(The Turkish Post) – H. AGAH KALENDER
“Kafile Mısır’dan ayrılınca babaları, (Hz Yakup) ‘Eğer bana bunamış demezseniz, inanın ben Yûsuf’un kokusunu alıyorum!’ dedi”. Ayet.
“Bana dünyadan üç şey sevdirildi; Güzel koku…”. Hadis.
Ey okur! Gelin bugünden gündemden kopalım, yeter güncelin peşinden koştuğumuz. Nicedir yazmayı düşündüğüm bir konu var. Artık zamanı geldi. Bahar da kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Güller tomurcuklandı, leylaklar açtı. Yakında tabiatın güzel kokusu saracak ortalığı. Evet, bugün konumuz koku…
Hayır, öyle basit ve sıradan bir konu değil. Kokuyu kolonya veya parfümle sınırlı sanmayın. Derinliği olan bir mesele… Benim gündemime yeni girdi. Epey okuma yaptım. Şöyle bir cümle yazsam sizi şaşırtabilir miyim; ‘Kokuların öyle bir inandırıcılığı vardır ki, sözden, gözle görmekten, duygudan, iradeden daha güçlüdür…’ Evet mi? Kokunun insan yaşamındaki yeri öyle böyle değil. Nasıl mı? Anlatacağım…
Koku ile insanın tanışması daha dünyaya gözünü açmadan başlıyor, anne karnında… Dünyayı buğulu ve bulanık gözlerle gören bir kaç saatlik bebek kadınlar arasında annesine doğru kokunun izini takip ederek hamle yaptığını biliyor musunuz?… O bebeğin memeye doğru gitmesi de yine ‘koku’ yüzünden… Yoksa nereden bilsin gıdasının kaynağını… Koku en güçlü duygu…
KOKU VE RUH AYNI KÖKENDEN
Konuya biraz hızlı girdik galiba… Önce kelimenin etimolojisine bir göz atalım istiyorum. Koku Türkçe bir sözcük… Orta Asya kökenli… Eskiden ‘rayiha’ da denirdi. Divan şiirlerinde geçer. Yaşı biraz ileri olanların kulakları aşinadır. Arapça bir kelime… Kökeni ne biliyor musunuz? Ruh… Bildiğimiz ruh… ‘Nefes, soluk koku…’ anlamına geliyor. Rayiha Türkçe ‘y’ ile telaffuz ediliyor ama ortadaki harf ‘y’ değil hemze, elif… Araplar ‘raiha’ der.
Koku ve ruh kelimelerini aynı kökten gelmesi ne kadar anlamlı. Demek ki kokuda ruha dair bir şey var… Ruhani yani. Efendimize dünyada sevdirilen üç şeyden biri olması boşuna değil. ‘Itır’ kelimesi da Arapça ‘koku’ demek. Güzel kokan bir bitkinin de adı. Eskiler kullanırdı. Şimdi unutuldu. Bu kelimeden türeme bir kavram var, herkesin bildiği; ‘Attar’. Zaman zaman ‘aktar’ da denir. Doğrusu ‘attar’. Başındaki harf elif değil ayn, ‘t’ de ‘kalın tı’… K’ye dönüşecek bir harf yok. Aktar da dile yerleşmiş…
Koku kelimesiyle akraba olduğu sanılan ‘misk, amber’ sözcükleri kokunun kendisini değil türünü işaret ediyor. ‘Esans kelimesi var’ dediğinizi duyar gibiyim. Doğru, Fransızca’dan Türkçe’ye geçme… ‘Bir şeyin, bir bitkinin özü’ demek. Koku veya parfüm yani. Peki parfüm sözcüğü…? O da Fransızca ve İtalyanca kökenli. Hem ‘esans’ hem de ‘parfüm’ kullanımı dilin zenginliği… Elbette günlük hayatta iki kelime arasında küçük de olsa bir fark olabilir. Bu da doğal. Hacı amcaların kullandığı ‘esans’, beyefendilerinki ise ‘parfüm…’
Koku mevzuunda Farsça’nın esamesi okunmamasını merak ettim. ‘Bu, Buy’ koku demekmiş Farsça… Divan şiirinde nadiren kullanılmış. Şiir ve edebi metinlerin dışına pek çıkamamış. Bu sözcükten türeme kavramlar hatta isimler var. ‘Şebboy’ onlardan biri… İki farklı kelimenin birleşmesi… ‘Şeb’ malum gece demek Farsça. Şeb-nem; gece nemi… Şeb-buy da ‘gece kokusu’ anlamına geliyor.
