(The Turkish Post) – HALİM YILMAZ
Ortadoğu’da dün karanlık bir rejim daha tarihin karanlıklarına gömüldü. Beşar Esad’ın babası Hafız Esad’ın iktidara geldiği 1963 yılından bu yana, 61 yıldır devam eden Baas rejimi, Suriye’de Heyet Tahrir Şam (HTŞ) desteğindeki silahlı grupların mücadelesi sonrasında resmen yıkıldı.
HTŞ’nin organizatörlüğünü yaptığı muhalif grupları, gece yarısı Suriye’nin başkenti Şam’ı resmen ele geçirdi. Muhalifler, Baas rejiminin bittiğini, Suriye Devlet Televizyonu’nda yaptıkları canlı yayında duyurdu. Yapılan değerlendirmede, devrik lider Beşar Esad’ın Şam’ı terk ettiği duyuruldu. Bu açıklamayla Esad dönemi resmen bitmiş oldu. Ancak Esad ailesinin yaklaşık 61 yıl içerisinde ülkede bıraktığı karanlık işkence odaları ve muhaberat aracılığıyla infaz edilen binlerce siyasinin izleri hiç silinmeyecek. O devrik bir liderden ziyade, kendi ve ailesinin iktidarı için, koskoca bir ülkeyi ayaklar altına alan bir siyasetçi olarak kayıtlara geçecek.
Aslında Şam’a giren her bir muhalifin Beşar Esad ve babası Hafız Esad’ın heykellerini ve posterlerini yakıp yıkmaları, aileye olan hıncın ne boyutta olduğunu gözler önüne seriyor. İşte bu aslında Ortadoğu coğrafyasının bir aynasıydı. Yıllar önce Irak’ta Saddam Hüseyin, Libya’da Muammer Kaddafi ve diğer baskıcı liderler de halkın gazabından kurtulamamıştı. Kamuoyuna yansıyan son fotoğrafları da ne kadar korkak olduklarının resmiydi aslında.
Beşar Esad Şam’ı terk etmemiş olsaydı, aynı sonla karşılaşmayacağını kimse garanti edemezdi. Ancak o, geçmişten ders almış olmalı ki, ülkesinin insanından çaldığı milyarlarca dolarlarını, özel bir jete doldurup ülkeyi terk etmişti. Bundan sonra siyasi olarak sığınma talebinde bulunduğu bir ülkede, lüks içinde ailesiyle birlikte yaşam sürerken, iktidarı devralan muhaliflere de büyük bir borcu bırakıp gitmişti.
Aslında Beşar Esad’ın devrilmesi bir yana, ben olayın Baas rejimi ve rejimin temel aparatı muhaberatla ilgili değerlendirmede bulunacağım. Çünkü yaklaşık 60 yıl boyunca, El Muhaberat örgütü, ülkenin bir numaralı sorunu olarak ön plana çıkıyordu. Muhaberat, öncelikle Esad ailesinin varlık nedeniyken, siyasi muhaliflerinin de en büyük korkusuydu. Hukukun ve demokrasisin olmadığı Suriye rejiminde, el muhaberat her gün bir siyasiyi ya bilinmeyen bir zindana atıyor, ya da ücra bir köşede hunharca katlediyordu.
Özellikle Mart 2011’de başlayan iç savaş sırasında da, binlerce muhalifin katledildiğine şahit olduk. Ya da siyasi tutukluları zindanlara atarak, orada ölmeleri sağlanmıştı. Bunun tek bir nedeni vardı: O da Beşar Esad’ın daha fazla iktidarda kalmasını sağlamaktı. Ne var ki, dün gece yaşanan vakalar bize yeniden gösterdi ki, Baas rejimi de, El Muhaberat da ‘kocaman bir kağıttan kaplanmış.’ Tüm dünya bunu bir kez daha gördü. Muhaliflerin bu kadar hazırlıklı olduğundan habersiz, şehri birkaç günde ele geçireceğini planlayamayan bir teşkilat, başlı başına bir boşluktan ibarettir.
