(The Turkish Post) – H. AGAH KALENDER
‘Böylece onu savrulmuş toz zerreleri kılıverdik’ (Furkan Sûresi, 23’üncü âyet)
Toz hakkında kitap okuyacağımı hiç aklıma gelmezdi. Yanlış anlamayın ‘toz’ derken uyuşturucudan söz etmiyorum. Bildiğimiz toz, etrafta uçuşup duran küçük zerreler… TÜBİTAK Bilim Kitapları’ndan ‘Neden Canımız Yanar’ı okuduktan sonra bu seriden çıkan ne kadar kitap varsa hepsine ulaşmaya çalıştım. Acıyı konu alan kitabı haftalar önce yazmıştım.
Hayatımın ‘Şeb-i yelda’ dönemi olduğu için zamanım boldu. ‘Tozun Gizli Hayatı’ kitabı elime geçince doğrusu önce tereddüt ettim. ‘Tozun çevreyi kirletmekten başka nesi olabilir ki…’ diye düşündüm. Sayfaları çevirdikçe okuduklarıma inanamadım. Hiç ummadığım şaşırtıcı ve hayret verici bilgilerle karşılaştım.

Meğer ‘neymiş toz’… Başka bir alemmiş. Anlatınca siz de hak vereceksiniz.
Kitabın tarihi eski, 2003’te yayınlanmış. Türkçe’ye ise 4 yıl sonra, 2007’de kazandırılmış. Bilimin baş döndürücü hızla ilerlediği dikkate alınırsa yazacaklarım biraz demode, geride kalmış olabilir. Kim bilir, o bilgilerin üzerine neler kondu, yeni neler eklendi? Tozun kapısından biraz eski tarihli de olsa bu kitapla girelim. Gelin bugün, bir toz tanesinin içindeki muhteşem dünyayı tanımaya başlayalım.
Hem son zamanlarda ‘çöl tozu’ hava durumunun vazgeçilmez raporlarından biri oldu. Sık sık çölden gelen toz bulutunun şehir hayatını olumsuz etkilediği vurgulanmakta ve vatandaşlar uyarılmakta… Daha bu hafta şöyle bir haber okudum: ‘Mısır üzerinden esen rüzgarlarla taşınan ince toz partikülleri cuma gününden itibaren Türkiye’ye giriş yapacak’.
Uzmanından öğreniyoruz ki, çöl tozları Anadolu’nun batısına Sahra Çölü’nden, Güneydoğu Anadolu’ya ise Arabistan’dan gelirmiş. Bu kitabı okuduktan sonra uzmanı düzeltmem gerekiyor. ‘Büyük oranda’ demek lazım. Yoksa uzaydan da üzerimize yağan tozlar var, çok daha uzaklardan dünyanın ta öte başından gelenler de… Denizlerden, göllerden yükselen küçük küçük su zerrecikleri bile var.
Eskiden toz haberlerini duymazdık. Anadolu’ya doğru esen rüzgarların tozları getirmediğinden değil elbette. Toz hava durumunda önemsenen kalem değildi. Meteoroloji geliştikçe havayla ilgili durumlar da değişti ve gelişti. Artık haberlerde çöl tozlarından söz edilmekte ve yurttaşlar uyarılmakta. Yağmura şemsiye, kara kışlık bot peki toza çare nedir? Şimdilik toza karşı koruyacak bir giysi veya eşya yok.
Kitabın sayfalarını çevirmeden soru sormak istiyorum; Evinizin herhangi bir odasının kapı ve pencerelerini sıkı sıkı dış dünyaya kapatmanıza rağmen iki gün sonra masaların, mobilyaların üzeri neden tozla dolar? O tozlar nereden sızdı? Dışarıdan mı yoksa odanın içinden mi? Ve tozdan kurtulmak mümkün mü? Peki steril, tozsuz bir dünya hayalden mi ibaret?
