(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Aylar değil yıllar oldu. İsrail’in Gazze saldırıları durmak bilmedi. Şehrin dört bir yanına bombalar yağdı. Hastaneler vuruldu. Bebek, kadın ve çocuklar öldü. Açlık tehlikesi baş gösterdi. Günümüz dünyasında bir şehir kıtlıkla boğuştu. Bir deri bir kemik kalmış iskelet gibi çocuk görüntüleri medyaya yansıdı. Füzeler yardım kuyruğunda bekleyen çocukları vurdu. BM ‘kıtlık tehlikesi var’ dedi. Uluslararası gözlemciler yaşananların adını koydu; ‘Soykırım!’
Netenhayu yönetimi durmadı. Tepkilere, itirazlara kulaklarını tıkadı. Gazze’yi topyekün işgal planını devreye soktu. Tanklar şehri kuşattı, abluka altına aldı. Gazze’nin bağrından çığlıklar, feryatlar yükseliyor şimdi. “Bizi kurtaracak yok mu?” diye? Var mı? Dünyanın süper gücü ABD nerede? Trump yönetimi Netanyahu’nun yanında hizalandı. Netanyahu’nun arkasında Washington var. Avrupa sessiz. İspanya gibi sesini ve sözünü yükselten ülkeler yok değil, var fakat İsrail’i dizginlemekten çok uzak.
İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Katar’da olağanüstü toplandı. Katar özellikle seçildi. Çünkü İsrail’in son hedeflerinden biriydi. İsrail füzeleri Hamas toplantısını vurdu. Toplantıya katılan liderler dokunaklı konuşmalar yaptı. Gazze’deki soykırım kınandı. Zirvenin sonunda 25 maddelik bildiri yayınlandı. “Başkenti Doğ Kudüs olan bağımsız Filistin Devleti’nin geniş çaplı tanınmasını sağlamak için uluslararası alanda ortak çaba gösterilmesi çağrısı…” yapıldı.
Dikkat çekici diğer madde şu; “Tüm devletleri İsrail’in cezasızlığını sona erdirme çabalarını desteklemeye, ihlallerinden ve suçlarından sorumlu tutmaya, yaptırımlar uygulamaya çağırıyoruz…” Yeter mi yetmez elbette… Fakat söz ve bildiri kâğıt üzerinde kalmaz da politika ve eylem planına dönüşürse belki bir ilerleme sağlanabilir. Ne yazık ki İslam aleminin dünyası siyasetine yön verecek güç ve imkanları yok. Kurum ve teşkilatlar kınama ve çağrı bildirileriyle yetinmek durumunda.
Aslında sözün bittiği, kelimelerin tükendiği yerdeyiz. Soykırım, kıtlık ve katliamlar herkesin gözleri önünde yaşanıyor. Gazze dünyanın utancı… Ama öncelikle bizim… Kendisini ‘Müslüman’ diye tanımlayanların… Sayıları bilmem kaç olan İslam ülkelerinin… Gazze’nin utancıyla, yüzleşmek ve yazabilmek o kadar güç ki… Sözcükleri hangi anlamı yüklerseniz yükleyin derdinizi anlatamıyorunuz. Ülkelerin liderlerine hangi eleştirileri getirirseniz getirir, yüreğiniz soğumuyor. Aynı şeyleri tekrar etmenin utancından başka şey değil. Utanç içinde utanç…
Şairlere sığınmak çare mi? “Önce yüreklerimizdeki Kudüs’ü işgal ettiler / Biz savaşı önce kendimizde kaybettik / Kendimizle kaybettik / Filistin’de, Yemen’de ve daha nice illerde kuşlar / Peygamber kuşları çoktan uçup gittiler / Ürkerek vahalarda kurulmuş sefahat sofralarından / Gazze önce içimizde vuruldu…” Nuri Pakdil’in, Cahit Zarifoğlu’nun dizelere yansıyan duyguları… Gazze utancını şiirler de, şairler de gidermekten çok uzak. Gerçekler orada çok acı… İşgal altında bir şehir…
Nasıl bir çağa denk geldik..? Bahtımıza Gazze utancıyla yaşamak düştü. Dua, dua… Başka? Alnımızın ortasında kara bir leke Gazze… Sözler tükendi, kelimeler anlamını yitirdi. Yaşanan acı bir gerçek… Ve feryatlar, çığlıklar karşısında dünyanın kahreden sessizliği…






















