(The Turkish Post) – HASAN BABA
Bugün size 3 Ayşe’den bahsedeceğim. Birbirlerinden bağımsız 3 Ayşe… Merak etmeyin, bunlardan biri Ayşe Böhürler değil. Hani şu, tutuklanan CHP’li Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe’nin yerine Belediye Meclisi’nde AK Partili isim başkanvekili seçildi de, konuyu bilmeyen Böhürler, canlı yayında “CHP’den AK Parti’ye geçen Hakan başkanı tebrik ediyorum” diyen milletvekili ve gazeteci-yazar Ayşe hanım değil konumuz…
İlk olarak “Ayşe tatile çıksın” hadisesini ele alalım. Genç nesil bilmeyebilir, tarihimizde “Ayşe tatile çıksın” olayı vardır. Ne demektir bu, kimdir bu Ayşe?
‘AYŞE TATİLE ÇIKSIN’
Türkiye, 1974’te Rum’ların katliamına uğrayan Ada’daki Türklerin güvenliği için 20 Temmuz’da Kıbrıs Barış Harekatı’nı başlattı. Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı ise Necmettin Erbakan idi. Birleşmiş Milletler araya girince iki gün sonra 22 Temmuz’da harekat durduruldu, barış görüşmelerine başlandı.
25 Temmuz 1974’te toplanan 1. Cenevre Konferansı, 30 Temmuz’da Cenevre Deklarasyonu ile son buldu. Konferansın 8 Ağustos’ta başlayan ikinci aşamasında ise Yunanistan, Ada’da yeni anayasal düzenin kurulmasına yönelik tüm teklifleri reddetti ve Türk birliklerinin geri çekilmesini ön koşul olarak ileri sürdü. İşte o meşhur söz bu sırada çıktı.
2. Cenevre Konferansı görüşmelerinden de sonuç çıkmayınca 14 Ağustos’ta “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla Kıbrıs Barış Harekatı’nın ikinci aşaması başlamış oldu.
Parolada ismi geçen, bugünün profesörü Prof. Dr. Ayşe Güneş Ayata, o dönemde 19 yaşında ODTÜ Sosyal Bilimler Bölümü’nde öğrenciydi. Dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızı olan Ayşe’nin, tatile tek başına değil, güvenilir bir aileyle seyahat etmesi amacıyla dönemin Turizm Bakanı Orhan Birgit ile yaptığı sohbet, Kıbrıs Barış Harekatı için de parola olmuştu.
Prof. Dr. Ayata, “Ayşe tatile çıksın” parolasının nasıl oluşturulduğunu yıllar sonra şöyle anlattı: “Babam (Turan Güneş), o sırada Turizm Bakanı Orhan Birgit’e ‘Tatile giden tanıdık birileri varsa Ayşe’yi de onlarla birlikte gönder. Bu işler (görüşmeler) çok uzun sürecek.’ diyor. Babam Turan Güneş ve Bülent Ecevit, ‘başka ülkeler bizi dinliyorlardır’ düşüncesiyle İkinci Harekat’ın başlaması için bir parola belirlenmesine karar veriyorlar. Görüşmelerden netice alınamayıp müzakereler kesilince ‘Ayşe tatile çıksın’ parolası babamdan Ecevit’e bir işaret oluyor…”
***
AYŞE ÖZGÜN – HER CANLI ÖLÜMÜ TADACAKTIR
“HER CANLI ÖLÜMÜ TADACAKTIR – İşte Zincirlikuyu Mezarlığı’nın yeni kapısını süsleyen yazı! Yetkililer, sizlere sesleniyorum. Siz kimsiniz, bilmiyorum ama sizlere sesleniyorum.
Nasıl büyük bir gaflet içinde, aklınızca çok büyük bir kelam ettiğinizi sanarak böyle bir cümleyi kapıya yerleştirirsiniz? Kime danıştınız? Kimler oturup, düşünüp karar verip böyle bir hataya düştü? Bilmek ve öğrenmek istiyorum.