Kitabın yazarı Hannah Holmes toza ilgisi Moğolistan’ın Gobi Çölü’nde dolaşırken ortaya çıkmış; ‘Çöl tabanını üzerinde uçuşan pembe-portakal rengi toz bulutlarını görmezden gelmek imkansızdı. Havada dönüp duran toz taneleri burnumun ve gözlerimin içine işliyordu. Kitaplarımın sayfalarına sızmışlardı. Uyku tulumunun derinliklerine inmişlerdi’.
Yazar bu tozların önce yerel bir olgu olduğunu sanmış. Jeolog Davit Loope ‘Göğün yükseklerinde, gezegenin tamamını sarmalayan ince bir toz tabakasının uçuştuğunu’ söyleyince ilgisi ve merakı tavan yapmış; ‘Eve döndüğümde tozun beynime de yerleştiğini fark ettim’. Eline düşen yağmur damlalarını inceler. Su damlası içinde uzaydan gelen tozları hayretini arttırır. Bilgisayar ekranına yerleşen parmak izlerinin oluşturduğu toza büyüteçle bakar ve ‘Deri döküntüleri, kaya kırpıntıları, ağaç kabuğu, bisiklet boyası, abajur lifleri, karınca bacakları, kazak yünü, tuğla kırıntıları, lastik parçacıkları, hamburger yanıkları ve bakteriler’ görür.
Tozun üzerinde derinleştikçe gözü açılır; ‘Bu görünmez tozlar göründüğü kadar zararsız değildir. Küçük ama acımasız bir canavar olabilir’. Dolayısıyla insanın sağlığını tehdit edebilir. Yazar ‘Klimatolojiden, immünolojiye dek bütün ‘loji’lerde bilim insanları şu sıralarda halının üstündeki tozu hesap vermeye çağırıyor’. Ayrıca iklim değişiminin olağan şüphelisi ve zanlısı da toz… Her yıl milyarlarca ton toz göğe yükseliyor ve atmosferin yapısını değiştiriyor.
Toz haklı olarak bilim dünyasının ilgisini çekmeyi başarır. Bir kadın araştırmacı incelemek istediği uzay tozunu bir kuyunun dibinden toplamak için su altında çalışan bir elektrikli süpürge icat eder. Son buz devrinden kalan tozları inceleyen bir başka araştırmacı minik örneklerini buz dağlarının derinliklerinden çıkarır. Tozun narin yapısı taşınmasını ve analiz edilmesini zorlaştırır. Bir bilim insanı uçuşan zerrecikleri parmaklarına yapıştırıcı sararak yakalamaya ve toplamaya çalışır. Başarır da…

Yeni yıkanmış bir su bardağının içinde ne kadar toz olabilir?
‘En az 25 bin parça mikroskobik toz dolanmaktadır’ diyor kitap. Bu toz parçacıklarında evrendeki her şeyden biraz var. Sahra kumlarından dökülmüş minik parçacıklar, gözle görülemeyen deve tüyü lifleri… Sonra rüzgâr yön değiştirir; orman mantarı sporları, böcek kalıntıları, kurumuş menekşe parçaları çevrenizi sarar. Durun daha bitmedi.
Yakındaki bir otomobilden minicik siyah kurum parçaları ile karışık insan derisi döküntüleri ortalığı kaplar. Her nefes alışınızda binlerce zerre vücudunuza girer. Bazıları burnumuzun dehlizlerine yerleşir. Kimisi genzinize yapışır. Bir kısmı da derinlerde akciğerlerinize sığınır. Siz bu yazıyı okurken 150 bin kadarını soluyarak içinize çekmiş olabilirsiniz. Ve tabii dünyanın en temiz köşelerinden birinde yaşıyorsanız.
