(The Turkish Post) – H. AGAH KALENDER
Ey okur! Futboldan devam edelim mi? Malum, geçen hafta Kerem Aktürkoğlu Kitabı’nı yazmıştım. Alıp okudunuz mu? Merak uyandırmadıysam üzülürüm. Ve lig başladı. Hem de sürprizle… Son şampiyon kendi saha ve seyircisinin önünde yenilmekten son anda kurtuldu. Eğer Osimhen gibi bir dünya yıldızı kadroda olmasaydı hali perişandı. Osimhen bir futbolcunun takımın kaderini ne denli etkilediğini gösterdi. ‘Bir çiçekle bahar gelmez…’ Doğru… Fakat her bir çiçek baharın habercisi değil mi? Osimhen olmasaydı Galatasaray şampiyon olabilir miydi? Kader anlarında sahnede hep o vardı.
Osimhen ile Türk futbolu sınıf atladı. Çığırı açan Galatasaray’dı. Fakat bu sezon zayıf kaldı. Takıma Osimhen ayarında yıldız kazandıramadı. Transferde en hareketsiz kulüp oldu. Taraftar hayal kırıklığı içindeydi. Daha ligin başında ilk maç oynanırken tribünlerden ‘yönetim istifa’ sesleri yükseldi. Oysa o yönetim takımı üst üste 4 kez şampiyon yaptı. Futbol için ‘nankördür’ denir. Ve dün yoktur, bugün vardır. Galatasaray gibi zaferlere alışkın bir kulübün transferde geri kalması taraftarı çıldırttı.
Türkiye ligi dünya yıldızlarına hiç de yabancı değil. Daha önce Hagi geldi. Karpatların Maradona’sı… İstanbul’da tekrar doğdu ve ikinci baharını yaşadı. Galatasaray’ı Avrupa’ya taşıdı. Fenerbahçe Ortega. Roberto Caros ve Anelka gibi yıldızları getirdi. Alman Milli Takım’ın kalecisi Schumacher’i unutmuş değilim. Ve Simoviç’i de… Portekiz’in harika çocuğu Quaresma’ya Beşiktaş siyah beyazlı formayı giydirdi. Taraftarın sevgilisiydi. Trabzon kaleci Pfaff’ı transfer etti.
Fakat Osimhen’e kadar transferlerin niteliğinde çıta düşmüştü. Fenerbahçe ülkenin en zengin ailesinden Ali Koç’u başkan yaptı. Fakat Koç beklentilerin altında kaldı, Arda Güler gibi bir yıldızı Real Madrid’e gönderdi, satışta gösterdiği başarıyı alışta sergileyemedi. Orta ayar oyuncu transferleriyle yetindi. Ve şampiyonluk yaşayamadan da başkanlıktan ayrılmak zorunda kaldı. Bir Fenerbahçe başkanı için daha ağır olan üst üste ezeli rakibinin şampiyonluğunu görmekti.
Bu yıl ‘bomba transferler’ peş peşe patladı. En büyük sürprize Trabzon imza attı. Muhammed Salah’ı kadrosuna kazandırdı. Yaşı biraz ilerlemiş olsa da Mısırlı Salah şu an dünyanın en iyi oyuncularından… Liverpool’u şampiyon yaptı. İngiltere gibi bir ülkede ‘yılın futbolcusu’ seçildi. Gol ve asist kralı oldu. Kariyeri olağanüstü biri… Bir ara Beşiktaş ilgilendi. Fakat sonuç alamadı. Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan ‘saman altından su yürüttü…’ Sessiz sedasız görüşmeler yaptı. Ve Salah’la anlaşmayı sağladı. Bir anda Karadeniz’de Salah rüzgarları esmeye başladı.
Salah’ı Trabzon’da 30 bin taraftar büyük coşkuyla karşıladı. Bu olağanüstü ilgi çok az futbolcuya nasip oldu. Bunda Salah’ın Müslüman kimliğinin de önemi olduğu muhakkak… Futbolun endüstrileşmesiyle birlikte Trabzon, İstanbul takımları karşısında eski havasını yitirmişti. Muhammed Salah sıradan basit bir transfer değil. Bir iddianın adı… Şampiyonluk yarışında ‘ben de varım’ dedi. Bunu tüm dünyaya duyurdu. Salah’ın etkisi sınırları aştı. Bir çok futbolsever Trabzon’un adından haberdar oldu.
Futbol taraftarı bazen renkleri önemsemez sırf bir futbolcuyu izlemek için stada gelir veya ekranın başına geçer. Muhammed Salah böyle bir oyuncu… Salah’ı izlemenin ayrıcalığını yaşamak isteyen taraflı tarafsız bir çok kişi Trabzon’un maçlarını izleyecek. Karadeniz Arapların ilgi gösterdiği bir coğrafya… Salah’ın turizme de katkısı olacağı kesin… Bir ‘futbol turizmi’ doğurursa şaşırmamak lazım. Futbol böyle bir pazar… Her açıdan çok isabetli bir transfer… Şu ana kadar yapılan en iyi transferlerden biri… Belki de ilki… Takıma katkısını da görmek lazım.
‘Allah Allah Muhammed Salah…’ şarkısı herkesin dilinde… Sezonun parçası olmaya aday. Beşiktaş da hazırlık yapmıştı… Onların sloganı ‘Ya Allah Bismillah Muhammed Salah’ idi. Salah’ın ismi slogan veya şarkılara da yatkın… Küfür ve hakaretlerin yerini bu tip şarkıların alması da futbolun güzel yanlarından biri… Trabzon tribünlerinde kadın, çocuk ve aile taraftarların çokluğu dikkat çekiciydi. Tribünlerin ‘Allah Allah Muhammed Salah’ diye coşması bu açıdan da iyi olacak.
