(The Turkish Post) – HALİS GÜL
Yıllar önce, 20’li yaşlardayım. Yani kanı kaynayan genç kıvamında… Cuma namazına bir camiye gitmiştim. Hoca vaazda ateşli konuşuyordu. Toplumdaki ahlaksızlıklara işaret ediyordu. Ancak konuşmanın harareti arttıkça öyle laflar etmeye başladı ki, ben bazılarını burada yazmaya hayâ ederim. Belki başlarına ‘af edersiniz’ koyuyordu ama ne fark eder ki, genelevlerden lgbt’lilere, müstehcen yayınlardan kaldırımlara düşmüş kadınlara kadar hoca dümdüz gidiyor… Hocanın değil benim yüzüm kızardı. Bunlar cami kürsüsünde söylenecek sözler mi Allah aşkına! Bunlar daha edepli şekilde ifade edilemez mi? Bediüzzaman’ın ne güzel bir sözü var: “Bâtılı (yani çirkin şeyleri, boş, yanlış işleri) fazla tasvir (betimleme, teferruatlarıyla anlatma), saf zihinleri bozar…”
Cübbeli Ahmet de bu yola bazen tevessül ediyor. Böyle konuşmanın reytingi daha fazla tabii. Avam kesimin de hoşuna gider. Ancak kalite bu değildir.
Bunları aklıma getiren olay, Ebubekir Sıddık Kaya isimli ‘hoca’nın son açıklamaları oldu. Kaya’ya göre ‘bir müftü’ mezarlıktan çığlık sesleri duyuyormuş. Gidip bakmış, çığlık Adile Naşit’in mezarından geliyor. Hem de Naşit’in bacağı, enseden girmiş ağzından çıkmış!
Ebubekir Sıddık Kaya’nın You Tube kanalından alınan video, Bişri Hafi Gençlik diye bir instagram hesabından paylaşılmış. Videoda Ebubekir Sıddık Kaya aynen şunları söylüyor:
“İstanbul İl Müftüsü Fatih Efendi, kendi defterinde yazmış, Bayram Ali Öztürk hoca var, 2006 yılında şehit edildi, mübarek kendisi anlattı sohbetinde. Diyor ki, bu müftü her gün mezarlıktan bir ses duyuyor, her gün mezarlıktan bir çığlık duyuyor, koşuyor mezarlığa çığlık yok. Ertesi gün bir daha oluyor, gece vakti, bakıyor yine bir şey yok. Ertesi gün bir daha… Artık dayanamıyor ben diyor bekleyeceğim, burada hangi mezardan bu çığlık geliyor bakacağım diyor. O mezarı bulacak… En son bi gidiyor abi bi bakıyor ki mezar Adile Naşit’in mezarı.
Hani bizim evimizin annesi vardı ya, küçükken öyle yutturdular ya bize. Annemiz dediler evimizin tonton annesi dediler… evimizin esprili adamı da Kemal Sunal, 44. dereceden Türkiye’nin en büyük masonlarından biri… Kemal Sunal’ı evimizin komedyeni diye çaktılar bize, Adile Naşit’i evimizin tonton annesi diye çaktılar. Zaten Yeşilçam’da kimi çaktılarsa hepsi Ermeni. Bugün mezarlıklarına bak hepsi Ermeni mezarlığında. Bir tane Müslüman mezarlığına gömülen daha görmedik yani. Bir Cüneyt Arkın, başka, elinle böyle 5 tane sayamazsın, Yeşilçam’da Müslüman, ehli sünnet, hadi ehli sünnet olmasın da Müslüman olsun ya, bir tane bulamazsın.
Bir bakıyor ki abi mezar Adile Naşit’in mezarı. Direkt Mezarlıklar Müdürlüğüne haber veriyor. Eşlerine, dostlarına artık kim görevliyse haber veriyor, ondan sonra geliyorlar mezarı kazıyorlar, çünkü burada bir şey var. Bir şey var her gün aynı çığlık buradan geliyor. Mezarı bir açıyorlar, nasıl bir manzara biliyor musun? Adile Naşit’in şu bacağı var ya, ensesinden sokmuşlar, ağzından çıkarmışlar. Yaaa! Sen ne sanıyorsun Allah’la dalga geçmeyi, sen Allah’a savaş açmayı, İslam’a savaş açmayı ne sanıyorsun?”