Türkiye’yi dünya aleme rezil etmeye ne hakkınız var? Yok yani! Bu kadar düşüncesizlik, bu kadar saçmalık Türklere mal edilemez. Bunu alay konusu yapacaklarından hiç şüphem olmadığı için dünya basınının, Türk mimar ve filozoflarının böyle bir saçmalık yapmayacağını özellikle bilmelerini istiyorum.
Bu, Demoklesin Kılıcı gibi bir tehdit, bir taciz gibi algılanabilir. Ne gereği var? Ne lüzumsuz bir işlem? Zincirlikuyu Kabristanı yazmak neyinize yetmedi?
Hangi dinde, hangi kabristanda böyle bir ifşaat gören olmuş da, “Biz de yapalım” hevesiyle saçmalamış? Derhal bu hatadan dönülmesi gerektiğine inanıyorum.”
…
Bu satırları, 14 Temmuz 2003 tarihinde Vatan Gazetesi’nde Ayşe Özgün yazmıştı. Ayşe Özgün halen hayatta, Allah’tan sağlıklı, uzun ömürler dileriz. Lakin bu yazı o dönem epey tepki toplamıştı. “Külli nefsin zâikatü’l-mevt” yani “Her nefis ölümü tadacaktır.” meâlindeki âyet, Kur’ân’da üç sûrede geçiyor. (Âl-i İmran, 3/185; Enbiyâ, 21/35; Ankebut, 29/57)
Kur’an ayetinden sadece Özgün değil, dönemin CHP milletvekili Binnaz Toprak da rahatsız olmuştu. CHP’li Toprak, “Çok sinir bozucu bir şey” şeklinde yorumlamıştı.
Yine dönemin Vatan gazetesi yazarı Ruhat Mengi şunları döktürüyordu: “O mezarlığın önünden her gün geçen binlerce insanın gözü bu yazıya ilişiyor ve her ilişmede tüyleri ürperiyor. genç orta-yaşlı ve yaşlı bazı okurlarımıza oradan geçerken yazıyı gördüklerinde ne hissettiklerini sordum istisnasız hepsi ‘Korkunç geliyor. Yazıya bakarken sinirlenip kaza yapmak bile mümkün’ cevabını verdiler. Özellikle gençlerin fena halde siniri bozuluyor.” (Ruhat Mengi – 20 Temmuz 2003)
Vatan’ın bir başka yazarı Deniz Arman ise şunları yazıyordu: “Böyle bir densizlik böyle bir düşüncesizlik olur mu? Oradan her gün geçen yüz binlerce kişiye durduk yerde ‘ölüm’den söz etmenin onların moralini bozmanın Allah için ne anlamı var?” (Deniz Arman – 17 Temmuz 2003)
Gazeteci ve spiker Deniz Arman, 24 Ocak 2025’de 63 yaşında hayatını kaybetti. Ölüm, acı bir gerçek. İslam dininde bunun sık sık hatırlanması ve hatırlatılması da tavsiyeler arasındadır. Ölümün hatırlatılması ile insanların belki yanlışlara düşmekten imtina edebileceği ifade edilir. Bugün gelinen noktada artık kimse mezarlıklardaki ya da cenaze araçlarındaki bu ayetleri problem yapmıyor. Herhalde Ayşe Özgün de sorun yapmıyordur.
Gazetecilik hayatına 18 yaşında Nokta dergisiyle başlayan Özgün, Aktüel ve Tempo dergilerinde de çalıştı. Ekranlarda çeşitli programlar sunan Ayşe Özgün, Yaşar Nuri Öztürk ile yaptığı programla adından sıkça söz ettirdi. Özgün’ün Kasım 2005’te bir tv programına katılıp babasının tacizine uğradığını iddia eden kadın, 3 gün sonra babası tarafından öldürülünce program yasaklandı. Öldürülen kadının çocuğuna yardım etmeye başlayan Özgün, Ocak 2022’de ise 16 yıl destek verdiği çocuğun sık sık para isteyerek kendisini taciz etmeye başladığını belirtip şikayette bulunmasıyla da tekrar gündem olmuştu.
