: Kara kuvvetleri komutanını Hava Kara birliğine teftişe gönderiyor. İkinci önlem ise daha önemli, bütün hava araçlarının uçuşunu yasaklıyor.
Bu önlemleri ne vakit alıyor? Saat akşam 19:00 sularında. İşte 15 Temmuz darbe girişiminin başarısızlığa uğraması da tam bu iki emir nedeniyledir. Çünkü darbeciler gece 3’te yapacakları darbenin deşifre olduğunu varsayarak 9.30’da darbe yapmaya karar veriyorlar.
“DARBE SAAT GECE 3’TE OLSAYDI, BAŞARILI OLACAKTI”
Yani darbe saatini öne çekiyorlar. Oysa darbeyi gece 3’te yapma kararlarını değiştirmeyecek olsalar muhtemelen sabaha başarılı olmuş bir askeri darbeyle uyanacaktık.
Dolayısıyla yalın gerçek şu: 15 Temmuz Darbesi’ni önleyen, bugün ahmakça yapılan yorumlarla darbenin içinde olduğu ima edilen bu iki adamdan başkası değil. Gerisi saçmalık. Onun dışında önlemlerde hata vardır, eksiklik vardır, istihbarat zafiyeti vardır, liderlik kusuru vardır, bunların hepsini tartışabilirsiniz ama o gün Türkiye’yi büyük bir beladan kurtaran şeyin bu iki adamın biraz da el yordamıyla aldıkları kararlar olduğunu görmezden gelemezsiniz.
“AK PARTİ, 15 TEMMUZ DARBE KOMİSYONUN KURULMASINI İSTEMEDİ”
TBMM’ndeki Darbe Komisyonu, o dönemde bazı etkili ve yetkili devlet görevlilerini neden ifadeye çağırmadı, çağıramadı?
Ben söyleyeyim size: AKP bu komisyonun kurulmasını hiç istemedi, mecbur kaldı. Biz AKP komisyon üyelerine bu açıkça söylendi.
O dediğiniz isimleri de komisyon aslında çağırdı ama AKP yönetimi ve hükümet onların gelmesini istemedi. Niye istemediği hâlâ muamma. Zaten bu muamma çözüldüğü vakit 15 Temmuz’un sırları da önemli ölçüde açıklığa kavuşur.
Yalnız bilin ki o isimler kendi haline bırakılsaydı o komisyona hepsi gelirdi.
“DARBE RAPORU YAZILDI, ANCAK BAŞKANLIKÇA KADÜK EDİLDİ”
Başka bir şey var ki bana onu sormanızı beklerdim: komisyon çok emek mahsulü ve hakkaniyetli bir Darbe Araştırma Komisyonu Raporu hazırladı. Ancak bu rapor basılıp Meclis Başkanı’na teslim edildiği halde kadük hale getirildi.
AKP grup başkan vekili gibi ‘FETÖ Borsası’ türü kurtarma işlerinden hakkında dedikodular olan adamlar tarafından sanırım Cumhurbaşkanı Erdoğan yanıltıldı. Oysa Süleyman Soylu kanalıyla cumhurbaşkanına birkaç kez haber gönderdim ve cumhurbaşkanı benim gibi düşünüyordu.
Sonradan fikri değişti ya da değiştirildi. Yazık oldu o rapora, önemli bir devlet ve siyaset belgesiydi, önemli bir FETÖ belgesiydi her boyutuyla. Resmi arşive giremedi.
“KOMİSYONU KURDURAN ÖCALAN’DIR”
Hüseyin Bey, PKK’nın silah bırakma kararı sonrası TBMM’de kurulan komisyon hakkında neler düşünüyorsunuz? Komisyonun “etkisiz kaldığı” eleştirileri sıklıkla yapılıyor malum. Siz komisyonun işlevsiz olduğu eleştirilerine katılıyor musunuz?
Komisyonu kurduran Abdullah Öcalan. Komisyonun kuruluşu ve projenin tamamı için devleti ve Bahçeli’yi ikna eden sanırım MİT. Ben devletin Ortadoğu’daki gelişmelere proaktif bir yaklaşım içinde olduğu kanaatindeyim.
Bahçelinin siyasi tutumu tabi çok önemli. Ancak Erdoğan’ın siyaset yapma siyasi araçları kullanma tarzına uygun bir gelişme değil bu gelişmeler. Erdoğan’ı çözüm süreci veya terörsüz Türkiye filan fazla ilgilendirmiyor. Onu bir sonraki seçim ilgilendiriyor.