Şimdi, inançlı biri olarak şunları sormak ve söylemek istiyorum:
– Bu olay ne zaman gerçekleşmiş? Neden bugüne kadar kimse yazmadı, söylemedi? Adile Naşit 11 Aralık 1987’de ölmüş. Herhalde ölümünden kısa süre sonradır. Ceset çürümemiş, bacak enseden girmişse, vefatın üzerinden çok fazla geçmemiş olmalı. Ancak o yıllarda, hatta öncesinde-sonrasında İstanbul İl Müftüsü olarak Fatih Efendi diye biri hiç olmamış. İstanbul’da 1978’den 1998’e kadar Selahattin Kaya müftülük yapmış. 1998-2002 arası İstanbul İl Müftüsü Necati Tayyar Taş, 2003-2011 arası da Prof. Mustafa Çağrıcı olmuş. Fatih Efendi kim?
– Adile Naşit’in kökeninde Rum ve Ermeni bulunduğu bir gerçek. Bu onu mücrim yapmaz… Tiyatrocu bir aileden gelen Adile Naşit’in babası komedyen Komik-i Şehir Naşit, annesi de tiyatro oyuncusu Amelya Hanım’dı. Amelya hanım, anne tarafından Ermeni, baba tarafından Rum idi. 2020’de ölen AK Parti Milletvekili Markar Eseyan da bir Ermeni idi ve Şişli Ermeni Mezarlığı’na defnedildi. Bu ülkede Müslümanların dışında gayrımüslimler de bulunuyor, bunda şaşıracak bir şey var mı?
– Naşit’in kendi inancının ne olduğunu bilmiyoruz. Ancak bilinen onun Müslüman gibi gömüldüğü… Cenaze töreni 13 Aralık 1987 tarihinde Şişli Camii’nde düzenlendi. Öğlen kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığına defnedildi. Yani Ermeni Mezarlığı’nda yatmıyor.
– Kemal Sunal’ın 44. dereceden masonluğu da komik olmuş. Masonlukta en yüksek derecenin 33. derece olduğu bilinir, 44 nereden çıktı? Sunal mason muydu? Olabilir. Ancak 33. dereceden bir üstad olma ihtimali zayıf olsa gerek. Kaldı ki bu ülkede mason derneği üyesi olmak da suç değil. Mason dernekleri de legal bir oluşum.
– Yeşilçam’da bir zamanlar dindarları kötüleme hastalığının olduğu inkar edilemez bir gerçek. İçinde ‘sahtekar hoca’ tiplemesi olan filmlere baksak yüzlerce örnek bulunabilir. Ancak Naşit ve Sunal bu konuda herhalde biraz daha masum kalırlar. Zihniyetlerini beğenmediğiniz kişilere ve yaptıklarına çatarak değil, onlara alternatifler çıkartmaya çalışarak bir şeyler üretmek lazım.
– İnstagram hesaplarından ve Cübbeli Ahmet ile yan yana fotoğraflarından anlaşıldığı kadarıyla Ebubekir Sıddık Kaya, Mahmut Efendi – İsmailağa grubundan. “Onları bize çaktılar!” diye düşünüyorsanız, siz de kendi komedyenlerinizi yetiştirin o zaman. Var mı böyle bir ihtimal?
– Dinî irşatta bulunma iddiasında olanların üslubu daha düzgün olmalı. Efendimizin hadis-i şerifi neydi, “Sevdirin, nefret ettirmeyin, kolaylaştırın, zorlaştırmayın!”
Adile Naşit ve Kemal Sunal’ın yakınları, bu iddialar için suç duyurusunda bulundu. Şimdi Ebubekir Sıddık Kaya nasıl bir savunma yapacak? Bayram hoca vefat etmiş, Fatih Efendi diye bir müftü de, iddialarla ilgili bir ispat da yok… Sadece ‘duydum’ demek kurtaracak mı?






