***
AYŞE BAYSAL – MERCİMEK TEYZE
1987 yılıydı. TRT henüz 1. ve 2. kanaldan ibaretti. TRT ekranlarında birdenbire yeşil mercimekten bahsedilmeye başlandı. Her gün yeşil mercimekli yemeklerin tarifleri yapılıyor, mercimeğin ne kadar faydalı olduğu vurgulanıyordu. Konuyla ilgili olarak Hacettepe Üniversitesi’nden Profesör Ayşe Baysal kullanılıyordu.
Prof. Ayşe Baysal, habire mercimeğin besin değerini anlatıp durdu. Ne oluyor, nedir bu yeşil mercimek sevdası diye merak edilince gerçek ortaya çıktı. Meğer Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) elinde çok miktarda mercimek kalmıştı. O sene fazladan 320 bin ton mercimek üretmiş Türkiye, ancak ürünlerin büyük bölümü satılamamıştı. TMO bir çok yere mercimek mamulleri satan yerler açtı. O kadar başarılı bir kampanya oldu ki, ülkedeki mercimek tüketimi yüzde 30 artmıştı.
Her gece Profesör Ayşe Baysal ekrana çıkıp mercimeğin ne kadar besleyici bir gıda olduğunu anlatıyordu. Profesör Baysal, köfteden tatlıya kadar mercimekle yapılan pek çok yemek tarifi de veriyordu. Amaç stok fazlası mercimeği eritmekti. Mercimeğin hayvansal gıdalarla eşdeğerde olduğunun vurgulandığı programları eleştiren kimi uzmanlar, mercimekteki protein oranının ete eşdeğer olamayacağını söyleyerek programlara tepki gösterdiler.
“Mercimek teyze” olarak ünlenen Prof. Dr. Ayşe Baysal, 14 Ağustos 2016’da 86 yaşında hayata gözlerini yumdu. 1930 yılında Karaman’ın Uğurlu köyünde doğan Ayşe Baysal, İvriz Köy Enstitüsü’nü birincilikle bitirmişti. İzmir Ev Ekonomisi Yetiştirme Merkezi’nde öğretmenlik yaptı. Amerikan Ev Ekonomisi Derneği’nin bursunu kazanarak 1960 Eylül ayında ABD’ye giden Ayşe Baysal, Virginia Polytechnic Institute ve State Üniversitesi’nde bir yıl lisans tamamlayarak 1961’de lisans, 1962’de de Besin ve Beslenme dalında bilim uzmanlığı derecelerini aldı. Wisconsin Üniversitesi’nin bursu ile 1965’de Besin ve Beslenme dalında doktora derecesini aldı.
Yurda dönen Baysal, 1965 sonunda Sağlık Bakanlığı Hıfzıssıhha Okulu’nda beslenme uzmanı olarak göreve başladı. Aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü, Hemşirelik Yüksekokulu ve Hemşire Koleji’nde ek görevle ders vermeye başladı. 1968’de Hacettepe, Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanlığı’na atandı. 1970 yılında Doçent, 1976’da Profesör oldu. Baysal’ı asıl şöhret yapan olay ise 1987 yılındaki ‘mercimek’ programları olmuştu.
Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım’a göre 1980-1990’lı yıllarda Türkiye, dünyanın en çok mercimek üreten ikinci ülkesi ve en çok ihracat yapan ülkesiydi. Türkiye’nin toplam mercimek üretimi 1982 yılında 550 bin tondu. 1986’da 850 bin ton, 1987’de 925 bin ton ve 1988’de 1 milyon 40 bin tona çıktı. Ertesi yıl yarı yarıya azaldı ve 520 bin tona geriledi.
Ayşe Baysal’ın çabaları ile mercimek tüketimi arttı, fakat sonraki yıllarda üretim azaldığı için Türkiye ithalata yönelmek zorunda kaldı. Türkiye, mercimek üretiminde, tüketiminde, ithalat ve ihracatta bir türlü istikrar sağlayamıyor. Günübirlik politikalarla bazen ihracatta bazen ithalatta rekor kırıyor. Mercimek ithalatına vergi yok. Kanadalı çiftçilerin can destekçisiyiz. Ayşe Teyze öldü. Geriye mercimek üretim-ithalat ve ihracatındaki inişli-çıkışlı grafikler kaldı…
























