(The Turkish Post) – HASAN BABA
Cümleten merhaba!
Mümtaz, Âli ve de Âgâh kalemlerin yazdığı bu sitede fakire de yer açılmasının bahtiyarlığı içerisindeyim. Naçizane ‘Hasan Baba’ olarak bu köşede aktüaliteden edebiyata, tarihten gündeme kadar farklı konular işlenecektir. Umarız faydalı bulursunuz.
İlk yazımız sosyal medyada gündem olan iki hadise ile ilgili olsun. İlk sırada Marmaray’da çocuklarının yanında yediği yumrukla burnu kırılan baba var…
O kadar hadise içerisinde ülke gündemini sarsan olay, 30 Mayıs günü Marmaray Süreyyapaşa İstasyonu’nda yaşandı. İki çocuğuyla birlikte trene binen 46 yaşındaki D.E. ile bir kadın yolcu arasında ‘kapı ağzında bekleme’ sebebiyle tartışma çıktı. Tartışmaya 50 yaşındaki E.D. de müdahil oldu. Bu esnada trende bulunan Gazeteci Fuat Kozluklu cep telefonu ile kayıt almaya başladı.
Tartışmaya (mavi gömlekli) İ.A. isimli gencin de karıştığı esnada E.D. çocuklarının yanında D.E.’ye yumruk atarak burnunu kırdı. Yaşanan olayda korkan çocukları ise yolcular sakinleştirmeye çalıştı. Görüntüler ülkede infiale yol açtı. D.E.nin burnunu kıran E.D. yakalanarak tutuklandı. Üniversite öğrencisi olduğu öğrenilen ve olayı biraz daha ateşleyen İ.A. ise işlemlerinin ardından adli makamlarca serbest bırakıldı.
Sosyal medyada çığ gibi yayılan görüntülere göre baba D.E. bir yandan E.D.’ye cevap yetiştirmeye çalışıyor, sonra dönüyor, arka tarafındaki İ.A.’ya karşılık vermek istiyor. Ardından E.D.’den acımasız yumrukla şok geçiriyor. Bu çirkin sahne, ülke gündeminde ilk sıraya yerleşti. Sosyal medyada hem E.D.’ye hem kışkırtıcı İ.A.’ya büyük tepki yağdı. Şahıslar yakalandıktan sonra olayın detayları netleşti.
E.D. savcılık ifadesinde, D.E.’nin Bostancı durağında trene biniş yaptığını, o esnada kapıda duran 18-20 yaşlarındaki kıza hakaret içerikli söylemlerde bulunarak kapıda durduğu için söylenmeye başladığını anlattı. Kızın özür dilemesine rağmen şahsın tepkilerine devam ettiğini, kızın ağlaması üzerine de münakaşaya girdiğini dile getirdi. Yaşadığı heyecanla bir anda müştekiye vurduğunu belirten E.D., “Çok pişmanım. Bugüne kadar herhangi bir suç kaydım yoktur. Bir anlık heyecanla yaşandı” savunmasında bulundu.
Olay anını videoya alan Gazeteci Fuat Kozluklu da yaşananları şöyle aktardı: “Mesele görüntülerde izlenenden ibaret değildir. Kavgaya dönüşme aşamasında bir gazeteci refleksiyle video kaydına başladım. Öncesinde olanları anlatmak gerekiyor. İki çocuğuyla Marmaray vagonuna sanırım Erenköy ya da Bostancı’dan binen beyefendi, kapının kenarında duran ve telefonla konuşan genç hanımefendiye, “niye burada duruyorsun, çocuklarımla girmeye çalışıyorum, zorlandılar. Ya ayakları takılıp sıkışıp düşselerdi” diyerek çıkıştı.
Genç kız “affedersiniz” karşılığını verdi, özür diledi. Oysa vagona biniş kapısının ortasından rahatlıkla girilebiliyordu. Vagon içi güvenlik kameraları kaydetmiştir diye düşünüyorum…
Burnu kırılan beyefendi vagona bindikten ve kapılar kapandıktan sonra söylenmeye devam etti. Dakikalarca sürdü bu durum. Sanırım 5-6 dakika… Kapıda duran hanımefendi de ağlamaya başladı. Bunu gören yolcular adama “yeter yahu susun, kapatın konuyu” diye uyarıda bulundu.
