(The Turkish Post) – H. AGAH KALENDER
Ey okur! Bugün tarihin sayfaları arasında gezineceğiz. Malum, şehre bir savcı geldi. Tunceli’de bir dosyanın kaderi değişti. Ve bir valinin adı cinayete karıştı. Oğlu olağan şüpheli… Vali Baba ise cinayeti örtbas etmekle suçlandı. Baba, oğul tutuklandı. Medya ve manşetler bu haberlerle dolu… Vali Tuncay Sonel’in kullandığı araç ‘dna’ için incelemeye alındı. Rakel Dink’in yıllar önce söylediği ‘Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan…’ cümlesi sık hatırlandı.
‘Bir validen suçlu yaratan sistem’ mi söz konusu acaba… Dönemin bakanları da zan altında kaldı. Özellikle Süleyman Soylu’un ismi tartışmalara konu oldu. Valinin ‘örtbas çabalarına’ göz mü yumuldu? O sırada devlet kurumlarının haberi olmadı mı? Yoksa görmezden mi gelindi? Bir dizi skandal gelişme peş peşe nasıl yaşandı? Bu sırada Ankara’nın gözü nereye bakıyordu? Tunceli gelişmeleri bu yönüyle de analiz edilebilir.
Fakat ben söylediğim gibi biraz geçmişe yelken açacağım. Yaklaşık 80 yıl öncesine… Bir vali ile bir cinayet kelimeleri ilk kez bir araya gelmedi. ‘Ankara cinayeti’ diye tarihe geçen olayı duydunuz mu? Hakkında belgeseller, filmler yapıldı, kitaplar yazıldı. Ben kitabı yıllar önce okumuştum. 2006’da Tarık Akan’ın başrolünü oynadığı filmini izlemek istedim fakat internet ortamında bulamadım.
Üç bölümlük belgeselini izledim. Konuyla ilgili haber ve yorumları okudum. Ve size de kısaca hatırlatmak istedim. ‘Tarihin tekerrürü…’ babından değil. Sonuçları ve etkileri derin ve büyük olduğu için… Öyle bir cinayet ki… Bir vali intihar etti, Genelkurmay Başkanı istifa etti. Kamuoyu haftalar, aylarca bu konuyla yatıp kalktı. Hala ‘sis perdesi’ tam aralanmış değil. Faili meçhul değil, malum… Fakat cinayetin sebebi aradan geçen onca zamana rağmen hala meçhul… Belirsiz yani.
1945’inin sonbaharı… Akşam saatleri… Ankara’nın en işlek yerinde peş peşe silah sesleri duyuldu. Tabancadan çıkan mermiler ahalinin yakından tanıdığı doktor Neşet Naci Arzan’ı delik deşik etti. ‘İmdat beni öldürüyorlar… Kurtarın beni…!’ çığlıkları sokaktan duyuldu. Zanlı ‘muayene’ için gelen hastalardan biriydi. Gergin tavrı hemşirenin dikkatini çekmişti. ‘Neyiniz var?’ sorusunu cevapsız bıraktı. ‘Beni en son alın’ dedi. Öyle de oldu…
İçeri girdiğinde cebinden silahını çıkardı… Silah sesleri, çığlıklar büyük kargaşa yaşandı. Katil tabancasını cebine koydu, sokaktaki kalabalığın arasında kayboldu. Tüm dikkatler doktorun üzerinde yoğunlaşmıştı. 2. Dünya Savaşı’nın sıcak ortamı geride kalmaktaydı. Dönem yavaş yavaş soğuk savaş iklimine kayıyordu. N. Naci Arzan aynı zamanda büyükelçiliklerin doktoruydu. Özellikle Sovyetler Birliği sefaretinin doktoru olarak biliniyordu. Dikkat çekici bir ayrıntıydı. Siyasi ve istihbari yönü olabilir miydi?
Polis yarım saat sonra olay yerine geldi. Üstünkörü delil topladı. Çok geçmeden fail ortaya çıktı. Reşit Mercan adında bir genç cinayeti kendisinin işlediği söyleyerek teslim oldu. Yargı süreci çok hızlı işledi. Haftalar geçmeden iddianame hazırlandı. Duruşmalar başladı. Mercan cinayeti itiraf etti fakat söyledikleri tutarsız ve çelişkiliydi. Gerekçesi kimseyi ikna etmedi. “Verem hastasıyım. Rapor istedim, vermeyince sinirlenip öldürdüm…” dedi. Mercan verem hastası değildi.

Polisteki ilk ifadesi de farklıydı. ‘Para yüzünden’ demişti. Görgü tanıklarının ifadeleri de tutarsızdı. Ortada bir gariplik vardı. Fakat mahkeme üzerinde pek durmadı. Silahı nereden bulmuştu? Önce söylemek istemedi. Sonra okul arkadaşı Haşmet Orbay’dan aldığını itiraf etti. Doğruydu, birlikte okumuşlardı ve aynı evi paylaşıyorlardı. Haşmet Orbay dönemin Genelkurmay Başkanı’nın oğluydu. Bu bağlantı cinayeti daha ilginç hale getirdi. Ve dikkatler Haşmet Orbay’ın üzerine kaydı.