BAAS REJİMİ VE NUSAYRİLİK
Baas rejimi, bu kadar süre iktidarda nasıl kalabildi? Bunun iyi analiz edilmesi gerekiyor. 1920’lerden sonra İngiliz ve Fransızlar tarafından bölünüp manda haline getirilen Suriye, yıllar içerisinde daha ufak otonom bölge olarak kayıtlara geçti. Bu bölünme belirli dini mezheplerin yoğunlaştıkları bölgeler dikkate alınarak yapıldı. Aleviler Kuzey Batıda, Dürziler Güney’de, Sünni ve Hıristiyanlar ise merkezde yoğunlaştı. Suriye başta olmak üzere, Ortadoğu’da en etkili sosyalist parti Baas Partisi olmuştur. Bu parti 1943’de bir grup genç aydın tarafından kuruldu. Bunların en göze çarpanları Michel Eflak ve Selahaddin el-Bitar’dı. Her ikisi de orta sınıf Şamlı ailelerdendi ve her ikisi de Paris’de Sorbon’da okumuştu. Parti, Suriye toplumunun her kesiminden geniş destek aldı ve çok iyi bir örgütlenme sağladı. Örgütlenmesi halakat (hücre) sistemine göre yapılandırılmıştı. Hücreler partinin kökleriydi aslında. Baas Partisi’nin üyelerinin çoğunluğunu ise “Nusayri”ler oluşturuyordu. Sünni özellik taşıyanların ise sistemde var olmasının imkanı yoktu. Yukarıda izah ettiğim üzere, Şam Baas Partisi’nin ayakta kalmasının yegane sebebi; İdaret’ül-Muhaberat el-Amme olarak bilinen El-Muhaberat teşkilatıydı. Teşkilat, Suriye Arap Cumhuriyeti’nin en önemli resmi sivil istihbarat servisiydi. İstihbarat servisi iç muhalefeti bastırmakta önemli bir rol oynamıştı. Özellikle Mart 2011’te alev alan ayaklanmada, siyasi muhaliflerinin ipini yine bu teşkilat çekmişti.
EL MUHABERAT KOMUTANLARI YAPTIRIM LİSTESİNDE
Teşkilatın en dikkat çeken isimlerinden birisi, Devlet Başkanı Beşar Esad tarafından Haziran 2005’te atanan General Ali Memlük’tu. General Memlük, ülkede öyle insan hakları ihlallerine imza atmıştı ki, Nisan 2011’de, ABD hükûmeti sivillere karşı şiddet kullanımı da dahil olmak üzere insan hakları ihlallerinden sorumlu olduğunu söyleyerek, Ali Memlûk üzerinde yaptırımlar uygulamıştı. Onun yönetiminde, iç muhalefet bastırılmış bireysel vatandaşlar ve protestocular izlenir olmuş, Suriye güvenlik servisleri tarafından Deraa’da siviller öldürülmüş ve Suriye hükûmetleri eylemlere dahil olmuştu. Memlük’ten sonra dikkat çeken diğer isimse, Zouheir Hamad’dı. Hamad da Esad ailesine yakın bir bürokrattı. Hamad da, Avrupa Birliği’nin “Suriye İç Savaşı sırasında Suriye genelinde sindirme ve protestoculara işkenceyle şiddet kullanımına” ilişkin yaptırım uygulanan isimler arasındaydı.
Şimdi Devlet Başkanı Beşar Esad, ailesini ve servetini alarak ülkeyi terk etti. El Muhaberat teşkilatının bütün lider kadrosuysa, başta ABD olmak üzere Avrupa ülkelerinin yaptım listesinde yer alıyor. Bir dönem Esad’ın varlığından güç alarak, masum yüz binlerce insana işkence eden, öldüren, ve ülkelerini terk etmelerine neden olan bu eli kanlı bürokratların durumu ne olacak? Hep birlikte göreceğiz. Ancak zulümle kimsenin abat olmayacağını, Suriye vakası bize bir kez daha gösterdi. Belki Esad ve ailesi, 61 yıl boyunca ellerinde, El Muhaberatın kanlı değnekleri ile ayakta kaldı. Ancak geride büyük bir enkaz bıraktı. Akdeniz’in en nadide ülkelerinden birisi olarak dikkat çeken Suriye, eli kanlı bir diktatör ailesinin elinde yoksullaştı. Esad ailesi ve çevresi, ülkenin bütün zenginliklerini hesaplarına aktardı. Bakalım, gittikleri ülkelerde haksız kazançları yiyebilecekler mi? Hep birlikte göreceğiz.





