Bu süreç üzerinden DEM Partiyi yanı başına alırsa mesele onun yönünden başarılmıştır. Oysa mesele bu kadar basit değil, bu gelişmelerin sebebi Ortadoğu’da bilhassa Suriye’deki gelişmeler. Orada olan gelişmeler devleti harekete geçirdi, Öcalan’la da bir dalga boyu yakalandığı anlaşılıyor.
Dolayısıyla bu komisyon doğru bir temele dayanıyor, sonuç da alınabilir ama ben partilerin komisyonun sonucuna önceden çek kestiklerini görüyorum dolayısıyla her an dağılma ihtimali var.
“ESKİ BAŞKANLAR BOŞ BOŞ OTURUP GİTTİ”
Komisyona davet edilen eski Meclis Başkanları’nın beyanatları çokça tartışıldı. Vatandaşlık tanımından umut hakkına kadar pek çok öneri geldi. Siz neler düşünüyorsunuz bu konuda?
Hiçbir şey düşünmüyorum, hiç de ciddiye almıyorum onları.
O kadar makam mevki görmüş insanlar, ki içlerinde çok de sevdiğim saygı duyduğum insanlar var, boş boş konuşup gittiler, arkalarında en ufak bir etki bırakmadan. Oysa diyecekleri birkaç cümle şuydu: ‘kardeşim bu komisyonun bir sonuç üretmesini istiyor musunuz? Önce şu ülkenin demokratik iklimini düzeltecek kararlar alın burada. Ülkenin en büyük Cumhuriyeti’n en eski kurucu partisi kapatılmaya çalışılırken, seçilmiş belediye başkanları cezaevlerine doldurulurken Türk halkı sizin burada alacağınız kararları kabul eder mi? Bu işi genel bir demokrasi ve hukuk reformu zemininde halledin ki kalıcı olsun.’
Bunu dediler mi? Hayır.
“SOSYAL REHABİLİTASYONA İHTİYAÇ VAR”
Yeni çözüm süreci tartışmaları başladığı günden beri genel af, kısmi af veya infaz yasası tartışmaları da beraberinde yürüyor. Türkiye’de hâlihazırda bir genel af ihtiyacı var mı?
Var hem de çok var.
Çok masum insan hapishanelerde yatıyor. Sadece bir genel af da yetmez, bir sosyal rehabilitasyona ihtiyaç var. Bu toplum çok travma yaşadı, yaşatıldı.
“AK PARTİ SÜRECE PEK TARAFTAR DEĞİL”
Malumunuz MHP lideri Devlet Bahçeli’nin başlattığı “Terörsüz Türkiye” süreci Komisyon kurulmasıyla belli bir noktaya evirildi. Kamuoyuna yansıyan kadarıyla bu sürece Erdoğan ve AK Parti kurmayları karşı mı, yoksa sürecin devrilme olasılığına karşı temkinli mi davranmak istiyor?
AKP’nin ve Erdoğan’ın bu sürece pek de taraftar olmadığı anlaşılıyor.
Tayyip Bey pek süreç müreç dinlemiyor, o eskidendi. Şimdi vurup alacağını almayı seviyor.
Elindeki sonsuz gücün her şeye kadir olduğunu düşünüyor. Haksız da sayılmaz, dünyanın en güçlü siyasetçisi, bir gün o güç başına bela olacak olsa da.
“SÜLEYMAN SOYLU’YU GEÇİNİZ”
Erdoğan sonrası AK Parti’de hiçbir zaman seslendirilmezken, geçtiğimiz gün Süleyman Soylu, “Sayın Cumhurbaşkanımız kimi işaret ederse desteğimiz sonuna kadar veririz” dedi. Sizce bir sonraki seçimde Erdoğan yerine bir aday gösterebilir mi?
Süleyman Soylu’yu geçiniz, onun ne söylediğinin önemi yok.
Erdoğan’a gelince. Erdoğan, anayasa sıkıntısını aşabilirse hiç şüpheniz olmasın kendi aday olur.
Ankette kazanamayacağını görürse aday olma hakkı olsa dahi seçime girmez, kazanacak birini bulmaya çalışır. Çünkü Erdoğan için kaybetmek ölümdür.
Çünkü sırtındaki bagajlar ona güvenli bir sivil hayat vadetmiyor maalesef.






