Kazım Orbay’ı Genelkurmay Başkanı yapan Fevzi Çakmak’tı. Orbay, Enver Paşa’nın kız kardeşiyle evliydi. Hatırlı ve bilinen biriydi. İsmet Paşa’nın da desteği arkasındaydı. O dönem Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’dı. İnönü’nün en gözde bürokratı… Evladı gibi sevdiği biri… Haşmet Orbay, Tandoğan’ın özel kalem müdürüydü. Doktorun öldürülmesi basit, sıradan bir cinayete benzemiyordu. Dosyaya Haşmet Orbay da dahil oldu. Katile silah temin etmekten dava açıldı.

Devletin gölgesi davanın üzerindeydi. Mahkeme kararı çabuk verdi. Reşit Mercan’ı 20 yıl, Haşmet Orbay’ı 1 yıl hapse mahkum etti. Kamuoyu tatmin olmadı. Büyük boşluklar vardı. Başsavcı Fahrettin Karaoğlan bozma istemi ve davanın Ankara dışında görülmesi talebiyle Yargıtay’a başvurdu. Yargıtay ‘çelişkileri’ tespit etti ve davanın yeniden Ankara yerine Bolu’da görülmesini istedi. Herkesin gözü mahkemedeydi. Kalabalık bir avukat gurubu cinayetin aydınlatılması için seferber oldu.
Katil zanlısı Reşit Mercan Bolu’daki ilk duruşmada “Katilin Haşmet Orbay olduğunu, arkadaşlık uğruna cinayeti üstlendiğini, kendisine Vali Tandoğan ve savcılığın bu yönde baskı yapıldığını söyledi. Tandoğan’ın “Cinayeti üstlenmezsen seni gebertiriz, arkandan da intihar etti diye zabıt varakası düzenleriz, kabul edersen seni kurtarırız” dediği… Vali’nin ayrıca 100 bin lira para önerdiği de gündeme geldi.
Genelkurmay Başkanı’nın oğlu cinayetle suçlanıyordu. Dönemin en kudretli bürokratlarından Vali Nevzat Tandoğan zan altındaydı. Mahkeme, Tandoğan’ın dinlenmesini istedi. Tandoğan Ankara’da ifade verdi. Gördüğü muamele karşısında şaşkındı. Tanıktan çok bir sanık gibiydi. “Cinayetin şehirde oluşturduğu heyacanı biliyordum, olayı bizzat katilin ağzından dinlemek istedim…” diyerek kendisini savundu. Sorular karşısında ‘Ben devletin valisiyim’ dese de sinirlerine hakim olamadı. Psikolojisi bozulduğu gözlendi. İsmet İnönü ile görüşmek istedi. Dönüş olmadı.
Adalet Bakanı Mümtaz Ökmen’e, duruşma sırasında kendisine, “Tanık gibi değil de, sanık gibi davranıldığından” yakındı. Olayın etkisinden çıkamadı. İçine kapandı. Ve evde silahını alnına dayayarak tetiğe bastı. ‘Astığı astık, kestiği kestik’ dönemin en kudretli bürokratı cinayeti örtbas etmekle itham edildi, mahkemede maruz kaldığı muameleyi gururuna yediremedi ve intihar etti. Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay da istifasını verdi. Bir cinayet davasını örtbas etmenin bedeli ağır oldu. Dosyayı Yargıtay’a taşıyan Başsavcı Karaoğlan aracında ölü bulundu.
Yıl 1946… Tek parti dönemi… Medya, kamuoyu ve devletin içinde bir grup bir cinayetin aydınlatılmasını sağladı. Bolu Mahkemesi Haşmet Orbay’ı suçlu buldu. Orbay’ı 18 yıl, Mercan’ı 9 yıl hapse mahkum etti. Fakat cinayetin sebebi aydınlatılmadı. Orbay, doktoru neden öldürdü? Bir devlet operasyonu muydu? Açıkça söylemedi fakat bunun işaretlerini verdi; “Memleket için yaptığımız bütün görevleri bizimle mezara götürürüz.” İstihbarat boyutu gündemden hiç düşmedi. Bosna için toplanan paraların paylaşım kavgası bile olası senaryolardan biri olarak dile getirildi.
Orbay ve Mercan’ın sınıf arkadaşı İhsan Tombuş olayın tüm yönlerini ayrıntılı şekilde ‘Ankara Cinayeti’ adını verdiği kitapta yazdı. Cinayetin sebebi ‘Ankara sırrı’ olarak kaldı. Gördüğünüz gibi bir Vali’nin adı ilk kez cinayetle birlikte anılmadı. Geçmişte yaşanan örneği sizinle paylaşmak istedim. Daha detaylı öğrenmek isteyen belgesel niteliğindeki programlara bakabilir. Gülistan Doku olayı, ‘Ankara Cinayeti’ kadar kitaplara, filmlere konu olacak. Henüz yargı sürecinin başındayız. Olayın nereye kadar uzanacağı meçhul… Bir valinin odağında olduğu kesin… Görüldüğü gibi sistem bir validen de suçlu çıkarabiliyor…





