Havanın kirli olduğu büyük şehirlerde yaşıyorsanız ve mevsim de kışsa vay halinize… Soluduğunuz hava değil, tozdur. Ciğerinize çektiğiniz sadece oksijen değil, binlerce ve binlerce toz zerrecikleridir. Ve her zerre masum değildir. İçinde tehlikeler taşır. O yüzden sık sık havanın durumu insan sağlığı açısından değerlendirilir. Yetkililer yaşlılar, kronik rahatsızlığı olanlar ve çocukların iyi korunması yönünde ikazlar yapar. Bu uyarılar boşuna değil yani.
Burada parantez açarak bir anımı paylaşacağım; Yıllar yıllar önce Adnan Menderes’in doktoruyla tanışmıştım; Adı Celal Ertuğ idi. Dün gibi aklımda. Çevreyle ilgili çalışmaları vardı. Menderes’e şehirlerde havanın kirlenmekte olduğu yönünde rapor verdiğini anlattı. Hiç ciddiye alınmadığından yakındı. Menderes ‘Celal, hava elbise mi ki kirlensin? Nereden çıkardın bunu’ diye çıkışmış. Mesleğimin ilk dönemiydi. Hâlâ unutamadım. Havanın da beyaz bir gömlek gibi kirlendiği çok geçmeden anlaşıldı ve herkes tarafından kabul edildi.

Etrafımızda ne kadar fazla toz var? Rakama dökülebilir mi?
Toz zerrecikleri çok küçük olduğundan ve sık yer değiştirdiğinden miktarlarla ilgili tahminler kabacadır. Her yıl devasa büyüklükteki küçük şeyler rüzgâra karışır. 1 ila 3 milyar ton çöl tozu göğe yükselir. Bir milyar ton 14 milyon vagonu doldurur. Ki böyle bir tren ekvatorun çevresinden yerküreyi 6 kez dolanır. Bir de buna okyanuslardan yükselen 3 buçuk milyar ton tuz zerresi ilave etmek gerekir.
Ağaçlar ve diğer bitkiler rüzgara1 1 milyar ton organik kimyasal bırakır. Volkanlar ve bataklıklardan 20 ila 30 milyon ton sülfür bileşiği sızar. Canlı tozlar da var: Uçuşan mantarlar, virüsler, diatom denilen mikroskobik boyutta su yosunları, bakteriler, polenler, çürüyen yaprakların lifleri, sineklerin gözleri örümceklerin bacakları, kelebeklerin kanatlarından dökülen pullar, kutup ayılarının tüy parçacıkları, fillerin deri döküntüleri…
İnsanoğlu metal ve madenleri keşfettikten sonra tozların arasına bronz, demir, bakır, altın ve gümüş parçacıkları katıldı. Yazar diyor ki; ‘Sanayi devrimiyle birlikte toz üretimimiz yüksek vitese geçti’. Bugün enerji santrallerinden her yıl yaklaşık 90 ila 100 milyon ton sülfür göğe yükselmekte. Göklerde ister 1 milyar olsun ister 3 milyar ton tozun en az yarısından insanoğlu sorumlu. Endüstri devriminin pek hesaba katılmayan faturası bu.
Hepsinden kötüsü 20. yüzyılın sinirleri etkileyen cıva ve zihni aptallaştıran kurşun içeren türlü kanserojenler ile nükleer felaketler, böcek ilaçları, asbest ve zehirli dumanlardan çıkan radyoaktif taneciklere kadar çok çeşitli tozlar var. Her yıl bunların ne kadarı atmosfere yükseliyor? Bilen yok. Sadece tahminler yapılabiliyor. Ama sonuçlarını acı olarak yaşıyoruz. Yağmur damlalarına tutunan zehirli toz zerrecikleri üstümüze, topraklarımıza yağıyor.

Rüzgâra tutunan toz sınır tanımaz. Dünyanın çevresinde görünmez hava akımlarıyla taşınan toz ırmakları akar.
