(The Turkish Post) – HALİM YILMAZ
Ne garip bir ülkede yaşıyoruz. Gün geçmesin ki, ülkenin her hangi bir noktasından bir olay patlak vermesin. Bir bakıyorsunuz, ülkenin ormanları alevlere teslim oluyor. Ne var ki, oksijen depolarının söndürülmesi için bir tane yangın söndürme uçağı bir damla su dökmüyor. Neden mi? Türk Hava Kurumu (THK) denilen kurum yıllardır kayyımla yönetiliyor. Elindeki uçaklar da ya tamirde, ya da uçuracak pilot yok. İnsanlar gözyaşları içinde yardım çığlıkları atarken, bir bakıyorsunuz bakan beyefendi, sabah sporu yapıyor. Sağlık için spor çok elzem tabii ki! Bir de prensipleri olan insanlar olunca, sporu haliyle aksatmanın imkanı kalmıyor. Yangınları söndürmek de haliyle yurdum insanına kalıyor. Çünkü bakan beyler, yoğunluk arasında basın açıklamaları ile helak oluyorlar! İnsan üzülmeden edemiyor!
Üzülsek mi, ağlasak mı? Nedir bu ülkenin içinden geçtiği buhran? Dünyanın bir yılda yaşadığı skandalları bizim ülkemizde, bir haftada yaşıyoruz. Çünkü gazetelere ve televizyonlara manşetlik haber gerekiyor. Yapılan açıklamalar ve skandallar zevatı kurtarma gayreti için belli ki! Ben bu satırları yazarken, vicdanımla kavga ediyorum. İnanır mısın, devletin en yetkili bakanlıklarının ve bürokratlarının açıklamalarına şahit olunca, “Ey hak” diyesim geliyor. Bu kadar pervasızlık çok değil mi? Hiç mi bu açıklamaları yazarken, ya da okurken vicdanınız sızlamıyor? Benim ruhumu hafakanlar basıyor. Evladı olan bir baba ve anne, çocuğunun şehit olmasının ardından ne yaşar hiç mi düşünmediniz? Görülen köy kılavuz istemez. Siz gerçekten de vicdanınızı kaybetmişsiniz… Diyecek başka söz bulamıyorum.
Neden bahsettiğimi anlamışsınızdır sanırım. Geçtiğimiz ay sınır ötesi operasyon sonrasında 12 vatan evladı bir mağarada oluşan gazdan dolayı şehit olmuştu. Resmi kurumlar böyle açıklama yaptığı için onunla yetinmek zorunda kaldık ne yazık ki. Olayla ilgili bir tahkikat komisyonu kurulmuştu. Nihayet neticesi ortaya çıktı. Mağarada metan gazına maruz kalarak şehit olan 12 askerle ilgili, Milli Savunma Bakanlığı yazılı bir açıklama yaptı. İhmal ve kasıt olmadığının belirtildiği değerlendirmede, “Olay sırasında görevli olmayan bazı personelimizin, silah arkadaşlığı duygusuyla kendi canını hiçe sayarak emir beklemeden mağaraya girdiği ve arkadaşlarını kurtarma kararlılığı sayesinde daha ağır sonuçların yaşanmasının önüne geçtiği tespit edilmiştir.” denildi. Askerlerimiz silah arkadaşlığı duygusuyla kendi canlarını hiçe saymış! Emir de beklenmemiş! Emir komuta içinde yürütülen bir operasyonda, emir beklenmeden hareket edilmiş! Bir dönem bu işleri iyi bilen biri olarak ifade edeyim ki… Tek kelime ile rezalet bir açıklama. Bir bakanlık 12 askerin şehit edildiği bir olayla ilgili böyle bir açıklama yapamaz. Bunun neresinden tutarsanız, tek kelime ile tutarsızlık. Emir komutaya uymayan askeri bir birlik… Devamında da hiçbir önlem alınmadan, karanlık bir noktaya operasyon yapıyorsun… Bu bile TSK’da emir komuta zincirinin zarar gördüğünün bir işareti.
ŞEHİTLİK KAVRAMIYLA, İDARİ SORUMLUKTAN KAÇILIYOR
Bir ülkenin göz bebeği bir kurumunda, 12 vatan evladı aynı anda şehit oluyorsa, orada hayatın doğal akışı değil, insan eliyle örülmüş bir zincirleme hata, bir ihmal, bir görmezden gelme vardır. Bunun başka bir izahatı ve açıklaması yoktur. Bu elim olayda herhangi bir ihmalin tespit edilmediğini söylemek, önce şehitlerimizin ruhlarına, ardından da değerli ailelerine karşı açık bir saygısızlıktır. Üzülerek ifade edeyim ki, MSB’nin açıklamasını okuduğumda, kuruma dair adalet anlayışımı kaybettim. Şayet yaşanan elim vakayla ilgili, daha mantıklı, toplumun vicdanına tesir eden bir değerlendirme yapılmış olsaydı, bakanlık zarar mı görecekti? Çünkü burada timin başındaki komutandan, emir veren kişilere kadar herkesin ihmali ve kusuru vardır. Hiç kimse “kasıt var” demiyor zaten. Ancak ihmalin olmadığını söylemek tek kelimeyle, hukuk bilmezliktir. Maalesef bu açıklama, hem toplumsal vicdanı hem de kamuoyunun adalet duygusunu derinden yaraladı.