VEDAT OZAN’IN KOKULAR KİTABI
Bu kadar yeter… Kelimeler üzerinde ahkam kesmeyi bırakalım da konunun özüne yani ‘kokuya’ gelelim gayri. Koku konusunda gözümü açan ve ufkumu genişleten bir kitap var; ‘Vedat Ozan’ın Kokular Kitabı’. Kitabı elime aldığında beni bu kadar saracağını düşünmemiştim, o kadar etkiledi ki, diğer ciltlerini de alıp okudum. Parfümler başlı başına bir kitap… Parfüm deyip geçmeyin… Büyük bir endüstri, tarihi, sosyolojisi, psikolojisi hatta felsefesi var. Parfümler üzerine öyle çarpıcı ve dokunaklı hikayeler okudum ki inanmakta zorlandım. ‘Parfüm asla sadece parfüm değil’ yani. Okuyunca anlıyorsunuz. Bir insan ve duygu öyküsü her biri… Önce tolarca çiçek sonra kimya…

Yazarın ‘Kültür ve lezzet…’ kokularını anlattığı devam niteliğinde kitapları da var. En azından ilk cildini okumanızı öneririm. İlginizi çekerse eğer diğerlerine geçersiniz.
Acaba “film var mı?” diye baktım… 2006 yapımı ‘Koku; Bir Katilin Hikayesi’ filmiyle karşılaştım. Bir romandan uyarlama… İzledim, fena değil. Her türlü kokuya karşı sıra dışı algısı olan bir gencin trajedisini anlatıyor. Durun durun, unutuyordum. Defalarca izlediğim bir filmde bir sahne var, sizinle paylaşmam gereken. Eski ve harika bir film, izlemiş olabilirsiniz.
Adı, ‘Başkalarının Hayatı’… 2006 yapımı mükemmel bir film. Filmden bir sahne; bugün tarih olan Doğu Almanya’nın istihbarat örgütü SİTASİ suçluları sorgularken ‘koku örneklerini’ de alır. Sandalyenin üzerine bir bez konur, üzerine olağan şüpheli kişi oturtulur, elleri avuçları aşağı gelecek şekilde kalçalarının altına koymasını istenir, şahsın kokusu kumaş parçasına siner sonra bir maşayla alınır ve bir cam kavanoza konur. Kavanozun içinde lazım oluncağı güne kadar belki yıllarca bekletilir. Sadece SİTASİ mi yoksa başka istihbarat teşkilatları da bu ‘koku yöntemini’ kullandı mı, bilmiyorum.

Vedat Ozan’ın kitabında ‘Tek yumurta ikizleri hariç herkesin kendine has ‘vücut kokusu’ var’ cümlesini okuyunca çok şaşırmıştım. Evet, parmak izi gibi herkesin kokusu farklı farklı… SİTASİ başuna ‘koku arşivi’ tutmamış. Kokunun türü farklı olduğu gibi yoğunluğu da farklı… Mesela Asyalıların vücutlarında çok az tüy ve bizlere göre oldukça az ter bezeleri var. Hem tüy, hem beze azlığı bir araya gelince çok hafif ya da yok denecek kadar az vücut kokularına sahip. Tıpkı renk ve yüz biçimleri gibi ırkların ve kültürlerin de kokuları birbirlerinden farklı…
Omurgalı canlılarda bulunan koku duyusu ‘hayatın’ idamesinde önemler rol oynadığını söylüyor uzmanlar. Eş seçiminde önemli bir parametre, karşımızdakinin koku tipi… Ayrıca içinde bulunduğumuz toplumun genel bağışıklık düzeyini de belirleyici bir öge… Farkında olun olmayın, koku duyuları sayesinde eş olarak uyumlu fakat bağışıklık olarak farklı sisteme sahip birini tercih ediyorsunuz. Sizden sonraki nesil veya kuşaklar bu uyum ve farktan nasibini alıyor ve daha güçlü bağışıklık sistemine sahip oluyor.