Salah bir iddianın adı… Peki Trabzon’u şampiyon yapabilecek imi? Osimhen’in Galatasaray’a verdiği katkının benzerini Borda Mavili takımda sergileyebilecek mi? Karadeniz’in hırçın dalgasına dönüşebilecek mi? Önü alınamaz Karadeniz fırtınası olabilecek mi? Gollerini atıp, secdeye gidebilecek mi? Onu sadece Avrupa ve dünya futbolu yakından izleyecek… Başarısız olması için sebep yok. Zaferler için ise sebep çok. En iyi bildiği işi yapması kafi… Asist ve gol… Ondan beklenen bu… Yıllardır yaptığı iş… Bunu en zor ligte başardı. Türkiye’de niye tekrarlayamasın…?
Beşiktaş da transferin yıldızıydı. Kalesine dünya yıldızına teslim etti. A. Nübel’in nasıl isabetli bir transfer olduğu Avrupa maçlarında görüldü. Kale Kartal’ın en çok aksayan yönlerinden biriydi. Nübel’i Bayern Münih’ten aldı. Sıradan bir isim değil. Alman Milli Takımı’nın da kalesi için en güçlü aday… L. Trossard da büyük yıldız. Dünya kupasında Belçika takımında oynadı. Performansıyla göz doldurdu. Yeni sezonda ismini sık duyacağımız oyunculardan biri olmaya aday…
Ve tabii D. Vlahoviç… Beşiktaş yönetimi çok uğraştı. Hocanını takımda görmek istediği futbolcuların başında geliyordu. Serdal Adalı yönetimi kesenin ağzını açtı ve uzun uğraşların sonuna Vlahoviç’i takıma kazandırdı. Genç bir isim… 20’li yaşlarının ortasında… Sırpların harika çocuğu… Bir Salah olmasa da Beşiktaş’a katkı yapacak bir isim olduğu açık. Beşiktaş da iddialı… Transferler bunun göstergesi… Şampiyonluk yarışı son yıllarda olduğu gibi iki takım arasında yaşanmayacak. Trabzon ve Beşiktaş da potada artık…
Beşiktaş’ın en iyi transferi kim? Elbette hocası Vincenzo İtaliano… İtalyanların kurt hocası… Her zaman oyunun içinde. Kenarda bir seyirci değil. Avrupa maçlarında neredeyse bir futbolcu kadar ter döktü. Yerinde duramadı. Oyunu adeta yaşadı. Enerjisini oyunculara yansıtmasını bildi. Ne denli isabetli bir transfer olduğunu gösterdi.
Aziz Yıldırım Fenerbahçe’ye tekrar döndü. Tek hedef koydu; Şampiyonluk… Taraftarın sabrı tükendi. Beklemekten yoruldu. Travmalar taraftarın psikolojisini bozdu. Yıllardır şampiyonluğu hasret… Bu kadar uzun süre fetret yaşamamıştı. Ezeli rakibi Galatasaray karşısında çok geriledi. Yeni taraftar kazanmakta zorlandı. Aziz Yıldırım takımı düştüğü yerden kaldırabilecek mi? Fenerbahçe küllerinden yeniden doğabilecek mi? Aykut Kocaman’la masaya oturdu fakat takımın başına İsmail Kartal’ı getirdi.
Yeni transfer için mevcutları eksiltmesi lazım. Yine de M. Greenwood, N. Ake, Lukaku ve eski oyuncusu Vedat Muriqi transfer etti. Kartal Avrupa maçlarında takımı toparladı iyi onattı. Aziz Yıldırım’dan beklenen Anelka gibi dünya yıldızları… Hala o kapı açık. Mevcut kadro şampiyonluğa rahat oynar. Kader ve final maçlarını kazanabilecek mi? Yoksa travmaları devam mı edecek? Bu kadroyla ligi domine etmesi zor. Kadro derinliği şampiyonluğun olmazsa olmazı… Bu sıkıntıyı son 4 yılın şampiyonu Galatasaray da yaşıyor. Aziz Yıldırım ve Dursun Özbek’in neşter vurması kaçınılmaz.
Galiba benim bugüne kadar yaşadığım ‘en süper sezon’ bu… Salah, Osimhen bir yanda Vlahoviç, Kante diğer yanda… Takımların atanı da tutanı da güçlü… İlk maçta yaşanan sürpriz sezona yayılır mı? Niye olmasın…? Çoklu ve heyecanlı yarış futbolseverleri bekliyor. Toplumun nabzı biraz da tribünlerde atacak. Ben de edebiyat, kitap, şiir derken hayatın diğer gerçeği futbola lig başlarken dikkatinizi çekmek istedim.
İsterseniz bir şiirle noktalayalım yazıyı… Victor Hugo’dan… “Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? / Dudaklar gülerken insan ağlayamaz mı? / Sevmek için güzele mi bakmalı / Çirkin bir tende güzel bir ruh kalbi bağlayamaz mı? / Hasret, özlenenden uzak mı kalmaktır / Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı? / Hırsızlık, para pul, mal mı çalmaktır? / Saadet çalmak hırsızlık olamaz mı? / Solması için gülü dalından mı koparmalı? / Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı? / Öldürmek için silah hançer mi olmalı? Saçlar bağ, gözler silah, gülüş kurşun olamaz mı?”




