Şehitlik gibi kutsal bir kavramı, idari sorumluluklardan kaçış zırhına çevirmek, en hafif ifadeyle tarihsel bir vebaldir. Her ölüm, özellikle de asker ölümleri “kader” diyerek geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. Zira kaderin değil, tedbirsizliğin, liyakatsizliğin ve denetimsizliğin hüküm sürdüğü yerlerde insanlar hayatını kaybeder. Ve bu ölüm, kahramanlık hikâyesine değil, ihmal zincirine yazılır. Burada askerlerimiz şehittir. Ancak bir komutana ve kuruma düşen, kendine emanet edilen vatan evlatlarına sahip çıkmaktır. Bu doğrultuda ailesinden sağ olarak teslim aldığı çocuğunu, yine ona teslim etmektir asli görevi.
O zaman MSB’ye sormak gerekiyor: 12 askerin şehit olduğu patlama ile ilgili kamuoyunun hiçbir bilgisi mevcut mu? Cevap kocaman bir sıfır… Toplum, yetkililerinin verdiği bilgi dışında hiçbir noktaya vakıf değil. Kaldı ki, toplumda özgür bir basın yayın organı olmayınca, inceleme ve araştırma yapmak da pek mümkün olmuyor.
EMİR KOMUTANIN NASIL İHMALİ OLMAZ?
Yeniden basın açıklamasının satır aralarına dönersek, insan hayatı üzerine kurulu bir kurumda “ihmal yok” demek, aslında bir tür yönetim körlüğünden öte anlam taşımaz. Eğer böyle bir kaybın ardından hiçbir görevli sorgulanmayacak, hiçbir prosedür gözden geçirilmeyecek, hiçbir emir-komuta zinciri masaya yatırılmayacaksa, sistemin kendisi bir duvara dönüşmüş demektir zaten. Tepkilere, vicdana ve adalete kapalı bir duvar. Aslında bir kurumu ve devleti ancak şeffaflık yüceltir. Kapalı devre çalışan kurumlarda, şeffaflık ve özgün bir açıklama bakmak saflıktan öte anlam taşımaz. Çünkü kapalı kurumlar, küçük zafiyetlerin ortaya çıkmasının devleti küçük düşüreceğini düşünür. Tam aksine… İnsanın değerli ve özgür olduğu bir devlet hem büyüktür, hem de yüce… MSB’nin ihmali olan komutanları koruması, devleti yüceltmez. Tam aksine devletin adalet anlayışına ve yüceliğine zarar verir.
Maalesef, yaşanan olay kurumsal kültürdeki sorumluluktan kaçma alışkanlığının dışa yansımasıdır. Bürokrasi, askerî yapı ya da sivil yönetim fark etmez; Türkiye’de herhangi bir ölüm olayının ardından sorumluluk üstlenilmesi neredeyse imkânsız hâle gelmiştir. Bu refleks, kurumların kendilerini hataya kapalı, eleştiriden muaf ve sorgulamadan azade gördüğü zehirli bir kültürün ürünüdür. Burada MSB yetkililerine seslenmek istiyorum: Sorumluluk almak zayıflık değil, erdemdir. Liyakatin ve ciddiyetin göstergesidir. Gerçek kurumlar, hata yaptığında sorumluluk üstlenir, kendini gözden geçirir, yenilenir. Aksi hâlde sadece insanlar değil, kurumların kendisi de çöker.
MSB’nin 12 vatan evladının şehit olmasıyla ilgili “ihmal ve kusur” yok açıklamasının ardından, gözler şimdi de, Hatay’ın İskenderun ilçesinde Deniz Er Eğitim Alayı’nda iki askerin şehit olduğu skandala çevrildi. Umarım MSB, burada da kavurucu sıcakta askerlere ceza vererek, onların hayatlarını kaybetmesine neden olan komutanların ihmallerini gizleme ihtiyacı hissetmez. Şayet kurum burada da aynı hataya düşerse, TSK’ya duyulan güven ciddi zarar görür.






















