(The Turkish Post) – HALİM YILMAZ
Ortadoğu’da taşlar yeniden karılıyor. Özellikle İsrail’in başta Gazze olmak üzere, Lübnan, Suriye ve İran’a yönelik akıl dışı saldırıları, haliyle Türkiye’nin de bazı tedbirleri almasını gerekli kılıyor. Bu kapsamda ülkenin en büyük sorunları arasında terör örgütü PKK’nın varlığı yer alıyordu. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin stratejiyle başlayan, örgüt lideri Abdullah Öcalan’ın “silah bırakma” çağrısıyla nihayete eren süreçte, terör örgütü silahlarını gömme kararı aldı. Haliyle bu adım, Türkiye’nin yaklaşık yarım asırdır bütün enerjisini yok eden, terör prangalarını da söküp atmasına neden olacak. Bunun yanında bölge halkı üzerinden terör vesayetinin kalkmasıyla birlikte de, ülke barışı adına önemli bir adım anlamı taşıyacak.
Türk halkı, terör örgütünün 15 Temmuz’a kadar silah bırakacağı umudunu taşırken, bölgeden gelen şehit haberleri bir anda, ülke insanının neşesini kaçırdı. Pençe-Kilit Harekâtı bölgesinde terör örgütüne ait bir mağarada yürütülen arama faaliyetleri sırasında metan gazı sızıntısı sonucu 8 askerimiz şehit oldu. Onlarcası da halen hastanelerde tedavi görüyor. Millî Savunma Bakanlığı olayın ardından başsağlığı mesajı yayınlarken, soru işaretleriyle ilgili tek kelime açıklama yapmadı. Evet tüm Türkiye’nin başı sağ olsun! Acımız çok büyük. Çünkü evlat kolay yetiştirilmiyor. Bundan dolayı devletin ilgili kurumlarının da olayla ilgili kamuoyuna bir açıklama borcu var. Bunun altını çizmem gerekiyor.
ASKERİ AKIL VE STRATEJİ ACİLEN SORGULANMALI
Gelelim olayın analizine… Sekiz vatan evladının şehit olmasına neden olan olay, yalnızca bir güvenlik zafiyeti değil. Aynı zamanda, askeri aklın, planlamanın ve komuta sorumluluğunun derinlemesine sorgulanması gereken bir trajedidir. Bu vahim olayın bir kaza olarak değerlendirilmesi ve basın yayın organlarında geçiştirilemeyeceği çok açık. Çünkü söz konusu vaka, gelişigüzel yapılan bir eylem ya da operasyon değil ne yazık ki. Bu tarz operasyonların haliyle bir aklı ve hazırlık aşaması olur. Neticede siz kuş kafesine sapanla girmiyorsunuz. Karşınızda, her ne kadar silah bırakma yönünde bir karar ortaya koyan bir örgüt olsa da, elinde hala silah gücü var. Dolayısıyla askeri birliklerin, operasyon öncesinde bu yöndeki düşünceleri dikkate almadan, mağaraya girdiğini düşünmek büyük bir aklın olmaması anlamına geliyor.
KAYIPLAR TEKNİK BİR HATA DEĞİL, KOMUTANLIK ZAFİYETİDİR
Malum, askeri operasyonlarda devletler farklı enstrümanları kullanır. Türk askeri birliklerinin bu noktada, “gaz kullanımı” gibi son derece hassas ve kontrol gerektiren bir yöntemi kullanması anlaşılabilir. Ancak yeterli güvenlik önlemleri alınmadan uygulanmamasının da acilen sorgulanması gerekiyor. Mağara gibi kapalı bir alanda kimyasal ya da etkili gaz kullanımı, etkilerinin kestirilmesi zor olduğu için yüksek derecede dikkat ve teknik bilgi gerektirir aslında. Bundan dolayı da operasyonda kimyasal gaz ya da farklı bir materyal kullanımının da, profesyonel ekiplerce yapılması gerekir.
Ayrıca tepkimelere karşı da, sağlık ekipleri acil olarak konumlanması gerekirdi. Peki, bu bilgi ve dikkat neden gösterilmedi? Öncelikle vurgu yapmam gerekir. Bu tür büyük operasyonlarda askerlerin sağlığı ve hayatı birinci öncelik olmalıdır. Ancak yaşananlar, askeri planlamada insan hayatının ne ölçüde hesaba katıldığını açıkça sorgulatır nitelikte. Şayet gazın türü, mağaranın yapısı, rüzgarın yönü ya da içeriye girilecek zamanlama yanlış hesaplandıysa, bu sadece teknik bir hata değil, aynı zamanda komutanlık zaafıdır.
Askeri operasyonlar elbette gizlilik içinde yürütülmek zorundadır. Fakat asker kayıplarının gerekçeleri kamu vicdanını ilgilendirir. Bugün kamuoyuna yapılan açıklamalarda olayın detayları neredeyse yok denecek kadar az.
Bu da, ailelerin acısını derinleştirirken toplumda sorumluluktan kaçıldığı izlenimini güçlendiriyor ne yazık ki.
Idowu Koyenikan, “Başarılı olan bir şeye bakarsanız, iyi bir liderin izlerini bulacaksınız.” der. Haliyle bir yerde başarı varsa; bu komutana ve lidere yazar. Yönetici, yalnızca kahramanlık ve başarı hikâyelerinde değil, aynı zamanda kayıpların ve hataların hesabını vermekte de sorumludur. Kendi askerlerini koruyamayan bir askeri akıl, yalnızca düşmana değil, aynı zamanda kendi içinde de ciddi bir tehdit barındırır açıkçası.
Burada yapılması gereken, yalnızca taziye mesajları yayınlamak değil; gerçek anlamda bir iç denetim ve hesaplaşma sürecini başlatmaktır. Aksi durumda, mağarada askerlerimizin şehit olmasına neden olan trajik vaka, “kaçınılmaz bir kayıp” olarak anılacak, gerçek sorumlular koruma zırhları içinde gizlenecek. Benzeri faciaların da önü açılmış olacak. Şunun altını çizmem gerekir ki, askerin canı devletin namusudur. O gençleri koruyamayan hiçbir komuta zinciri, hiçbir rütbe ve hiçbir strateji meşruiyetini hak edemez. Sekiz fidanımızın şehit olduğu mağara operasyonu, basit bir hata, basit bir kaza, basit bir “şehit verdik” cümlesiyle kesinlikle geçiştirilemez. Bu açıkça bir komuta zafiyetidir. Bu aşamadan sonra bir hesap verilmelidir.
Kim gaz emrini verdi?
Kim içeride Türk askerinin olduğunu bile bile uygulamaya geçti?
Kim bu planı denetledi?
Ve en önemlisi: Neden bu olaydan sonra tek bir komutan istifa etmedi?
Kahramanlık, askerinin hayatını korumakla başlar.
Şehit verdikten sonra yapılan “başımız sağ olsun” mesajları, şehit yakınları ve kamuoyu için bir anlam taşımaz.






