Toz ırmakları gezegenin öyle ayrılmaz parçasıdır ki onlar olmazsa yağmur da kar da nadiren yağar. Bu görünmez nehirlerin haritasını çıkaran bilim insanları doğal ve organik tozlara sanayi devrimiyle başlayan süreçte insanoğlunun katkısı nedeniyle son derece kaygılı. O ırmaklar bir ülkeden diğerine akarken sağlığı tehdit eden zerrecikleri de taşıyor.
Tozun büyüklüğü için bilim insanları mikron ölçüsünü kullanıyor. Kollarımızdaki bir kıl 100 mikron genişliğinde. En büyük toz parçacıkları bir kılın yalnızca üçte ikisi genişliğinde olur. Bu tombul tozlar genellikle doğanın eseri. Gömleğinizin dokumasından süzülüp etrafınızda görünmez bir hale oluşturan ölü deri döküntüleri bir kılın onda biri genişliğinde. Denizlerden yükselen tuz zerrecikleri 5 mikrondan daha büyük değil.
Bunlar toz parçacıklarının en büyüklerinden sayılır. Tıp büyük tozlardan ziyade küçük tozlardan korkar. Neden mi? İnsan bedeni büyük tozları filtre eder ve geçişine izin vermez. Polenler burunda asılı kalır. Bahar aylarında sık görünen alerjinin nedeni de budur. Küçük tozlar akciğerin en hassas yerlerine kadar ulaşmayı başarır. Son zamanlardaki tıbbi araştırmalar çoğu hastalığa ve ölüme kılın 25’te biri kadar büyüklükteki yol açtığını göstermekte. Küçük tozların ölüme nasıl yol açtığı sorusu ise hâlâ cevapsız…
Toz yine de vazgeçilmezdir. Güneş, koruyucu uzay tozundan oluşan devasa bir rahmin içinde yaratılmıştır.
Kozmik anlamda büyük sayılacak miktarlarda toz Samanyolu’nu karartmakta, yıldızları görmemizi engellemektedir. Ölen her yıldızdan sanki siyah bir havai fişekten çıkar gibi galaksimize toz yağmaktadır. Dünya’da tozsuz kalmak istemezdik. Çünkü tozdan arınmış bir dünya boğucu derecede rutubetli olurdu. Toz olmazsa su buharı yoğunlaşmaya başlayamaz yağmur damlalarına dönüşemezdi. Tozsuz gökyüzü bulutsuz olurdu.
Çöllerden esen rüzgarlarla birlikte havayı tıkayan milyarlarca ton cansız kaya tozu bile yerküre için değerlidir. Çıplak gri kayaların yerine yeşil otlakların oluşması toz sayesinde. Amazon yağmur ormanları da yapısını toza borçlu. Yere düşen kaya tozları dünyanın en ıssız yerlerindeki canlıları besler. Buzullar üzerine konan tozlar yiyecek servisi sunar. Bir buzulun içinde bile çok yer dolaşmış bir tozun küçücük bir yaşam ağını sürdürebildiği görülmekte. Bilim insanları artık tozlarımızdan bazılarının güneş ışığını yansıtıp dünyayı serinlettiğini biliyor.

Peki evimizdeki tozlar?
Dışarıdakiler gibi… Hem iyi hem de acımasız olabilir. Kanepenin altında, buzdolabının arkasında biriken toz pamukçukları uzay elmaslarından Sahra tozuna, dinozorların kemiklerinden otomobil lastiklerinden çıkan kauçuk parçalarına kadar her şeyi içeriyor. Aynı zamanda zehirli kurşunu, böcek ilaçlarını, tehlikeli küfleri ve bakterileri, kansere neden olan duman parçacıklarını ve temizlik maddelerindeki kimyasallardan bir miktarı da içinde barındırıyor. Halılar üzerinde emekleyen bebek ve çocukların küçük ve ıslak avuçları toz toplar. Ve içlerinde kurşun zerrecikleri de vardır.