KADINLARIN KOKU DUYUSU DAHA GELİŞMİŞ
Yazar diyor ki; ‘Biz bu eş kokusunu, farkına varmadan duyumsuyor ve beynimizde anlamlandırıyoruz’. Tek faktör ‘koku’ değil elbette…. Yoksa hiç kimse eşini koklayarak seçmiyor. Koku farklı bir boyutta etki ediyor. Bu arada kadınların koku alma duyusu erkeklere göre çok daha gelişkin. Kitaptan bir cümle; ‘Bir odaya girdiğinizde o odanın duvarındaki bir resmi veya nesneyi tesadüfen görmemiş olabilirsiniz fakat aynı odadaki kokuyu es geçmeniz, atlamanız imkansız. Bu kaçınılmaz bir uyarınla karşı karşıyayız demek’.
Vücut kokusunun bir çok nedeni var… Gıdalar bunlardan biri… Yedikleriniz kokunuza yansır. Ayrıca ter… Bir insan vücudunda 3 ile 4 milyon arasında ter bezesi bulunuyor. Bir bedenin günde 2 litre ter atma kapasitesi mevcut… Bu bezeler doğumla birlikte faaliyetine başlıyor. Fakat kokulu terin kaynağı ‘apokrin’ ergenlikten itibaren çalışıyor. ‘Eskiden bu çocuk kokmazdı’ diyen ana babalar haklı. Terde vücut, kokuyu etkileyen faktörlerden biri.
Yaşla birlikte koku alma duyularında kayıplar yaşandığını ‘tıp söylüyor’. Koku ile hastalıklar arasında ilişki var. Eğer koku duyusunu yitirdiyseniz alzheimer veya başka bir hastalığın gelmekte olduğunu bilin. Duyu kayıplarına ‘tıp’ çareler aramış ve bulmuş da… İşitme kaybınız varsa ‘kulaklık’ imdadınıza yetişiyor. Görme kaybı yaşıyorsanız, gözlükle telafi ediyorsunuz. Fakat tıp ve bilimin ‘koku ve burun’ konusunda hassas olduğunu söylemek zor. Koku duyusunu tamamen yitirmiş birine ‘tıpın’ söylediği bir şey yok. Koku kaybı insanın olağan yaşantısından çok şeyi alıp götürmüyor mu? Tıp neden bu kadar ilgisiz.
Farkındayım konuya biraz dağınık ve parçalı giriş yaptım. Bir fırsat doğarsa ‘devam yazısı’ gibi değil de bir başka boyutuyla kokunun peşinden gideriz. Şair “Köşe başını tutan leylak kokusu / yakamı bırak da gideyim” diye boşuna söylememiş.
Mark Twain de “Bağışlamak menekşenin kendisini ezen topuğa kokusunu bulaştırmasıdır” diye felsefe yapmaktan geri durmamış. ‘Güzel kokuyu sevmek’ O’ndan kalan, dünyaya ait en güzel miraslardan biri… Evlat hasretiyle kavrulan Hazreti Yakup, Yusuf’unun gömleğine sinen kokusunu binlerce ce kilometre öteden aldı. Ve kokuyla teselli oldu.
Öyle bir yazıya sığacak bir konu değil bu…






















