(The Turkish Post) – HALİS GÜL
Atatürk, ilk cümleyi, Anadolu Ajansı tarafından duyurulan 26 Eylül l934 tarihli ‘Dil Bayramı’nı kutlama tebriğinde kullanmış.
Metin aynen şöyle:
“Ankara, 27 (A. A.) Riyâseticumhur umumî kâtipliğinden gönderilmiştir:
Dil bayramından ötürü, Türk Dili Araştırma Kurumu Genel özeğinden, ulusal kurumlardan birçok kutunbitikler aldım. Gösterilen güzel duygulardan kıvanç duydum. Ben de kamuyu kutlularım. Gazi M. Kemal.”
Dilde devrim yapılmasını isteyen Atatürk, yeni kelimelerin eskilerinin yerini doldurmadığını, halkta da karşılık bulmadığını görünce bu hatasından dönmekten gocunmamış. Nihad Sami Banarlı bu konuyu ‘Türkçenin Sırları’ kitabında şöyle anlatıyor:
“Atatürk, tecrübeler ilerledikçe, işi yarışa döküp soysuzlaştıranların elinde Türk dilinin ve Türk kültürünün nasıl bir ÇIKMAZA sürüklendiğini de derhal ve çok iyi görmüştür… Atatürk’ün Türkçe’yi, düşürüldüğü çıkmazdan kurtarmak için ciddi bir şekilde harekete geçtiğini açıklayan çok açık bir vesika, Falih Rıfkı Atay tarafından yazılan bir makaledir. 3 Ocak 1954 tarihli Dünya Gazetesi’nde Pazar Konuşması başlığı altında intişar eden makalenin bu husustaki satırları aynen şöyledir: Bir gün beni yanına çekip: ‘Çocuk, ÇIKMAZA GİRMİŞİZDİR. Dili bu çıkmazda bırakamayız. TABİİ YOLA GİRECEĞİZ, demişti. Özleşme denemesi de orada durdu idi.”
Atatürk, bu söylediğini bizzat tatbik etmiş, 1936’dan sonraki nutuk ve yazılarında yine tabii Türkçe’yi kullanmıştır. Nitekim, Atatürk’ün 1934’teki ‘kutunbitik’li teşekkür denemesinden üç sene sonra 1937 yılı Dil Bayramı’nda yine Dil Kurumu’na yolladığı ikinci bir teşekkür yazısı bunun kesin delilidir:
“Dil bayramı münasebetiyle Türk Dil Kurumu’nun hakkımdaki duygularını bildiren telgraflarınızdan çok mütehassis oldum. Teşekkür eder, değerli çalışmanızda muvaffakiyetinizin temadisini dilerim. K. Atatürk.”
‘Öz Türkçecilik’ adıyla uydurulan yeni kelimeler halkta çoğunlukla karşılık bulmamıştır. Öte yandan ‘kökeni Türkçe değil’ denilerek atılan kelimeler de yazı ve ifadelerde kısırlık oluşturmuştur. Bugün bolca ‘yani’ kelimesini kullananlar, meramını tam anlatamayan, kelime haznesi zayıf insanlardır. Yavuz Bülent Bakiler’in dediği gibi, halkın diline yerleşmiş her kelime, kökenine bakılmaksızın Türkçe sayılmalıdır.
‘Dert, tasa, gam, keder, elem, ızdırap, sıkıntı, kasvet, hüzün..’ gibi nice kelimenin yerine bugün sadece ‘stres’ kelimesinin getirilmesi ya da yerleştirilmesi ne kadar hazin bir durum. Halbuki yazıda da, konuşmada da kalite, ne kadar çok farklı kelime kullandığınızla alakalıdır.
Yeri gelmişken Atatürk’ün mesajındaki ‘mütehassis’ kelimesine geçelim. Arapça kökenli olan ‘mütehassis’ ile ‘mütehassıs’ı karıştırmamalı. Arapça ‘ha’ ve ‘sin’ harfi ile yazılan ve ‘hss’ kökünden gelen ‘mütehassis’ duygulu-duygulanmış anlamındadır. ‘His’ kelimesi de buradan gelir.
Yine Arapça (gırtlaktan gelen) ‘hı’ ve ‘sad’ harfi ile yazılan ‘mütehassıs’ ise uzman demektir. ‘İhtisas’ kelimesi de bu kökten türemedir. Aynı kökten türeme ‘husus, mahsus, has, hassa, bahusus’ kelimelerinin de bulunduğunu eklemiş olalım.
Karşı evin arkasından ay doğdu
Akşam serinliği çıktı
Tramvay sesleri geliyor
Deniz kokusu geliyor uzaktan
Manzaradan pek fazla mütehassisim.
(Orhan Veli Kanık)
Şehirde evlere baskın; kazada katl-i nüfus;
Kurada kalmadı telvis olunmadık namus!
Yapan da kim? Adı Osmanlı, ruhu Yunanlı,
Bu işde en mütehassıs bölük bölük kanlı!
(Mehmet Akif Ersoy- Vaiz Kürsüde)





