Astım veya alerji hastasıysanız yapmanız gereken en son şey evinizdeki tozu temizlemeye çalışmaktır. Ev temizliği her zaman yerdeki tozu havaya kaldırmaya yarar. Havadaki tozu da soluktan başka seçeneğiniz yoktur. El süpürgesi toz ve kiri bir yerden başka yere taşır. Ağır parçalar yerde kayıp oradan oraya sıçrarken hafif tozlar havalanır. Elektrikli süpürge mi? Onun da küçük ama küçük bir sırrı ortaya çıktı. Fazlasıyla toz çekiyor fakat en küçük ve en kolay solunabilecek parçacıklar filtreden doğruca geçip havaya karışıyordu. Süpürgeler ne kadar toz çekici olsalar da alerjen maddeler içeren tozları havalandırır.
Mutfakta yemek pişirirken oluşan tozlar? Pişirilen şeyin ısıyla değişmiş küçük zerreleri ve sıkışmış buharıdır. İlk ortaya çıktıklarında çok küçüktürler. Evin içinde dolaşmaya başladıkça başka parçacıklarla birleşip büyürler. Bazısını soluyarak içimize çekeriz. Kalanı etrafına dağılacak ve eşyaların üzerine konacaktır. Uzmanlar 76 yaşında ortalama bir insanın yaklaşık 2 buçuk ile 3 buçuk bardak toz yutmuş olacağını söylüyor. Zararlar zerrecikler bulunmasaydı bu sorun değildi. Ancak bugün risklerini de beraberinde getiriyor.

Kitapta tuhaf ve ilginç bir bilgi de var; Alerji uzmanları yıllardır bazı hastalarına doğrudan elektrik süpürgesinin torbasından alınıp damıtılmış tozlarla aşı yapıyor. Bu aşılar toz alerjisinin tedavisinde kullanılıyor. Ve gelişmiş ülke çocukları daha çabuk ve yüksek oranda astım gibi hastalıklara yakalanırken… Tozlu mikroplu evlerde emekleyip parmaklarını emen bebek ve çocukların astım gibi hastalıklara yakalanma riski daha düşük… Doktorlar ev tozlarında bulunan bir şeyin bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirdiğine inanıyor.
Nasıl bugün dinozorların tozu havada uçuşuyorsa, bizim de çürümüş varlığımızın tozları öyle uçuşacak.
Vücudumuz toprağa gömülürse kaçınılmaz olarak onu saran toprakla birleşecek. Ve bizde erozyon ve rüzgarla dünyaya savrulacağız. Yazar bir bedenin toza dönüşmemesinin imkânsız olduğunu söylüyor: ‘Her canlının sonu er ya da geç toz olmaktır’. Dünyada tozla başlayan yaşam tozla sona erecek.
Altını çizdiğimiz satırlar ve paragraflar o kadar çok ki… Yazıyı daha fazla uzatmadan – ki zaten yeteri kadar uzadı – bu kadarını paylaşmış olayım. Şimdi anladınız mı bir toz zerresinin bünyesinde neler barındırdığını… Ve tozdan kurtulmanın mümkün olmadığını… Evlerde toz temizliği tozutarak yapıldığı beraberinde riskler de getirdiğini… Ve tozdan arınmış bir dünyanın da imkânsız olduğunu… İnsanoğlu ne tozla yapabilir ne de tozsuz… Yağmur ve kar taneciklerini toza borçluyuz… Soluduğumuz bazı zehirli zerrecikleri de…
Yazının başlarında soru sormuştum. Cevabı yazının içinde… İlla benden duymak isterseniz, biz dışarıda ve evin içinde bir toz bulutunun içinde yaşıyoruz. Kapıyı, pencereyi ne kadar sıkı kapatırsanız kapatın havada uçuşan toz parçaları yere inecek halınıza, mobilyalarınıza, masanıza konacaktır.
Furkan Sûresi’nin 23. âyeti her şeyi özetliyor: ‘Böylece onu savrulmuş toz zerreleri kılıverdik’.