‘Ne yazık ki çocuklarının elini tutan adam susmadı, söylenmeye devam etti. Olayın müştekisi durumuna düşen iki kişi de ağlayan genç kızın durumundan hareketle “yeter artık ulan, ne bu kadar büyüttün be” gibi sözlerle adama doğru yürüdü. Ben de cep telefonumun kamerasını açıp kayda başladım. Tutuklanan kişi, çocuklu babaya Marmaray durağa yaklaştığı sırada “çık dışarı” dedi ve yumruk atıp vagondan indi… Temennim, iki tarafın da öfkelerine yenik düşüp hatalar yaptığı bu tatsız hadisenin farklı boyutlara tırmanmadan kapanmasıdır. Her gün toplu taşıma araçlarında seyahat ettiğim için söylemeliyim ki öfke kontrolünde sıkıntılarımız var.”

Evet, Nasrettin Hoca’nın dediği gibi iki tarafın da hem haklı, hem de hatalı olduğu yerleri vardı. Baba, genç kız ile tartışmayı uzatmasaydı mesele büyümeyecekti.
İ.A., olayı kızıştıracak şekilde maydanoz olmasaydı sosyal medyada o kadar küfrü yemeyecekti. E.D.nin yumruğu ise hiçbir şekilde affedilemez bir hataydı. Umarız birkaç gün kodeste yatar da bir daha “öfkeyle kalkanın zararla oturacağını” unutmaz.
“BİZ KADIKÖY ÇOCUĞUYUZ LAN!”
Yine sosyal medyada yayılan bir görüntüde, İstanbul Kadıköy’de mafya özentili 6 delikanlı, yol kenarında oturan iki çocuğun yanına geliyor. Başlarındaki yeni yetme ‘reis’, oturanlardan 17 yaşındaki H.F.Y.’nin boynundaki kolyeyi istiyor. İtiraz görünce de “Biz Kadıköy çocuğuyuz lan!” diyor sonra da yanındakine sesleniyor, “Bıçağı ver bıçağı!” Bıçak gösterilince, çocuk korkup boynundaki kolyesini veriyor. Ardından çakma reis, “Kaybol lan!” diyerek ikisini de oradan kovuyor.
Kolyeyi gasbeden 17 yaşındaki E.B.Ö.’nün ‘ev hapsi’ ile salıverildiğinin ortaya çıkmasından sonra tepki yağdı. Birçok sosyal medya kullanıcısı, hapis cezası alınması için illa Ahmet Minguzzi gibi cinayete kurban mı gidilmesi gerektiğini sorguladı.
Olay, aslında 27 Nisan’da meydana gelmişti. Caferağa Mahallesi’ndeki bir sokakta yaşanan hadisede yargının ‘ev hapsi’ vermesi üzerine herhalde birileri konuyu medyaya taşıdı. Yoğun tepkiler sonrası aynı şahıs, sosyal medyada ‘silah teşhiri yaptığı’ ve ‘müstehcenlik’ gerekçesiyle tekrar gözaltına alındı ve tutuklandı. E.B.Ö.’nün daha önceden de 3 suç kaydının olduğu belirtildi.
Bu ve bunun gibi çocuklar, gençler, neden suça-şiddete yöneliyor, bunlar iyi araştırılmalı. Tüm dünyada böyle olaylar oluyor denebilir ama biz kendimize bakalım. Olağan şüpheli, film ve diziler oluyor tabii. Filmlere sansür, meseleyi çözmez. Ancak suç işleyen herkesin, gözünün yaşına bakılmadan cezaevlerine yollanması bir nebze korkutucu olabilir. “Zaten yatarı yok” gibi cezasızlık algısı, korkmadan suç işletebiliyor. Çocukların işlediği suçlardan dolayı bence ailelerine de uygun cezalar verilmeli ki aileler de çocuklarına sahip çıksın. “Saldım çayıra, Mevlam kayıra” diyerek çocuk yetiştirilmez.
Yazıyı Akif’in “Vaiz Kürsüde” şiirinin bir bölümüyle bitirelim:
“Kadermiş!” Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru:
Belânı istedin, Allah da verdi… doğrusu bu.
..
“Çalış!” dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,
Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!
Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya,
Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya!
Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,
Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken!
Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini,
Birer birer oku tekmîl edince defterini;
Bütün o işleri rabbim görür; vazîfesidir…
Yükün hafifledi… Sen şimdi doğru kahveye gir!
Çoluk çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak…
Hüda, vekîl-i umûrun (işlerini yürüten) değil mi? Keyfine bak!”
























