(The Turkish Post) – HALİM YILMAZ
Toplumun bir kesimi tepki gösterebilir; ancak açık yüreklilikle ifade etmeliyim ki taraflı tarafsız herkesin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye bir teşekkür borcu var.
Çünkü Bahçeli, yıllardır Türkiye’nin en sert fay hatlarından biri olan Türk–Kürt tartışmasına siyasi önyargılarını bir kenara bırakarak cesur bir müdahalede bulundu.
Meclis çatısı altında başlattığı ve giderek somutlaşan süreç, beklentilere göre birkaç ay içinde Türkiye’nin yarım yüzyılına mal olmuş bir terör örgütünü ülkenin gündeminden çıkarabilir. Daha da önemlisi, Doğu ile Batı arasında gerçek anlamda bir kardeşlik köprüsü kurulabilir.
MHP liderinin DEM Partili vekillerle el sıkışması ve ardından Abdullah Öcalan’a yönelik “PKK’ya silah bıraktırma” çağrısıyla başlayan tartışmalar ise Komisyon’un son kararıyla yeni bir aşamaya taşındı. Muhtemelen önümüzdeki hafta AK Parti, DEM ve MHP’li komisyon üyeleri İmralı’ya giderek Öcalan’la yüz yüze görüşecek. Ardından hukuki ve siyasi düzenlemeler için ciddi adımlar atılacak.
Ancak dün Komisyon’un yapısına ilişkin önemli bir sorun ortaya çıktı. Başta CHP olmak üzere bazı partiler sürece sıcak bakmadı. Bu nedenle yük büyük ölçüde Cumhur İttifakı ve DEM’in omuzlarında görünüyor. Fakat ana muhalefete de kritik bir görev düşüyor.
Bu aşamadan sonra CHP ve diğer partiler bu tarihsel sorumluluktan kaçamaz; kaçmamalıdır. Zira bu sorunun çözümünde tek gerçekçi yol, çözüm masasıdır. Silahlı mücadeleyle bir sonuç alınmadığı artık tartışma götürmez bir gerçektir.
GÜVENLİK TEDBİRLERİ YETERLİ DEĞİL!
Şimdi gelelim dünyadaki bazı örneklere…
Dünyada hiçbir ülke, kendi içindeki silahlı bir yapıyı sadece güvenlik tedbirleriyle bitiremedi. Güvenlik politikaları sonuç vermediğinde devreye akılcı yöntemler girdi. İspanya’nın ETA’yı, İngiltere ve İrlanda’nın IRA’yı silah bıraktırmaya ikna ettiği süreç bize çok net bir şey gösteriyor: Kalıcı barış, güvenlik ve demokrasinin birlikte yürütülmesiyle mümkün olur. Bugün Türkiye’nin 40 yıla yaklaşan PKK sorununu yeniden düşünmesi gereken yer tam da burasıdır.
GÜVENLİK TEDBİRLERİ OLMALIDIR, AMA…
Evet, devletin güvenlik tedbirleri elbette olmalıdır. Ancak sadece silahla sorun çözülemez.
İspanya, ETA’yı yalnızca operasyonlarla zayıflatmadı; Bask kimliğine yönelik kültürel haklar genişletildi, yerel yönetimler güçlendirildi, siyaset alanı açık tutuldu. Sonuçta ETA toplumsal meşruiyetini kaybetti; halk şiddeti değil sandığı tercih etti. Bundan sonra ise devlet çözüm masasını kurdu ve vatandaşına şefkat elini uzattı.
İngiltere de benzer bir süreç yaşadı. Kuzey İrlanda’da yangını söndüren şey, katı güvenlik politikaları değil; Good Friday Anlaşması ile kimlik taleplerinin tanınması, ortak yönetim modeli, silahların gözetim altında bırakılması ve eski mahkûmların topluma kazandırılmasıydı. Barışın cazibesi, IRA’yı silah bıraktıran asıl güç oldu.
SRİ LANKA ÖRNEĞİ VE GÜVENLİK TEDBİRLERİ
Sri Lanka örneği ise tam tersi bir tabloyu gösteriyor. Tamil gerillalarına karşı barış yerine mutlak bir askerî yöntem benimsendi.
Sonuçta örgüt yok edildi; fakat ülke hâlâ 2009’un acılarını taşıyor. Toplumsal barış sağlanmadı, kimlik talepleri çözülmedi ve şiddet dalgaları belirli aralıklarla sürüyor.
GELELİM TÜRKİYE’YE
Gelelim Türkiye’ye… Aşırı milliyetçi çevrelerin şiddeti teşvik eden söylemlerini bir kenara bırakalım.
Türkiye yaklaşık 40 yıl boyunca siyasi, askerî ve ekonomik olarak ağır bedeller ödedi; binlerce Kürt ve Türk evladı hayatını kaybetti. Dağda ölende de vatanı için şehit düşende de bu ülkenin öz evlatları vardı. Yıllarca göz ardı edilen bu gerçeği artık görmek zorundayız.
ETA ve IRA örnekleri Türkiye’ye beş önemli tecrübe sunuyor:
1. Siyaset dışlanırsa şiddet güçlenir. Kürt siyasal temsilinin önündeki engeller sürdükçe sorun parlamentoda değil, dağda konuşulur.
2. Kültürel haklar pazarlık konusu olmamalıdır. Kürtçenin günlük hayatta ve kamusal alanda normalleşmesi toplumsal bağları güçlendirir. Çok dillilik hiçbir ülkeyi bölmemiştir.
3. Yerel yönetim güvencesi esastır. Kuzey İrlanda örneği yerel demokrasinin önemini göstermiştir.
4. Devlet demokratikleştikçe örgütler zemin kaybeder. ETA’nın çöküşü bunun açık kanıtıdır.
5. Barış toplumsal mutabakatla mümkündür. Aksi durumda şiddet yeniden filizlenir.
Bugün bazı çevreler Bahçeli’nin son çıkışını “marjinal” ya da “kabul edilemez” bulabilir. Fakat birkaç yıl sonra bu yaklaşımın “takdir edilen” bir adım olduğu anlaşılacaktır.
Çünkü aşırı milliyetçi bir partinin lideri, çözüm sürecinde elini değil, bedenini ve partisinin siyasi geleceğini masaya koymuş durumda. Bunu görmezden gelmemek gerekir.
Son söz;
Barış cesaret ister. Barış masası, savaş meydanından daha çetindir; çünkü ateş etmek kolaydır, konuşmak ise irade ister.
ETA’nın sustuğu, IRA’nın silah bıraktığı günün ortak noktası şuydu: Devlet de toplum da “artık başka bir hayat mümkün” diyordu.
Türkiye’de de neden mümkün olmasın?
Savaş kazanılır; ancak barış inşa edilmezse ülke asla gerçek anlamda huzura kavuşamaz.





















